"Gel bakalım delikanlı. Halil İbrahim senden çok bahsetti. Ne konuşmak istiyorsun, anlat hele."
"Öncelikle tanıştığımıza çok memnun oldum Halis Bey. Hakkınızda anlatılan, yazılıp çizilen her şeyi hatim ettim adeta. Hayatınız ve yaptıklarınız gerçekten çok etkileyici. Tüm insanlara örnek olacak nitelikte. Zehir tacirlerine, kadın satıcılarına yaptıklarınız, hayat kadınlarına, trans bireylere, bir şekilde kötü yola itilmiş ve dışlanmış tüm insanlara sahip çıkmanız, onları koruyup kollamanız..."
"Dur hele! Bu kıraathaneyi görüyor musun? Oturup çay içen, oyun oynayan insanları? Burada hemen hemen herkes geçmişte yaşanmış olayları bilir. Ama kimse ses etmez. Çünkü ederse başına gelecekleri bilir. Buradaki herkes hısım, dosttur. Lakin kimin gerçek dost, kimin çakal olacağını bilemezsin. Sen bu alemden değilsin. Ondandır bu kuralları bilmezsin. O yüzden anlayışla karşılıyorum. Lakin artık biliyorsun. Konuşurken kelimeleri ona göre seç. Ayrıca ben övülmeyi sevmem. Allah şahidimdir, bu güne kadar yaptığım hiçbir şeyi övülmek için yapmadım. Çok hata yaptığım olmuştur. Onların hesabını bir tek Allah'a vereceğim. Ama yaptığım iyi hiçbir şeyden bahsetmedim bahsetmeyeceğim. Lafın dolandırılmasından da hiç haz etmem. Velhasılkelam, sadece gel evlat. Buraya neden geldin? Benimle ne konuşmak istiyorsun?"
"Patavatsızlığım için özür dilerim Halis Bey. Sizin de dediğiniz gibi. Bu ortamlara yabancıyım. Benim size söylemek istediğim şey şu. Ben varlıklı bir ailede doğdum. Pek çok şey için imkanım vardı. Yokluk görmedim. Özel okullarda okudum. Başarılı bir öğrenciydim. Benimle benzer imkanlara sahip çevremdeki diğer çocuklardan bir farkım vardı. Çok düşünür, mecbur kalmadıkça konuşmazdım. Ortaokul öğrencisiyken bir karşı mahalleden bir dost edindim. Beni dövüp paramı almak isteyen çocuklara karşı korumuştu. Çok geçmeden hayattaki tek dostum oldu. Karşıdaki varoş mahallede oturuyordu. Evi gecekonduydu. Babası torbacıydı. Hapisteydi. Annesi de o ve kardeşlerine bakmak için faişelik yapıyordu. Ben bu kavramlarla ilk onların evine girince tanışmıştım. Dostumun, kardeşlerinin ve annesinin yaşadıklarına birebir tanık oldum. Bir gün büyük kepçeler geldi ve mahalleyi komple yıktı. Onları bir daha göremedim. Liseyi bitirene kadar aklımda dostum ve ailesi vardı. Onları takıntı haline getirmiştim ki başka bir arkadaş edinmedim bile. Babam bir sürü psikolağa gönderdi onları unutmam için. Onları unutmadım belki ama, gittiğin psikolog seanslarından sonra yapmak istediğim mesleğe karar vermiştim. Psikolog olacaktım. İnsanların sorunlarını dinlemek o kadar güzeldi ki... Bambaşka hayatlar, olaylarla karşılaşabilirdim ve bu benim ufkumu açardı. Zira hayatım o kadar sıradan ve sıkıcıydı ki... Üniversitede psikoloji okudum. Üniversite hayatım boyunca. Yetimhanelerde ve huzurevlerinde gönüllü olarak çalıştım. İnsanların sorunlarına dahil oldukça, sorunsuz hayatım daha yaşanabilir hale geliyordu. Yüksek lisans tezimi hayat kadınlarının psikolojisi üzerine almıştım. Türkiye'deki resmi olarak faliyette olan birçok genelevini ziyaret ettim. Bulduğum tek şey yapay bir gerçeklikti. Bunu şu an anlatmam çok zor o yüzden fazla üzerinde durmayacağım. Sonrasında pavyonları ziyaret etmeye başladım. Asıl niyetimi söylediğimde pek hoş karşılanmadım. Birkaç kez dayak yedim. Birkaç kez de çok büyük hesap ödedim. Sonrasında konsomatrisleri masama çağırarak sadece anlatmalarını istedim. Parasıyla değil mi? Çok kadını dinledim. Yazacak çok hikayem birikti. Fakat yaşadıkları hayatla ilgili ne kadar çok şey öğrendikçe, ne kadar çok bilgisiz olduğumu anlıyordum. Her şeye sahiptim fakat onların yarısı kadar bile güçlü değildim. Çok zor şeyler yaşamışlardı. Bazıları bu kötü anıları bedeninde, tamamı da yüreğinde taşıyordu. Kısa zamanda birçok pavyonun müdavimi olmuştum. Artık bana saygı duyuyorlardı. Oradan edindiğim arkadaşlıklar sayesinde yasadışı fuhuş çetelerinin içine girdim. Önce müşteri oldum. Sonra erketeci, şöför ayakçı vs. Artık bu düzeni, insanların nasıl sömürüldüğünü, kadınlara kurulan tuzakları, devletin düzen siyaseti güderek çetelerle anlaşmasını. Çıkarları doğrultusunda, birini bitirip yerine diğerini koyması ve bunu büyük operasyon güzellemesiyle kamuoyuna sunması. Yukarıda filler tepişirken olanın hep çimenlere olması vs. Bunları zaten biliyorsunuz. Fazla vaktinizi almak istemem fakat kendimi size ifade edebilmem için bunları anlatma ihtiyacı hissediyorum. Ani baskınlardan birinde şans eseri paçayı kurtarınca, akademik hayatımı tehlikeye atmamak adına, daha fazla bu ortamda durmamaya karar verdim. Tezimde gördüğüm, tanık olduğum her şeyi yazdım. Düzenin çarklarının ne kadar acımasız işlediğini ve bu düzeni yıkmak için neler yapılması gerektiği ile ilgili üzerimde oluşan fikirlerin tamamını bir kitap halinde sundum. Sonuç fiyaskoydu. Tezim kabul edilmedi ve hakkımda soruşturma başlatıldı. Ben de akademik kariyeri bırakıp, kendime büro açtım. Sonrasında fark ettim ki, bu ülkede yaşayan birçok insana bulaşmış acilen tedavi edilmesi gereken hastalıklar var. Irkçılık, cinsiyetçilik, homofobi ve transfobi. Fakat onları nasıl tedavi edebilirdim ki? Sonuçta bana bu hastalığa muzdarip insanlar değil, onların hasta ettikleri geliyordu. Bir insan sırf onun gibi değil diye neden birinden nefret edebilirdi ki? Bunun üzerine çok düşündüm. Nefret saklanmayı, saklanmak ise daha çok nefreti körüklüyordu. Her canlı, bilmediği şeylere temkinle yaklaşır. Halbuki onu tanıma fırsatı olsa, mesela hayatın her alanında görse, onların da kalbinin aynı şekilde attığının farkına varacak. Kendimi buna adamaya karar verdim. Niye diye sorabilirsiniz fakat şunu da unutmamanızı isterim ki, ben bir psikololoğum ve işim insanların ruhsal sağlığını olabildiğince düzeltmek. Bunun için kullanacağım yöntemin ne önemi var? İntihara meyilli bir hastam vardı. Trans kadın olduğu için seks işçiliği dışında hiçbir iş yapamadığını, toplumun her alanında psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldığını, ailesinin dahi onu reddettiğini anlatmıştı. Ona büromda sekreterlik işi teklif ettim. Bu bir fırsattı benim için. Neticede dünyayı değiştirmeye kendi dünyamdan başlayabilirdim. Başaramadım. Onu gören geri gidiyordu. Gitmeyen de tiksindi dolu gözlerle süzüyor, bir çoğuda şikayetini seanslarda dile getiriyordu. Hastaların çoğu ikinci seansa gelmiyordu. İşlerim bayağı bozuldu. Kendisinin buna sebep olduğunu ve işten ayrılmak istediğini söyledi. Kabul etmedim. Neticede kapattık. Çok geçmeden intihar haberini aldım. Benim böyle bir evladım yok diyip hayattayken onu reddeden ailesi, kendilerine miras kalan evi alırken ve o evi satarken birden bir evlatları olduğunu hatırlayıvermişlerdi. Benim görüşüme göre asıl ahlaksızlık budur ve ben bu ahlaksızlıkla savaşmak istiyorum. Tabi ki tek başına başarmam mümkün değil farkındayım. Fakat yegane amacım kendi çapımda gerçek ahlaksızlığa yer olmayan bir dünya kurup, o dünyaya gerçek dünyada yeri olmayan insanları alıp hak ettikleri bir yaşam sürmelerini sağlamak. Bu dünyayı görüpte kimi insanların çarpık ahlak anlayışını değiştirebilirsem ne ala. Bunu başarır mıyım başaramaz mıyım bilemem. Ama ben elimden geleni yapmak istiyorum ve bunun için de yardımınıza ihtiyacım var."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kibele
HumorAlışılmışın dışında bir kadın pazarlayıcısının işlettiği, alışılmışın dışında bir genelevde geçen hikayede, aksiyon, mizah, dram, gerilim gibi olguların iç içe geçtiği kurgularla karşılaşacaksınız. Uçta kalmış hayatların serüvenlerine tanık olacak...
