Bölüm şarkısı - Our Last Night / Habits
---
-ALEX-
Akşama doğru vaktin geçmesi için yüksek sesle müzik dinledim. Gece için gittikçe heyecanlanmaya başlamıştım. Kendimi yatağıma attım ve beklemeye başladım. Tam kafamı kaldırıp saate bakacaktım ki karşımda Archie'yi buldum. Sigara içiyordu. Hadi kalk der gibi bir el hareketi yaptı.
"Buraya nasıl girdin lan?"
"Vampir olmanın faydaları... Tabi bir de pencerelerinizin dandik olması da var."
"Henüz erken değil mi? Saat daha on bir."
"Olsun, erken gidelim biraz, hem daha ilk günün... Mortal'a gidip Keith'ten kitaplarını aldım, bir göz at istersen... Ya da banane ki, ben sigaramı içeceğim."
"Evet fark ettim sigara içtiğini... Ben içmiyorum ve annem kokuyu duyabilir."
"Off Alex! Amma da süt çocuğusun."
"Kes sesini de okula gidelim hadi."
İkimiz de sessiz olmaya gayret ederek pencereden dışarı atladık. Hava soğuk olmasına rağmen üşümeyeceğimi bildiğim için paltomu yanıma alma zahmetine de girmemiştim. Bu sırada Archie cebinden arabasının anahtarlarını çıkardı. Ben ise yine tepesine çıkmayacak olmanın mutluluğunu yaşıyordum.
Yolda gergin olduğumu iliklerime kadar hissedebiliyordum. Bir nebze de olsa bu gerginliğimi üzerimden atabilmek için Archie'yle muhabbet etmeyi denedim.
"Hey, aklıma bir şey takıldı."
"Söyle bakalım ateşli çocuk." dedi rüzgardan ağzına giren saçlarını geriye atarken.
"Sen basketbol takımında bu yeteneklerini kullanıyor muydun?"
"Şey, aslında... Belki birkaç kez kullanmış olabilirim."
"Mesela Eric'i neredeyse öldürmekte, diğer oyuncuları itip kakmakta, sahanın bir ucundan diğer ucuna o kadar hızlı koşmakta ve hatta belki takıma girmekte bile..." Devam edecektim ki sözümü kesti.
"Hey, bana verilen böyle bir hediye varken kullanmamak aptallık olurdu, değil mi?" deyip hızını arttırdı. Düşününce ona hak verdiğimi fark ettim. Ben olsam ben de bu yetenekleri sonuna kadar kullanırdım.
-EFFY-
O gece David ile Vamson'a geldiğimizde o, birkaç işi olduğunu söyleyip beni avluda tek başıma bırakıp gitti. Ben de en azından birkaç insanla tanışırım diye düşünüp okulun arka tarafına doğru biraz yürüdüm. Bahçenin ortasında karşıma büyük bir çeşme çıktı. Aslında çeşme demek çok doğru olmazdı. Elinde büyük bir testi, o testiden ve ağzından su akan devasa bir heykeli barındıran bir havuz da denilebilirdi. Çünkü orada yüzen birini gördüğüme emindim.
Havuza yaklaştım ve kenarındaki taşa oturup etrafı incelemeye devam ettim. Suyun sesi o kadar rahatlatıcı gelmişti ki oracıkta uyuyabilirdim.
Birden aklıma gücümü denemek geldi. Elimi yavaşça havuzun üzerine, suya doğru uzattım. Konsantre olup önceki gün bana söylendiği gibi zihnimi boşalttım ve bir süre sonra havuzun içindeki suyun havaya kalktığını gördüm. Sanki katı bir maddeymiş gibi yükselterek kendime yaklaştırıp geri aşağı indiriyordum ki arkadan birinin sesinin gelmesiyle bıraktım.
"Demek bir su ha?" diyen neşeli bir kızın sesiydi. Sarı, uzun saçlı, minyon tipli, güzel bir kızdı.
"Ben Rosalie, Rose diyebilirsin." dedi gülümseyerek.
"Merhaba, Effy ben." deyip elimi uzattım. Elimi sıkarken heyecanla "Ah, kim olduğunu biliyorum, herkes senin hakkında konuşuyor, mükemmel bir abiye sahipsin." dedi. Dediklerinden pek bir şey anlamasam da kafamı sallayıp teşekkür ettim.
"Ben de suyum, hadi bir şeyler deneyelim." dedi heyecanla.
"Nasıl bir şey mesela?"
"Şunun gibi."
Havuza döndü ve ellerini kaldırdı. Odaklanmaya çalışıyor gibiydi. Havuza baktığımda kocaman bir su kütlesinin bana doğru geldiğini gördüm. Neler olduğunun farkına vardığımda ise çok geçti. Sırılsıklam olmuştum.
Bunu neden yapmıştı ki?!
Etrafımızdakiler beni göstererek güldüler, rezil olmuştum! Hem de tüm okulun önünde, hem de ilk günden!
Sinirli bir şekilde Rose denen kıza döndüm. O ise hala gülüyordu.
"Bunu her çaylağa yaparız."
"Peki bunu da yapar mısınız?" Sinirden gözüm hiçbir şeyi görmüyordu ve nasıl yaptığımı anlamadığım bir şeyler denemeye başladım. Kızın yüz ifadesi alaylı bakışlarını bırakmıştı. Birden yere çöktü ve nefes alamamaya başladı. Etrafımızdakiler bizim yanımıza, Rose'a yardım etmeye geldiklerinde kendimi durdurmayı başarabildim.
Yaptığım şey, kızın vücudundaki suyun çekilmesini ve oksijensiz kalmasını sağlamaktı. Tek düşündüğüm buydu. Ama nasıl başardığımı gerçekten bilmiyordum. Tek yaptığım onu o şekilde kıvranırken hayal etmekti.
-ALEX-
Sonunda geldiğimizde kapıdaki korumaların geçmemize izin vermesi için Archie şifreyi hatırlamaya çalışıyordu.
"Off, lanet olsun! Unuttum, neydi şu parola?"
"Fıstık çamı." dedim ve adamların kapıları açmasıyla önden havalı havalı yürüyüp Archie'yi arkamda bıraktım. Archie hemen bana yetişti.
"Vay be Alex! Buralı olmaya başladın." deyip omzuma vurdu. Bu sırada bahçenin ortasına gelmiştik. Bir kargaşa vardı, birileri çığlık atıyordu.
"Archie, neler oluyor?"
"Bir saniye." Olanları duymaya çalışıyormuş gibiydi, konsantre oldu ve kulaklarını iyice açtı. Aynı zamanda birilerinin düşüncelerini okuyormuş gibi bir hali vardı. Bir süre sonra gözlerini kocaman açtı ve korkuyla bana baktı.
"Neler oluyor dedim, söylesene!" Artık meraktan ölecektim çünkü Archie şaşkınlıktan ağzını yere kadar açmıştı. Sonunda ağzını toplayıp konuşabilmeyi becerdiğinde içimdeki merak iki katına çıkmıştı.
"Sanırım bir misafirimiz daha var."
---
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SONSUZ
FantasyBir yanda güçlerini yeni fark eden iki gencin birbirlerine kısa sürede geri dönülemez bir biçimde aşık olmaları ve bunun getirdiği sonuçların hayatlarını alt üst etmesi... Diğer yanda ise nefes aldığı her saniye boyunca intikam duygusuyla beslenen...
