🍁11🍁

316 112 10
                                    

Gözlerim bir an abisine kayınca bana bakmadığını, ama dikkatlice bizi dinlediğini farkettim. Oraya gitmeyi kabul etmediğimde ise, yüzünde tebessüm oluşmuş, sanki kendinden emin bir tavır almış gibiydi.

"Estağfurullah." Diyerek gözlerimi kaçırdım. Ne diye bakıyordum helalim olmayana? Zeynep'in heyecanla etrafına bakındığını görünce, evi görmek için geldiklerini anlamıştım. Aslında bunu anlamak çokta zor değildi. Elif ablanın bana seslenmesiyle Zeynep'i abisiyle bırakıp, tekrar kursa girdim. Elif abla mutfağa gelmemi söyleyince peşinden gittim. Mutfağa girdiğimde gördüğüm manzara mutlu olmama yetmişti. Öğrencilerin hepsinin elinde bir papatya vardı. En küçük öğrencim olan Özge elindeki papatyayı bana uzatınca aldım hemen. Ben hangisinin yanına gitsem elindeki papatyayı bana veriyor, beni çok sevdiklerini söylüyorlardı. Bütün papatyaları toplayınca ellerim papatyalarla dolmuştu. Kollarımın arasındaki çiçekleri koklayıp, kendi çiçeklerime baktım.

"Bende sizleri çok seviyorum. Sizler benim koklamaya kıyamadığım papatyalarımsınız."

Hepsi gelip bana sarılınca, elimdeki papatyaları dezgaha bıraktım. Elif ablanın geldiğini görünce çocuklara ona bakmalarını işaret ettim. Elindeki kocaman bir pasta ile yanımıza gelip,

"Buda benden size." Demiş ve pastayı masaya bırakmıştı. Çocuklar kadar, bende çok sevinmiştim. Bunlar Rabb'imin bana bir lutfuydu. Öğrencilerim beni bırakmayınca pastayı kesmek Elif ablaya kalmıştı. Herkese bir tabak doldurunca, pastamızı yiyip, ders çalışmak için odaya gittik. Bütün öğrencilerin dersini dinledikten sonra, derslerin son tekrarını dinleyip kurstan çıktım. Kursun kapısımdan çıkar çıkmaz, Zeynep'in annesiyle birlikte abisinin evinden çıktığını gördüm. Onlardan sonra Ömer evden çıkınca, yine göz göze gelmiştik. Ona baktığımı görünce aniden gözlerini kaçırmış, yere bakmıştı. Dinine bağlı biri olmalıydı. Bu beni mutlu etmişti. Beni gören Zeynep hemen yanıma geldi.

"Hala olayın şokundayım Ayşem ya, bakar mısın şu mucizeye."

Zeynep'in bu haline daha fazla dayanamayarak, gülmeye başladım.

"Olayın şokunu atlattım ben ama senin suratının şeklini bir türlü atlatamıyorum şu an suratını görebilseydin." Diyerek gülmeye devam ederken, Fatıma teyzenin sesi gülmemi bölmüştü.

"Hadi kızlar hep beraber Hatice'ye gidelimde oğlumu tanıtayım ona."

Zeynep ile beraber annesinin yanına gittik. Ömer Faruk kapıyı kilitledikten sonra O'da annesinin yanına geldi. Hep beraber yürüyerek bizim eve giderken, Fatıma teyze durmadan birşeyler soruyordu oğluna. Oğlu ise hiç sıkılmadan sorulan bütün soruları cevaplıyordu. Nihayet eve varmış, kapının açılmasını bekliyorduk. Kapıyı açan annem yanımızda yabancı bir erkek görünce şaşkınlığını gizlesede, şaşırdığını belli ediyordu.

"Buyrun hoş geldiniz." Derken gözlerini bir an olsun, Ömer Faruk'tan ayırmıyordu. Acaba suratında birşey mi var diye bende baktım ama gördüğüm tek şey hala yere bakan suratıydı. Ya çok utangaç bir insandı, yada dinine gerçekten bağlı bir müslüman. Fatıma teyze ne kadar ısrar etsede oğlu ondan önce girmedi eve. Fatıma teyze içeri girer girmez, herkesin yanımıza gelmesini söyledi. Annem merdivenlerin yanına gidip üst kattakilere seslendi. Her gelenin gözü onda kalıyordu. Herkes aşağı inince, Fatıma teyze sevinçle konuşmaya başladı.

"Sizlere bahsetmiştim süt oğlumdan. Babası alıp uzaklara götürünce, kendi evladımdan ayrılır gibi olmuştum." Derken Fatıma teyze, annemin cevabı gecikmedi.

"Sübhanallah. Nasibinde varsa bir şey illahi bulur seni. Peki bunca yıl sonra sizi nasıl bulup tanımış?"

Annem meraklı gözlerle bir Ömer'e, birde yıllardır kardeşi gibi gördüğü, Fatıma teyzeye bakıyordu. Sorusunun cevabı çok gecikmeden gelmişti.

"Babası vefat etmeden önce bir mektup yazmış oğluma. Ne kadar büyük olursan ol, bir aileye ihtiyaç duyarsın demiş. Bizden bahsedip adresimizi vermiş. Oğlum üç aydır bu mahalledeymiş. Demek ki Allah birbirimizi bulmayı şimdi müsade etmiş. Allah'a şükürler olsun. Gelmesine öyle sevindimki."

Fatıma teyzenin gözleri dolarken oğluna sarıldı. Oğluda ona sarıldıktan sonra, kulağına birşey söyledi. Ne söylediğini bizler duymasak bile fazlasıyla meraka kapılmıştık, çünkü Fatıma teyze söylediklerinden sonra oğlundan ayrılmış direk bana bakıyordu. Bir anlam veremiyordum. Müsade isteyerek kalkıp gittiler. Birden bire ne olduki böyle?
Zeynep'e ne oldu diye işaret etsem de bilmiyorum dercesine başını sallayarak annesiyle birlikte evden çıktı. Kapıyı kapatan annemin gözlerindeki şaşkınlık belli oluyordu. Nasip böyle birşeydi işte. Ne kadar hesap yaparsak yapalım hesapta olan değil, nasipte olan geliyordu başımıza. Hayatın özetiydi bu cümle. öyleya insan nasibinden ne bir adım öteye, nede bir adım geriye gidebiliyordu. Çünkü nasip inançların, umutların en güzeliydi. Zamanında şartlardan dolayı olmayan ne varsa, birgün mutlaka en güzel şekilde olacağına inanmaktı. An geliyor tüm yollar tek noktada düğümleniyor, adına nasip deniyordu. An geliyor tüm kelimeler boğazında düğüm olunca, adına yine aynı kararlılıkla nasip deniyordu. Yine yüreğime taht kurmuş bir ayeti kerime gelirken, kalbimi sonsuz bir huzur kaplıyordu ve diyorduki Rabb'im; "Hiç kimse kendisini için gizelenen müjde ve mutluluğu bilemez." Bilirimki biz insanoğlu aldanıyoruz. Bir halıya bile vurarak, tozunu çıkarıp temizlemeye çalışıyoruz. Ne kadar sert vurursak o halı o denli temizleniyor, öyle değil mi işte? Bize bu hayatı bahşeden Allah azze ve Celle bizim kirimizi, pasımızı verdiği imtihan ile alıyor, imtihanlarla bizi elekten geçiriyordu. Hani düşünüyorumda Fatıma teyze zamanında ne acılar çekmiştir oğlu için. O çektiği acılar günahlarına kefaret olmuşken, yıllar sonra yavrusunada kavuşmuştu. İşte tamda bunun adıydı nasip...



Helal SevdamHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin