20.Bölüm

894 71 170
                                    

Can
Dün o kadar çok ağlamıştım ki bugün kendimi yorgun ve halsiz hissediyordum. Sanki üstümden kamyon geçmiş gibiydi. Barışın dünkü hallerini unutamıyordum. Yaşadıklarını rüyamda görmüştüm. Kabus gibiydi ama en acısı bunu Barış yaşamıştı. Babam beni her işten geldiğinde omuzlarında taşırken Barış dayak yiyordu. Ben çocukluğumu yaşarken Barış çocuk bakıyordu. Hayat çok adaletsizdi. Yaşamın vermiş olduğu acı gerçekler içinde yanıp tutuşurken dışarıya buz gibi yansımıştı. Kapatmaya çalıştığı fiziksel yaralara dövme yaptırsa da konuştuğunda gözlerindeki acıdan izlerin hâlâ geçmediği bariz belliydi. Unutmamıştı. Boş vermiyordu. Bu hayatta en çok değer verdiği kişiyi,bu hayatı zehir eden biri yüzünden ölmesine katlanamıyordı. Barış anlatırken onun gibi benim de içim yanmıştı. Bana değişik bakmalarının sebebinin bu olacağını bilemezdim. Tahmin dahil edemezdim.

Yataktan ağır ağır çıktım. Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra salonda uyuyan Barışa bakmak için salona gittim. Hâlâ uyuyordu. Uyandığında ne olacaktı bilmiyordum. Mutfağa gidip ona sert bir türk kahvesi yapacaktım. Anladığım kadarıyla hiç içki içmemişti. Kardeşine bir söz vermişti ama benim aptal oyunum yüzünden bu sözünü çiğnemek zorunda kalmıştı. Bunu hatırladıkça kendimden nefret ediyordum.

Mutfağa gidip türk kahvesi yaptım. İçimden Barışın bana kızmaması için dua ediyordum. Ben olsam çok kızardım. Ne kadar kızsa o kadar haklıydı. Sırf geçmişini öğrenmek için ona hiç sevmediği bir şeyi yaptırmıştım. Üstüne geçmişte yaşadıklarını hatırlamasına sebep olmuştum.

Kahve olduktan sonra tekrar içeri geçtim. Kahveyi masaya koyup Barışın yanına çömeldim. O kadar güzel uyuyordu ki..

Bu olaydan sonra belki benim yüzüme bakmayacaktı. Bu anı kaçıramazdım. Telefonumdan uyurken ki fotoğrafını çektim. Telefonu yere koyduktan sonra izlemeye başladım. Ağlamaktan gözlerinin altı şişmişti. Ellerimi tedirgin bir şekilde saçlarına götürdüm. Saçları çok yumuşaktı. Elim saçlarından sonra hafifçe yanağına indi. Dün ıslak olan yanakları bugün kuruydu. Yanaklarını sevdim. Belki bunu bir daha asla yapamayacaktım. Öpmek istiyordum. Yaralarından öpmek istiyordum. Unutturmak istiyordum ona her şeyi. Yaşayamadığı çocukluğu yaşasın istiyordum.

Onu istiyordum.

Ben onun yanaklarını severken gözleri hafif aralandığında kendimi onun yanındaki koltuğa attım. Gözlerini tamamen açıp doğrulduğunda günaydın diyip dememekle kararsız kaldım. Şu an o kadar tedirgindim ki ellerim birbirine girmişti. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Barış "Noldu ya" dedi uykulu bir tonla. "İstersen duş al sonra kahveni iç kendine gelirsin" dediğimde lavaboya gitti. Kısa bir süre sonra sadece ıslak bir yüzle salona geldiğinde yüzünü yıkadığını anladım.

Masada duran kahveyi bir nefeste bitirmişti. Sürekli alnına masaj yapıyordu. Anlaşılan çok fazla başı ağrıyordu. Hiçbir şey demeden sadece halıya bakıyordu. Bu sessizlik canımı sıkmıştı. "Barış.." dedim mahcup bir sesle. Yüzüme bile bakmadan "Mutlu musun şimdi" dedi. Nasıl mutlu olabilirdim ki. Hem vicdan azabı çekiyordum hem de öğrendiğim şeyler canımı yakarken nasıl mutlu olabilirdim.

"Ben böyle olsun istemedim" konuşurken yüzüne bakamıyordum. "İzinsizce odama girip eşyalarımı karıştırdın.
Çekmecemde bulduğun flash belleği cebine attın.
Bak buraya kadar sana yine kızmadım. Evine gelip sadece bana onu vermeni söyledim. Ama sen bazı şeyleri öğrenebilmek için bana en nefret ettiğim şeyi yaptırdın." Gözümden bir damla yaş geldi. Bunları biliyordum zaten vicdan azabını çekiyordum. Ama Barışın ağzından duymak yüzüme tokat gibi çarpıyordu.

"Sarhoş olmamı sağlayıp bundan faydalanarak tüm gerçekleri öğrendin" o kadar soğuk bir tavırla konuşuyordu ki sanki dün ağlayan Barış yerine başkasıydı. Bunlar çok normal bir şeymiş gibi anlatıyordu. O anlattıkça gözümden gelen yaşları durduramıyordum.

REGAMANCY Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin