"Kalbim saf iyilikle beslendiği sürece dışım varsın, siyahtan koyu gözüksün."
Bir parça kızıl, bir tutam mavi: Onlar büyük bir planla hapishaneden kaçmış iki kadın da olsa, birbirlerinin kalplerinde hala birer mahkumlar.
Azra ve Deniz kaçak olarak y...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Paslı testerenin sivri uçlarına bakarken ister istemez film sahnelerini gözünün önüne getiriyordu. Saatlerdir soğuk zeminde oturmaktan her yeri ağrımıştı ve üşüyordu. Diğer odada mahkum olan Yonca hiçbir şey söylemiyordu. Derya kendi derdini unutup arkadaşlarını düşünmeye başladı. Tıpkı Yonca gibi, diğerleri de bir odaya kapatılmış ölümü bekliyor olmalılardı.
Kapı açılıp Ruhi içeri girdiğinde ona tiksinerek baktı. Bu adam her seferinde gözüne daha çirkin geliyordu. İlk defa siyah hariç başka bir renk giymişti. Gerçi sadece tişörtü beyazdı, geri kalan pantolonu, bilekli spor ayakkabıları, parmaksız eldivenleri ve deri kemeri siyahtı.
"Hayrola neden geldin?"
Ruhi ellerini cebine sokuşturdu. Normal şartlarda hep pis pis gülerdi ama şimdi gülmüyor, bilakis çok mutsuz ve tedirgin görünüyordu. Uzun bir ah etti, "Hayat size güzel vallahi. Bütün gün burada oturuyorsunuz, her işe ben koşturuyorum. Biriniz de sormuyorsunuz Ruhi iyi misin, yorgun musun diye." dedi ciddiyetini bozmaksızın.
"Ne anlatıyorsun sen? Bir bok anlamıyorum."
"Zaten siz hiçbir şeyi anlamıyorsunuz. Hala neden burada olduğunuz hakkında bir fikriniz yok değil mi? İlla karşınıza geçip salağa anlatır gibi anlatmamız gerekiyor. Beni büyük hayal kırıklığına uğratıyorsunuz."
"Defol git ya şuradan. Utanmadan sıkılmadan dalga geçiyor."
"Testereyi beğendin mi?"
"Aşırı beğendim. Hep paslı bir testerem olsun istemişimdir."
"Ne için kullanman gerektiğini biliyor musun?"
Ruhi, Derya'dan birkaç adım uzakta duruyordu. Derya dalga geçercesine işaret parmağını iki kez kendine doğru çekerek adamı yanına çağırdı. "Gel de sana göstereyim."
"Beni öldürürsen buradan asla çıkamazsın. Hadi diyelim ki ufacık, sadece küçücük bir ihtimalle buradan dışarı çıktın... Asla canlı kalamazsın."
Şu ana kadar adam hiçbir lafı boşu boşuna söylememişti. Derya içine düşen kurttan yola çıkarak adamı sorgulayan gözlerle taciz etti.
Ruhi cevap vermeden önce omuzlarını oynatarak rahatlamaya çalıştı, zira tüm bu aksiyon artık eskisi kadar diri olmayan kemiklerini yoruyordu. Suikastçı çocukla olan güç gösterisinin de kemiklerinin ağrımasında büyük payı vardı.
Gücü kuvveti yerindeydi ama eskiye kıyasla çok daha çabuk yoruluyordu. Askerdeyken uzun metreleri saniyeler içinde koşabiliyordu, oysa şimdi kırk adım koşsa nefesi daralıyordu. Sigara alışkanlığı vücut direncini düşürmüştü. Bunu fark ettiğinde zor da olsa tiryakilikten vazgeçmişti. Yalnızca iki ay olmuştu bırakalı, bazen hala canı zehirlenmek istiyordu.
"Buraya adım attığınız ilk andan itibaren geri sayım başladı. Vücudunuzda, panzehiri şifresini yalnızca benim bildiğim bir kasada olan illet bir zehir dolaşıyor. Hepinize tek tek zehir enjekte ettim."