"Kız korkuttun beni. Ömer Faruk ta kim?"
Zeynep oldukça heyecanlı ve şaşkın görünüyor, yerinde duramıyordu. Koltuktan kalkıp bir o yana, bir yana giden arkadaşımın ne yaptığını anlayamıyordum. Bu kadar şaşıracak ne vardı kimdi bu gelen?
"Kız o kim? Sen ne yapıyorsun? Bir yerinde dur. Ben yoruldum senin yüzünden. Söyle artık çatlıcam." Diye atıldım.
"İnanamıyorum Ayşegül anlıyor musun. Bu nasıl olabilir?" Diyen Zeynep'e, gözlerimi devirmekle yetindim.
"Kız görende diyecek, dualarım kabul olduda, nasibim geldi kapıda bekliyor."
"Süt abim geldi Ayşegül. Adı Ömer Faruk muş. O geldiğinden beridir, geldiğine inanamıyorum. En sonunda yerimde duramayıp yanına geldim. Bunca yıl sonra bir abim daha oldu. Çok hoş bir duygu Ayşegül."
"Bir dakika. Anlayamadım? Süt abim derken?"
"İşte bende böyle olmuştum Ayşem. Nasıl süt abim demiş, inanmamıştım. Anlattığı şeyleri duyunca inanmış, ailesinden bahsedince, annemde dediklerini doğrulayınca tam anlamıyla inanmıştım. Bu bir mucize." Yerinde duramayan Zeynep, dış kapıya doğru giderken,
"Ben gidiyorum Ayşem. Bu gece evimizde bir mucizeye tanık oluyoruz." Diyince bende ona,
"Madem gideceksin niye geldinki buraya kadar?" Dedim.
"Söylemesem dayanamazdımda ondan."
"Akıllı arkadaşım benim, telefon ne diye icat edilmişki?" Dedikten sonra, duraksadım. Ve son olarak,
"Öyle bir zamanda, öyle bir anda geldin ki. evleniyorum diye düşündüm." Dedim gülerek.
"Akıl mı kaldı bu olaydan sonra. Sana diyorumki, tam yirmi altı yıl sonra gerçekleşen bir mucize var diyorum." Dedikten sonra, dışarı çıkıp kapıyı kapattı.
Süphanallah, bunca yıl sonra nasıl gelmiş, niçin gelmiş olabilirki? Gerçekten şaşılacak bir şey. Rabb'im nasip etmiş demekki, bunca yıl sonra anne oğulu birleştirmeyi. Yatsı ezanı okunurken, abestimi yeniledim. Namazımı kıldıktan sonra, pencerenin önünde bıraktığım kağıdı aldım. Bütün bu cümleler yüreğimden dökülmüştü. Görmediğim birini nasıl sevebilirdimki? Ah Rabb'im, nasıl bir sevdaya düşeceğim çok merak ediyorum. Kağıdı, onun gönderdiği kitabın arasına koydum. Diliyorumki, bu kağıt, onun yere düşen şiiri gibi yere düşsün.. Ve sahibine ulaşsın.. Bu defa gönderdiği şey kağıt olmasın. kendisi gelsin...
Uyumak için yatağıma uzandığımda telefonuma mesaj geldiğini duydum. Anlaşılan benim tatlı bela arkadaşım, bu şaşkınlığı atlatana kadar beni rahat bırakmayacaktı. Komidinin üzerinde duran telefona aldım ve gelen mesajı açtım. Karşıma çıkan resimle, bir müddet telefona baktım sessizce. Ve bir mesaj daha geldi.
"Şu görüntüye bakar mısın Ayşegül? Bir türlü inanamıyorum."
Resimde, Fatıma teyze ve süt oğlu vardı. Fatıma teyze koltukta oturmuş, oğlunuda dizinin dibinde oturtup ellerini tutmuştu.
"Maşallah Zeynep'im. Allah bir daha ayırmasın ana oğulu." Diye mesaj attım. Zeynep hiç zaman kaybetmeden yazıyordu.
"Düşünebiliyor musun Ayşem? Tam üç aydır bizim mahallede kalıyormuş abim. Bizi arıyormuş oda. Çok heyecanlıyım."
"Üç aydır burda ise neden şimdi gelmiş ki?" Eviniz birbirine çok mu uzak neden sizi hemen bulmamış?"
"Hayır hayır. Bak sıkı dur bombayı patlatıyorum. Senin hocalık yaptığın kursun karşısındaki evde oturuyormuş."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Helal Sevdam
Spiritualarkamdan gözlerimi kapatmıştı. İstemsiz bir şekilde bağırmış; "Hayır hayır bu kadar ileri gidemezsin!" Diyerek ellerini itmiştim. Bana dokunan kişinin, Zeynep değilde şiir yazan kişi olduğunu sanmış, gelen kişinin Zeynep olduğunu görünce epey utanmı...