~
Kantin sırasından canla başla çıkarken bir yandan da çayı dökmemeye çalışıyordum. En sonunda onca insanın arasından kurtulduğumda gözüm masalarda tek tek gezindi ve tanıdık yüzleri görmemle adımlarım o yöne ilerledi.
Başka bir masadan boş sandalye çekip Tuğçe ile İrem'in arasına oturdum. Benim oturmamla masada kısa bir sessizlik oldu. Birbirlerine kaş göz yaptıklarını anlayabiliyordum ama şuan ilgimi çeken tek şey açılmayan bisküvi paketiydi. Kaşlarım benden habersiz bir şekilde çatıldı.
"Vivi gel tuvalete gidelim kapatıcı sürelim sana." Tuğçe'nin sesi ile bisküvi paketinden kafamı kaldırdım. Dün gece geç saatlere kadar ağlarken uyuya kalmıştım. Sabah aynada kendime bakmadan okula geldiğim için ne halde olduğumu bilmiyordum ama Tuğçe kolay kolay paylaşmazdı makyaj malzemelerini ve kapatıcısını kullanmamı önerdiğine göre berbat haldeydim.
Ona omuz silkerek cevap verdiğimde en sonunda paket açılmıştı. İçinden kendime çıkardıktan sonra paketi tek tek hepsine almaları için uzattım fakat hiçbiri almadı. Göz devirdim.
"Bu kötü bir fikirdi Vivi. En başından sana söylemiştik." Diyen Emirhan'a dik dik baktım ama cevap vermedim. Bunu derken göz ucuyla Burak'a bakıyordu. Haklı olduğunu hepimiz biliyorduk.
Elimde tuttuğum burçak bisküvisini çaya batırdım. Gözüm o sırada sevgilisi Burak'ın kolunun altından bana bakan Selin'e takıldı. Bir şeyler söylemek istiyor ama söyleyemiyordu. Ona ne söyleyeceksen söyle bakışı attım. O da böylece ağzındaki baklayı çıkardı.
"İstersen okul çıkışı kuaföre gidelim saçını keselim."
Artık emindim. Kesinlikle durumum çok kötüydü. çünkü saçlarımı kolay kolay kestirmezdim. Kestirdiğim zamanlar unutmak istediğim kişiler olurdu ve bu cümle açık açık onu unut demenin alengirli olanıydı.
İşin kötü kısmı saçımı kestirmek istemiyordum.
O sırada hâlâ çaya batırdığım bisküvinin parçalandığını fark ettim. Böyle berbat bir günün sabahında yapmayı sevdiğim şeyi yapamamak iyice sinirlenmeme sebep oldu. Fakat sinirimin aksine sakince sandalyeden kalktım ve masanın arkasında duran çöp kovasına çay dolu bardağı attım.
Masaya geri oturduğumda hepsinin korkmuş bakışlarını umursamadım ve Selin'e hitaben konuştum.
"Tamam, okuldan sonra beraber Handan ablaya uğrarız."
"O iyi mi?" Dedi Burak dördüne bakarak. Cidden korkmuş görünüyordu. Korkmasına şaşırmadım. Ben duyguları en doruklarımda yaşardım. Sinirlenmeme rağmen bağırıp çağırmadığım için hatta ve hatta çevremdeki eşyalara zarar vermediğim için hepsi endişeliydi ve korkmuştu. Ama artık hiç bir şey yapasım gelmiyordu içimden. Bu hayatın bana attığı en büyük ikinci kazıktı.
Ben bunları düşünürken 10. sınıflardan olduğunu düşündüğüm bir çocuk masaya geldi ve bana bakarak konuştu.
"Sibel hoca ve Okan hoca seni müzik sınıfına çağırıyor."
Sibel hocanın gözde öğrencisiydim çünkü resimde yetenekliydim. Fakat Muzik hocası Okan hocanın benimle ne işi olduğunu çözememiştim. Sesim kargalarınkinden bile kötüydü.
Bu okulda adamakıllı aşk acısı da çekilmiyordu. Daha ilk tenefüsten sanki ardımda atlı kovalıyormuş gibi beni çağırmışlardı. Göz devirdim.
Az önce bana bu bilgiyi veren çocuk çoktan toz olmuştu. Tek tek arkadaşlarımın yüzüne baktığımda hepsi kafa salladı ve bende sandalyemden kalktığım gibi pencere koymayı akıl edemedikleri kantinden çıktım.
Yavaş adımlarla merdivenlerden çıkıyor bir yandan da görünce büyük bir kırgınlık hissedebileceğim çiftin etrafta olup olmadığını kontrol ediyordum. En sonunda müzik sınıfının önünde durduğumda aralık kapıyı açtım ve içeri girdim. Hocaların yüzü kapıya yani bana bakacak şekilde duruyordu ve onların karşısında da bana arkası dönük bir erkek vardı.
Arkası dönük olan çocuğun yanında durdum. Sima olarak tanıyordum ama isimden bir türlü çıkartamamıştım. Çocuğu incelememi Okan hocanın cümlesi ile kestim.
"Başka gelecek var mı Sibel hocam?"
"Evet. Ama o galiba geç gelecek. Onu beklemeden önce çocuklara onlardan istediğimiz şeyi söyleyebiliriz."
Hocaların bizden istedikleri şeyler genelde ödevler, sınav kağıtlarını ayırma ve boş kupayı öğretmenler odasına götürmek olurdu. Ama bu seferkinin kesinlikle bu kadar basit ve iyi bir şey olmadığını hissediyordum. Ve hislerimin güçlü olmadığını Sibel hocanın sözlerinden de anlamış oldum.
"Evet çocuklar, sizden istediğimiz şey müzik sınıfının duvarlarına çizimler yapmak ve boyamak. Kast ettiğim amatörce çalışmalar değil. Profesyonel bir şekilde duvarları süsleyeceksiniz ve ben bu süreçte yanınızda olmaya çalışacağım." Durdu ve nefes aldı. Yüzünde hiç solmayan bir gülümseme ile devam etti konuşmasına.
"Ve iyi haber şu ki eğer güzel bir sonuç çıkarırsanız çok istediğiniz güzel sanatlar üniversitesine burslu gidebileceksiniz. Tabi en mükemmel hocanız olan benim o üniversitedeki arkadaşı sayesinde. Ve bu süre boyunca isterseniz derslerden ve sınavlardan muaf olabilirsiniz."
Dün aldığım kötü haberin üstüne bu haber çok iyi gelmişti. Hem geleceğimi sağlama almış olacaktım hemde bu süre zarfında oyalanırken Batu'yu unutmam hızlanacaktı. Tam o sırada arkamdaki kapı açıldı ve içeriye çok yakından tanıdığım biri girdi.
Batu Erkuran.
Evet, hislerimde yanıldığımı ve Batu'yu unutmam için bir fırsat doğduğunu mu söylemiştim?
Unutun gitsin.
~
Evet biraz kısa bir bölüm oldu ama bir sonraki ile telafi edeceğimi düşünüyorum
Yıldıza tıklamayı unutmayın ❤️
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ABİS//TEXTİNG (TAMAMLANDI)
Teen Fiction"Bir daha söylesene. Berabere bitmesin." Ne? Cidden mi? Az önce ona aşk itirafı yapmıştım. Göz devirdim. "Ya kızım hadi bitecek şimdi maç." Tekrar ona göz devirdiğimde bu sefer dediğini yaptım. İlk gittiğim maçı bende kazanmak isterdim sonuçta. "Sen...
