11.Bölüm

984 75 139
                                    

Can
Halim gerçekten içler acısıydı. Çünkü sodamı içerken bile ara sıra koltuğa döküyordum. Fatma ile Lale ise her hareketime gülmeye başladığında ben daha çok gülüyordum.

"Barış Can'ı eve götürebilir misin? Biz de birazdan çıkarız. Burak'ın Fatmayı benim de Laleyi götürmem gerek. Can'ı böyle bırakamayız. Normalde Danlayı arardık ama kız uyuyormuş." Dedikten sonra "Ben kendim giderim bu buzdolabına ihtiyacım yok" demiştim. Ama tabi ki o halimi ikiside ciddiye almamış Barış bu durumu onaylamıştı. Beni gerçekten eve mi götürecekti bu çocuk.

Barış ayağa kalkıp beni kaldırmaya çalışıyordu. "Ya bırak ben giderim" dediğimde Barış "Can uzatma" diyerek beni kollarımdan tutup kaldırdı. Burak olsa kolumun altına girerek beni götürürdü. Ya da Danla. Ama barış belimden tutarak beni dışarı götürdü çünkü o beni taşıyabilecek cüsseye sahipti.

"Sen buraya neyle geldin" diyerek sorduğunda arabamı gösterdim. Arabamı tam mekanın önüne çekmem işimize yaramıştı. "Sen araba sürmeyi biliyor musun minik zürafa" dediğimde Barış beni duymamazlıktan gelmişti. Arabamın anahtarını ceketimin cebinden alarak beni arkaya koltuğa bindirmişti. "Neden ön koltuk değil baaaarış" dediğimde yine cevap vermemiş kendisi sürücü koltuğuna geçerek arabayı sürmeye başlamıştı.

Evimin yolunu nerden biliyordu bilmiyorum. İstanbul'a yeni gelmişti ve evimin yolunu ben söylemeden bilmesi çok tuhaftı.

Eve geldiğimizde beni asansöre sokmak için çok çabaladı. Neden bilmiyorum ama o zaman canım merdivenlerden çıkmak istiyordu ve Barışı daraltmıştım. Yine de o kendi istediğini yaparak beni asansöre sokmayı başarmıştı.

Bizim apartmanın asansörü dardı. Barış beni incelemeye başlamıştı. Bu hoşuma gitmemişti. "Ne bakıyosun" diyerek saçını karıştırmıştım. "Hiçbir şeye" dedi ve o sırada asansör benim olduğum kata geldi.

Belimden çok sıkı tutuyordu. Anahtarın yerini sorduğunda duvarda asılı olan sepetin arkasını gösterdim. Beni içeri zar zor soktuğunda hemen yatak odasına götürmüştü.

Beni yatağa bırakır bırakmaz arkasını dönüp tam gidecekken midemin çok kötü olduğunu hissettim ve o an yapabileceğim tek şey ona seslenmek olmuştu.

"Barış.." dedikten sonra tam giderken bana döndü. "Midem" der demez yanıma koştu ve beni lavaboya götürdü. Midem gerçekten iç savaş vermişti. Hiç bu kadar kötü olmamıştım.

Beni lavaboya getirdiğinde klozete doğru yöneltti. Ben kusarken o da beni izliyordu. Eminim ordan iç açıcı durmuyordu. Ben biri kusarken ona bakamazdım. Ama o resmen benim kusmamı izliyordu.

Kusmam bitince yere doğru çömeldim. O da peçeteyle elimi yüzümü sildikten sonra musluktan aldığı su ile yüzümü temizlemeye başladı. "Daha iyi misin" diye sorduğunda cevap cemreden başımı onaylarcasına salladım. Üstüm batmıştı. "Daha iyi olduğun zaman söyle seni odana götüreyim" diyip yanıma oturdu. Konuşmuyorduk. Sadece oturup karşıya bakıyorduk.

Barış yüzünü bana doğru döndürdüğünde "Üstün batmış,değiştirmemiz gerek" dediğinde beni ayağa kaldırıp odama götürdü.

O kadar kötüydüm ki tişörtümü çıkaracak halde bile değildim. Barış bunu bildiği için tişörtümü çıkarmak için hamle yaptığından "Napıyosun" sen diye carladım. "Can ordan bakınca sana bir şey yapacak birine mi benziyorum" dedi sakince. Bana zarar verecek birine benzemiyordu. Zaten muhtemelen benden gay olduğum için nefret ediyordu ve bana bir şey yapmazdı.

Önce tişörtümü çıkardı. Anladığım kadarıyla dolabımı karıştırmak istemediği için bana ona götürmeyi unuttuğum yatağımın üstündeki kendi tişörtünü giydirmişti. Sadece şortum kalmıştı ve onun için dolaba yönelip eline geçen ilk şortu almıştı.

REGAMANCY Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin