🍁13🍁

252 83 13
                                    

Onların beni babamdan isteyişini sessizce dinliyor, sinirimden dolayı sürekli Allah'a sığınıyordum. Babamın beni çağırdığını duymamış, annemin omzuma dokunmasıyla farketmiştim.

"Kızım gönlün razı mı bu işe?"

Öylece babamı dinliyordum. Herkes bana bakarken, suspus olmuş bekliyordum. Babam tebessüm ederek,

"Kızın sessizliği evet demek oluyor Fatıma bir şey demeyecek misin?"

Desede hiç bir şey diyemiyordum. Annemin elini tuttum. Babam vermişti beni. İkra elinde baklava dolu tabaklarla salona gelip herkese dağıttı. Kendimi kötü hissediyordum. Tek duam benim imanımı tamamlayacak bir eşti peki yalan üzerine kurulan bir yuvada bu gerçek olabilirmiydi? Annemin işaretiyle kalkıp Fatıma teyzenin elini öptüm. Zeynep gelip bana sarılırken gözlerinden dökülen yaşlar annesini tedirgin etmişti.

"Neden ağlıyorsun Zeynep?"

Zeynep dolu dolu gözlerle  "herşeyi söyle" der gibi bana bakıyordu. Tam konuşacakken,

"Sevinçten ağlıyordur." Diye atıldım.

Babam erkekleri alıp üst kata çıkarken, kadınlarda rahatlayıp yerlerine oturdu. Fatıma teyze çantasından çıkardığı yüzükle yanıma geldi. Parmağımı uzatmamı bekliyordu. Zoraki uzattığım elime taktığı yüzük sanki gönlüme saplanan bir hançer gibiydi. Kendimden çok, bana şiirler yazıp umut bağlayan kişiye üzülüyordum. Onun hakkına girmiş olamazdım. Hayır hayır, çünkü hiç olumlu bir şey söylemedim. Tanımıyorum bile. Kendimi avutmaya çalışıyor, bir türlü çıkış yolu bulamıyordum. Fatıma teyze ise sevinçle olanları anlatıyor, beni en başından beri çok sevdiğini söylüyordu. Sohbetler uzarken iyice uykum gelmişti. Babamlar aşağı inince, son tebrikten sonra evlerine gittiler. Onlar gider gitmez odama gidip uyudum, tüm olanları unutacağıma inanarak.

Ezan sesiyle açtım gözlerimi. Sabah namazımı kıldıktan sonra penceremin yanına gittim. Böyle olmayacaktı. Yarın bir şekilde Ömer Faruk ile konuşup olanları öğrendikten sonra bu işi bitirmem gerekiyordu. Pencerenin yanından uzaklaşıp Kur'an'ımı açtım. Sabah güneş doğana kadar Kur'an okuyup, dua ettim. Rabb'imden hakkımda hayırlısı olmasını diliyordum. Kursa gitme vaktime az bir süre kala üzerimi giyindim ve aşağı indim. İkra kahvaltıyı hazırlıyordu. Gözlerim annemi ararken, merdivenlerden inerken görüldü. Yorgun yorgun iniyordu meleğim. Çok üzülmüş olmalıydı. Tüm öfkemi topluyordum. Taki Ömer Faruk'u müsait bir zamanda yakalayıp, tüm öfkemi yüzüne vurayım. Annemi öyle görünce kahvaltı yapasım gelmedi. Yanına gidip sarıldım kocaman. Gönlünü almak istiyordum.

"Evlenmemi istemiyor musun yoksa?"

Moralinin neden bozuk olduğunu bilmeme rağmen bu soruyu sormam yanlıştı. Cevap alamadım ama kocaman bir merhametle sarıldı bana. Herkes sofraya toplanınca annemden ayrılıp onuda sofraya oturttum. Kursta kahvaltı yapacağımı söyleyip çıktım evden. Sinirden yerdeki kaldırım taşlarını sayıyordum. Onu ilk gördüğüm an, ona bir ders verecektim. Benimle böyle oynayamazdı. Kursa vardığımda onun evine baktım. Haram olmasa şimdi kapısına dayanırdım. Pencerede olmadığı için kursa girdim. Öğrencilerim yine bahçeye çıkmıştı. Beni görünce ayağa kalkıp selam verdiler. Hepsi birlikte içeri yönelince, onlara burda kalmalarını söyledim.

