Bölüm şarkısı - The Neighbourhood / West Coast
---
-EFFY-
Güneş ışığı gözümü rahatsız edecek derecede pencereden içeri sızarken ve kuşların cıvıldayan sesleri kulaklarımı doldururken sabah olduğunu anlayabildim.
Önceki gün eve vardığımızda yorgunluğumun üstüne bir hayvanı katletmenin vicdan azabı da eklenince, başımı yastığa koyduğum gibi olanları düşünmemeye çalışarak uykuya dalmıştım. Her ne kadar uykuya dalana dek bu vahşeti düşünmemeyi başarsam da, sayısız kabus görmekten kaçamadım ve birkaç kez ter içinde uyandım. Vicdanım beni ordan oraya çekiştiriyor, kalbimin üzerine çöken yoğun bir sis dalgası gibi içimi dolduruyor ve bana acımasızca işkence ediyordu. Bu, kendimi -sanki mümkünmüş gibi- daha da kötü hissetmemi sağlıyordu.
Vicdanım belki de haklıydı. Böyle bir yaratığa dönüşmek korkunç bir şeydi. Evet, kendimi tanımlayabileceğim en uygun söz bu olurdu. Yaratık...
İrkilmeme neden olan bu düşünceyi hızla beynimden kovduğumda, güneş hala gözlerimi yakmaya devam ediyordu. Homurdanarak yastığı yüzüme koyup engel olmaya çalıştım. Tam biraz rahatlamıştım ki alarmımın kulaklarıma işkence eden yüksek sesi duyuldu. Bir küfür savurdum ve iyice yatağın içine gömüldüm.
Tekrar uykuya dalacakken alarmdan daha sinir bozucu olan tek şeyin sesi geldi.
"Kalkacak mısın yoksa bir rüzgarın seni yataktan aşağıya itmesini mi bekliyorsun?"
Gözlerimi zorlukla açıp David'e öfkeyle baktım ama tepki vermeden tekrar kapattım.
"Pekala, sen istedin." dedi ve ayak seslerini duydum. Odadan çıkıp beni rahat bırakacak sandım ama elbette ki yanılmıştım!
Yatağımın yan tarafına geçmiş, rahatsız edici mavi gözlerini üzerime dikip beni izlediğini hissedebiliyordum. Ne yapıyor diye merak etmeme rağmen göz kapaklarım merakımı gidermeme engel olacak şekilde ağırlaşmıştı.
Birden yatağımın David'in bulunduğu tarafının kalktığını hissettim. Gözlerimi açıp tiz bir çığlık bile atmayı beceremeden kendimi yerde bulmuştum. Yatağın diğer tarafını havaya kaldırıp düşmemi sağlamış olmalıydı. Başımı ovarken sinirle ona baktım. Canım çok yanmamıştı ama yatağımdan bu şekilde kaldırıldığım için mutsuzdum.
"Ne kadar da naziksin!" diye tısladım.
Sırıtarak odamdan ayrıldı ve kapı sesi duyuldu. Kendi odasına gitmiş olmalıydı. İki gündür bana eziyet etmek için erkenden kalkıyor olamazdı değil mi? Tabi ki olabilirdi. O David'di...
Hala yerde duruyordum ve açıkçası bugün kamp günü olduğunu hatırlayana kadar kalkmaya niyetim yoktu. Hemen doğrulup hızlı bir duş aldım ve saçımı kuruturken yanıma alacağım kıyafetleri düşünüp zaman kazanmaya çalıştım.
Büyük sırt çantama birkaç kıyafeti düzgünce katlayıp koydum ve kampa gideceğimizi bildiğim için rahat bir şeyler geçirdim üstüme. Mutfağa giderek yolda yemek için sandviç ekmeğinin arasına birkaç salam koydum ve ceketimi alıp kendimi sonunda dışarı atabildim.
Her yere geç kalırdım ama bu yavaş hazırlandığımdan değil, sıcacık yatağımdan kalkmaktan nefret etmemdendi.
Çadırları geziyi düzenleyenler getirecekti. Tam olarak nereye gideceğimizi de bilmiyordum açıkçası.
David'e kamptan bahsetmiştim. Başta homurdansa da kafamı dağıtmama yardımcı olacağına onu da ikna etmiştim. Öyle olmasını umarak hızlı adımlarla yürürken hazırladığım sandviçten bir ısırık daha aldım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SONSUZ
FantasiaBir yanda güçlerini yeni fark eden iki gencin birbirlerine kısa sürede geri dönülemez bir biçimde aşık olmaları ve bunun getirdiği sonuçların hayatlarını alt üst etmesi... Diğer yanda ise nefes aldığı her saniye boyunca intikam duygusuyla beslenen...
