Oy ve yorum yapmayı unutmayın :)
~
Hepsi hala yerde birbirlerine şaşkın bakışlar atarken ilk ayağa kalkan Emirhan oldu. Öğle arasından sonra çok az kişi kantinde bulunurdu ve şanslarına bir tek biz vardık.
Bunun neresinin şans olduğunu sorgulama kısmındaydım şuan.
Ayağa kalkıp iyi olup olmadıklarına bakmak yerine başımı öne çevirdim ve hâlâ onlara bakan dörtlüye döndüm. Garip garip bakıyorlardı. Fakat sonra hepsi aynı anda gülmeye başladı. O kadar yüksek kahkaha atıyorlardı ki şaşkınlıkla onları izliyorduk.
Batu'nun gülüşünü nadir görürdüm ve bunu iyi değerlendirmek için gözümü kırpmadan onu izledim. O ise gülerken gözleri kapanan nadir insanlardan biri olduğu için benim onu pür dikkat izlediğimi fark etmemişti. Bir süre sonra hepsi sakinleşti ve arkama baktılar. Kendilerini gülmemek için zor tutuyorlardı.Bizimkilerin en sonunda yanımıza geldiklerini bu şekilde anladım.
Bir anda kucağıma çantam bırakılınca şaşırmıştım. Elimde tuttuğum papatya çayı bitmişti ve karton bardağı masaya bırakmıştım. Başka masalardan sandalye çekerek yanımıza oturan arkadaşlarıma(!) döndüm.
"Ben sizi tanımıyorum. Siz tanıyor musunuz?" Soruyu sorarkende Batu ve arkadaşlarına dönmüştüm. Hepsi tekrar güldü. Gülme zalımın oğlu.
Selin kafama hafifçe vurdu. "Hadi lan ordan. Sanki her zaman birilerine rezil olmuyormuşuz gibi tanımamazlıktan gelme. Dökerim bütün kirli çamaşırlarını bak bakıyorum tanıyor musun tanımıyor musun?" Tehdidi hafifçe ürkmeme sebep oldu. Yaparım diyorsa yapardı sonuçta. Elimle ağzıma fermuar çektim fakat Cenk konuştu.
"Buse bence öyle deme. Sonuçta üzüm üzüme baka baka kararır." Cenk'in ne demek istediğini anlayan Burak, Sude, Batu ve Ozan kahkahalarla güldü. Dik dik Cenk'e baktım. Eskiden sevdiğim Cenk'e.
"Bir kere bugün olanlar benim suçum değil arkadaşlarının suçu. Onlar beni düşürdü. Hatta hatırladığım kadarıyla sen çelme takmıştın ve benden özür dilemiştin."
Tuğçe hemen lafa atladı. Göz devirdim. Meraklı Melahat. Zaten ona anlatacaktım. Ne diye bu gergin ortamda bu soruyu soruyordu ki?
"Ne düşmesi?" Bu soruyu bana sorduğunu bilsemde bakışları Cenk'in üzerindeydi. Bu sebeple Cenk kendisine sorulduğunu düşünmüş olmalı ki konuştu. Bu sebeple açtığım ağzımı kapamak zorunda kaldım. Kapamaz olaydım.
"Benim sana düşmem... Batu'nun Buse'ye düşmesi... İkisinide keyifle anlatabilirim tatlı şey. Hangisini dinlemek istersin." Kesinlikle ağzını açmasına izin vermemeliydim. Bugün hata üstüne hata yapıp duruyordum.
Burak bir anda sandalyeden kalkıp Cenk'in üstüne yürüdü. Emirhan'da öyle. Fakat Burak'ı sakinleştiren bir Selin varken Emirhan'ı sakinleştirebilecek kimse yoktu. Tansiyon aniden yükselmişti. Herkes bir anda sandalyeden kalktı.
"Ne diyorsun lan sen?" Diye gürledi Burak. Selin'in acilen müdahale etmesi gerekiyordu.
"Ben şimdi seni zevkle bir si-" Gelecek olan küfürü anladığımda elim Emirhan'ın ağzını kapadı. Küfür tam duyulmasada ondan sonraki cümle duyulmuştu.
"Tatlı şey de senin kemiklerinin kırılma sesini dinler artık." O bunu söylerken Selin Burak'a bir şeyler diyor, yüzüne kısa küçük öpücükler konduruyordu. Burak'ın da gerilen yüz hatları gevşemişti. Kavga ayağına kızdan bir sürü öpücük almıştı şerefsiz herif.
Kavgaya dön Vivi!
Kendimi uyardığımda elim Emirhan'ın ağzına daha fazla baskı yaptı. Dediği yaratıcı (!) şeyler artık boğuk boğuk duyuluyordu. İrem ve Tuğçe Emirhan'ı kantin kapısına ittirmeye çalışırken -ayı gibi kocaman cüssesi vardı ve yerinden gram hareket etmiyordu- Batu ve Ozan'da Cenk'i arkalarına alarak Emirhan'ı tutuyorlardı. Cenk ise annesinin koynuna sığınan bir bebek gibi kafasını Sude'nin göğsüne yaslamış saçlarını okşatıyordu. Bu haline göz devirdim. O da ona göz devirdiğimi görünce dudaklarını büzdü. Çocuk gibiydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ABİS//TEXTİNG (TAMAMLANDI)
Teen Fiction"Bir daha söylesene. Berabere bitmesin." Ne? Cidden mi? Az önce ona aşk itirafı yapmıştım. Göz devirdim. "Ya kızım hadi bitecek şimdi maç." Tekrar ona göz devirdiğimde bu sefer dediğini yaptım. İlk gittiğim maçı bende kazanmak isterdim sonuçta. "Sen...