"Çocuklar derslerimize girmeden önce sizleri birşey anlatmak istiyorum. Burda oturalım."

Hepsi bir yere oturup benim konuşmamı beklediler. İşte bu yüzden onları çok seviyordum. Bir şeyler öğrenmek için can atıyorlardı. Onları daha fazla bekletmemek için konuyu açtım.

"Kızlar bugün biraz şükürden bahsedelim istedim. Bir kulu kul yapan namazdır. Kalpte üç çiçek vardır. Sabır, şükür ve dua, bu üç çiçekten biri koparsa kalbin ritmi bozulur. Bu üçünü dengede tutmak ise birtek namaz ile mümkündür.
Çünkü namazdayken hem şükür, hem dua, hemde sabır canlanır. Kalbin çiçekleri namaz ile sulanır ve büyür.
Ama en önemlisi Şükür'dür. Yüce Allah birçok ayette şükrün önemini vurgulamıştır. Mülk süresinde ne kadar az şükrediyorsunuz demiştir. Gerçekten öyle. Ne kadar az şükrediyoruz. Alıp verdiğimiz nefes dahi mucizeyken, bunu rahatlıkla yapabilmek en büyük nimetken biz şükretmiyoruz. Kalp şükürle hayat bulur. Şükrettigi kadar mutludur insan. Şükür nimeti arttırır. Biz şükrettikçe güzellikler artar, hayatta huzurlu kalabilmenin en güzel formülüdür şükür. Aynı zamanda şükür bir nevi ibadettir. Kalbin, ruhun ibadetidir. Yüce Allah yine bir ayeti kerimesinde şükkredenleri mukafatlandıracağını belirtmiştir. Öyleyse yatıp, kalkıp şükretmemiz gerekmez mi? Sabır dile dökülmeyen en güzel dua. Dua Umudun rengi. Şükür ise ruhun nadide çiçeğidir. Kalpte şükür azaldıkça, olmadıkça ruhun solar kalbin ritmi bozulur. Bir düşünelim mi? Bizler ne kadar şükrediyoruz? Bazı insanlar hiç bir zaman şükretmez, bazıları dua edip, duası kabul olunca şükreder, bazıları nimet için, eşya için, evlat için. Peki biz istemeden Allah'ın bize verdiği nimetler için kaç kişi şükrediyordur? Zengin değiliz belki ama başımızı koyacak bir evimiz var. Çok şükürki park veya sokaklarda değil, sıcacık yataklarımızda uyuyoruz ve kalkıp diyoruzki "Allah'ım bize daha çok para ver" hiç bir zaman o ev için şükretmiyoruz. Bazı insanlar açlıktan ölüyor. Yemek seçme seçenekleri yok. Ne bulsalar yiyecekler. Ama biz sevmediğimiz yemeği sofrada görünce laf yapıp yemiyoruz. Şükretmemiz gerekirken bize verileni elimizin tersiyle itip, yemeği yapanıda üzüyoruz. Peygamber efendimiz s.a.v ve onun ehli açlıkla çok mücadele etti. Ama biz şükretmiyoruz. Şuan bir yudum su için ölen insanlar var. Şükretmeyi bırak, biz israftan başka birşey yapmıyoruz. Bakın elhamdülillah suyumuz var. Ayriyeten suyumuz, hem soğuk, hem sıcak. Bunun yanı sıra suyu soğutabileceğimiz araçlarımız var. Peki şükrediyormuyuz? Çok az insan şükrediyordur. Su içeceğimiz bardağı tutacak elimiz, parmaklarımız bile var. Ne büyük bir nimet. Suyu içebilecek gücümüz, sağlığımız var. Bazı insanlar ölene kadar şırıngayla içiyor suyu ve yemeğide aynı şekilde yiyor. Şükredelim kızlar. Sırf istediğimiz küçük birşey olmadı diye kırmayalım, kırılmayalım. İnanın hayatımızda o kadar çok güzel nimet varki, biz istemeden Allah'ın bize bahşettiği. Değerini bilelim. Hadi şimdi abdest alın ders vakti. Unutmayın suyu israf etmeden ve şükürsüz kalmadan."

Çocukları çok fazla sıkmak istemediğim için bu kadar yeterliydi. Daha sonra devam edebilirdim.  Hepsi içeri girince kapıya çıkıp Ömer'in penceresine baktım. Ordaydı. Oturmuş bir kağıdı okuyor, arada bir tebessüm ediyordu. Kim bilir yine ne yalanlar peşinde olmalıydı. Geri dönüp kursa girdim. Bütün kızlar abdest alınca tek tek derslerini dinledim. Bir çok dersi dinledikten sonra öğle ezanı okunmaya başlamıştı ama hala dinlemediğim dersler vardı. Ezber yapamadıkları için bir kaç defa tekrar edince yarım kalmıştı ders. Namaz kılmak için kalktık. Hepimiz abdestli olduğumuz için direk mescide gidip namaz kıldık. Namazdan sonra zikirlerimi sesli okuyup, beni tekrar etmelerini söyledim. Sonunda zikirlerde bitince içlerinden en samimi duygularla dua etmelerini söyledim ve ellerimi açıp dua etmeye başladım.

"Allah'ım haram işlere bulaşmaktan sana sığınırım. Ben aciz bir kulum, gücüm yetmez birşeye. Elimden tut Rabbim. Doğru yoldan ayrılmama müsade etme. Hakkımda hayırlı olanı benide razı et Allahım Amin."

Dua etmelerini bekledim ve hepsi bitirdikten sonra seccadeleri toplayıp derse gittik.

"Dersini ezber yapıp yeni ders verdiklerim diğer odaya gidip çalışabilir."

Derslerini alanlar burda kalırsa kafaları karışabilirdi. Onlar gidince öğrencileri dinledim. Eski ders ile birlikte sadece bir ayet ders verdimki iyice ezber yapsınlar. İkindi ezanına doğru bitmişti bütün dersler. Eve gitmek için kurstan çıktım. Kursun kapısında öylece durmamın sebebi Ömer'in tam karşımda duruyor olmasıydı. Bütün sinirimi boşaltacakken Zeynep'in bağırmasıyla korkup durdum. Abisinin evinden koşarak çıkan Zeynep, beni kolumdan tutmuştu. Nefes nefese kaş göz işareti yapıyordu. Söylemesi gereken birşey vardı galiba. Bütün öfkemi yutup Zeynep'le gittim. Beni parka götürüp çimenlere attı kendini. Hala nefes nefeseydi.

"Zeynep iyi misin? Ne oluyor?"

Eliyle dur işareti yapıp duruyordu. Sonunda konuşmaya başladı.

"Niye açmıyorsun telefonunu sen?"

"Telefonum annemde. Ne oldu söyleyecek misin?"

"Ne olduğunu duyunca çok şaşıracaksın."

Zeynep oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi.

"Bugün abimle konuşmak için onun evine geldim. Neden yalan söylediğini sormak için. Kapıyı açtığında pantolonunun paçaşını katlamıştı. Beni görünce hemen indirdi ama bil bakalım ben ne gördüm?"

"Ay Zeynep anlattığın şeye inanabiliyor musun?"

"Ayşegül abimin bacağında kocaman yaralar vardı ve diş izlerine benziyordu. Ne olduğunu sorduğumda krem sürmek için katladığını söyledi."

"Ee ne var bunda Zeynep?"

Zeynep hafifçe anlıma vurarak,

"Abimin bacağını köpek ısırmış." Der demez olduğum yere çöktüm.

Helal SevdamHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin