17

501 47 31
                                        

___

[Doya Doya Sevmek]

Jaehyun

Bütün vücudumun sıkıntıyla kasılmasına gecenin soğuğu da eklenince titreyerek dizlerimi daha çok kendime çektim. Dün gece beklemediğim bir şey yaşanmıştı ve bu beni bir nebze etkilemiş olabilirdi. Yeraltında şimdiye kadar aşkından ölen çok az insana rastlamıştım, ve bu his uzun zaman sonra tekrar gözümü korkutmuştu. Aşk, bana göre hastalık gibi bir şeydi, tutulursan kurtuluşun olmaz ve yaşantına bütünüyle etki edebilirdi, Seo Soojin'in kendini öldürecek raddeye gelmesi ise bunun somut bir örneğiydi işte. Bu karanlıkta kaybolmuş sahilde oturmuş aşkı düşünmeme sebep olan şeyin ne olduğunu bilmiyordum, kendi kendime alayla güldüm.

Mental olarak da iyi hissetmiyordum zaten, her ne kadar içinde bulunduğum durumun sıkıntısından kaçmaya çalışsam da bu anlık düzelmemi sağlıyordu. Öldüğünü sandığımız eski grup üyemiz beş yıldır aslında varken beklemediğimiz anda karşımızda düşmanımız olarak belirmişti ve işin kötüsü; ben bütün bu yaşananlardan kaçarken sığındığım kişinin abisini öldürmüştüm. Sesli bir şekilde iç geçirdikten sonra kollarımı dizlerimde birleştirip başımı üzerine koydum ve gözlerimi kapattım.

Uzun bir süre böyle kalıp üzerime düşen bir iki tane yağmur damlasının ruhumu hafifletmesini umdum, soğuğu ile esen rüzgarın sıkıntımı alıp götürmesini diledim. Kendimi henüz tamamen salamadan gözlerimi açıp kafamı kaldırmamla önce bir karartı belirmişti solumda, sonrasında seçebilmiştim yüzünü kızılları sayesinde. Artık Tanrı da bana oyun oynuyordu, Yuta yağmur damlası ya da rüzgar değildi ama bana iyi gelebilirdi belki, daha önce de olduğu gibi..

"Sen ne zamandır oradasın?"

"Tam beş dakikadır kafanı kaldırıp beni fark etmeni bekliyordum ama tahminimden çabuk oldu, oldukça dalgın görünüyorsun çünkü."

Konuşurken ağır adımlarla yanıma ulaşıp karşıma çöktü, suratıma yerleşen anlamsız bir gülümsemeyle izledim mimiklerini ve bütün hareketlerini. Ona ve aramızda geçenlere hala alışamamıştım ancak sanki hayatımdaki varlığına ihtiyacım varmış da farkında değilmişim gibiydi.

"Beni nasıl buldun?"

"Çevredeki bütün sahillere bakmak yerine düşündüm; Jaehyun şu an nasıl hissediyordur ve nerede olmak istemiştir? Adımlarım beni direkt buraya getirdi."

"Peki, neden geldin?"

Sustu, gözlerini kaçırıp düşünmeye başladığında sessizce bekledim cevabını. Alacağım yanıttan zerre korkmuyordum, hatta tahmin edilebilirdi. Sadece onun ağzından duyarsam kendimi bırakmam daha kısa sürerdi, bugün de bile isteye ona sığınacaktım.

"Özlemiş olabilirim."

Kuruyan dudaklarımı birbirine bastırıp tepkilerimi dizginlemeye çalıştım verdiği bu cevaptan sonra, gülme isteğiyle dolup taşmıştım ruhumdaki koca ağırlığa rağmen. Başım yere eğikken göz ucuyla bakarak çattığı kaşlarını gördüm, tepkisiz kalmamdan memnun olmadığı belliyken konuştu.

"Bir şey söylemek zorunda değilsin, Jaehyun."

Tripli tavrıyla ilk kez karşılaştığımdan ve çokça tatlı geldiğinden dayanamayarak birkaç ufak kıkırtı kaçırmıştım dudaklarım arasından. Duruşumu dikleştirerek gözlerine baktım, içimden geleni alayla söyleme kararını o esnada gerçekleştirdim, o da bunu istiyordu zaten.

Siesta 'YuJaeHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin