🍁23🍁

221 53 13
                                    

Abimler gelip beni kaldırdı ve eve götürdüler. Durumu öğrenen Fatıma teyze bayılınca, ambulans çağırdık ve hastaneye götürdük. Ne olmuştu bilmiyordum ama çok yorulmuştum. İkindi ezanına doğru babam hastaneye geldi. Halimizi görünce,

"Bu kadar üzmeyin kendinizi. Allah kullarını imtihan eder, kula sabretmek düşer. Allah'tan ümit kesilir mi hiç?"

Dedi ve annemi çağırdı. Annem babamla birlikte kapının önüne giderlerken, onları takip edip gizlice dinlemeye başladım.

"Hiç bir haber yok mu?"

"Aslında var ama emin değiliz."

"Nasıl emin değilsiniz?"

"Polisin araştırmalarına göre, cuma günü öğleden sonra orda birine çarpmışlar ve bu kişi Omu diye araştırma yapılıyor. Polis güvenlik kameralarını izleyecekleri söyledi."

Babamın bunları duyduğumu bilmesini istemiyordum. Oraya yeni geliyormuş gibi yapıp lavaboya gideceğimi söyledim. Lavaboya gidene kadar kendimi zor tutmuştum ama lavaboya girer girmez engel olamadım gözyaşlarıma. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra duvara tutundum. Ne düşünmem gerektiğini bile bilmiyordum. "Allah'ım sen yardım et." Biraz sakinleştikten sonra babamların yanına gittim. Babamın telefonu çaldığında korkudan nefesimi tutmuştum.

"Hangi hastanede?"

Duyduğum cümleyle birlikte kalbimde tarifsiz bir acı hissettim. Herşeyden habersiz yatağında yatan Fatıma teyzeye bakamıyordum bile. Babam odadan çıkarken peşine takıldım.

"Kızım küçük bir işim var."

"Baba biliyorum herşeyi. Lütfen izin ver."

Babam çıktıktan sonra bende peşinden gittim. Hastanede yatan kişinin O olduğuna inanmak istemiyordum. Hastaneye varır varmaz polisler görünmüştü bile. Babamla beraber yanlarına gittikten sonra hastaneye girdik. Polisler öncelikle babamla birlikte hasta odasına girmek isteyince, kapıda beklemem zorunda kaldım. Ne kadar zaman olmuştu bilmiyorum ama zaman geçmek bilmiyordu. Sonunda odadan çıktıklarında umutla babama baktım. Polisler yanımızdan giderken, babam gözlerini benden kaçırmıştı.

"O mu baba?"

Babam birşey demeden, odaya girmem için kapıyı işaret etti. Ayakta durmak bile zorluyordu beni. Odanın kapısını açarken gözlerimi kapattım. Korkuyordum. Kapıyı açıp içeri girdikten sonra, kapattım kapıyı. Gözlerimi bir türlü açamıyor, tüm gücümle bastırıyordum. Yine gözyaşlarıma teslim olmuştumki, duyduğum sesle gözlerimi açtım.

"Seni ömrümün sonuna kadar böyle izleyebilirim ama gözyaşını görmeye bir saniye bile dayanamam."

Olup bitenlerden sonra düşüncelere daldım. Farkettimde Rabb'im hiç yanlız bırakmıyordu beni ve biz insanları ama biz o kadar aldanıyoruzki dünyaya, hayırlısı diyoruz, hayırlısı oluyor ama bunu kabul etmiyoruz. Allah'a bırakıyoruz ama bunun sonucuna teslim olmuyoruz. Allah bizi imtihalardan geçirirken, o an sadece sabretmek yetmez. Olaylar karşındaki hal ve hareketlerimiz, tavırlarımızda çok önemli. Sanırım mearic suresi bunu demek istiyordu "güzel bir sabırla sabret."  Ecet sabrediyoruz ama nasıl bir sabır? Kırıp dökerek yapılan sabır tam anlamıyla sabır olurmuydu? Artık, Rabb'im herşeyin hayırlısını nasip et diye değil, Rabb'im sen hayırlısını verirken bize bunun sonucunu kabul edip, teslim olacak ferasetli iman dolu bir kalp nasip et diye dua edecektim.
Yüzüme yayılan gülümsemin buruk olması canımı acıtıyordu. Yüzü yara içindeydi. Hızla gidip yatağına oturdum. Ben konuşmaya başlamadan, devam etti konuşmasına.

"Dünden beridir çıkmak istiyorum burdan ama bir türlü izin vermiyorlar. Kimsenin numarasını ezberede bilmiyorum. Lütfen affet beni seni yanlız bırakmak istemezdim."

"Şş o nasıl söz. Allah istemişki oldu bunca şey. Evet çok acıydı. Herkes perişan oldu ama Allah'a şükür iyisin. Nasıl oldu, kötü birşeyin var mı?"

"Kötü birşey yok elhamdülillah ama bir süre burda kalmamı söylediler. Galiba bacaklarım biraz..."

Susmuştu. Devam etsin diye bekledim ama konuşmadı. Bacaklarının üzerindeki örtüyü çekitiğimde, her tafanının yaralanmış olduğunu gördüm.

"Nasıl kötü birşey yok? Canın çok acıyor mu?"

Tekrar ağlamaya başladığımda yerinden doğrulup elimi tuttu.

"Gerçekten kötü birşey yok, sadece yaralandı yani yürüyebiliyorum."

"Çok acıyor olmalı."

"Sensizlik kadar acıtmıyor."

"Hamdolsun yine buluşturdu Rabb'im. Biran önce gidip herkesi buraya getirmek istiyorum."

Gitmek için kalktığımda elimi bırakmamıştı. Kapı çalınca telaşla elini çekti. Babam odaya girerken herkese haber verdiğini, Furkan abimin onları buraya getirdiğini söyledi. Gözlerimin içine bakan babama sarıldım. Dünden beridir bakamıyordu oysa...
Babam ne oldu, nasıl oldu diye soru yağmuruna tuttu Ömer'i. Bütün olanları anlatana kadar Fatıma teyzeler gelmişti. Oğlunu görür görmez sarılıp ağlamaya başladı. Daha sonra babam ne sorduysa, Fatıma teyzede aynılarını sordu ve herkes gidene kadar Ömer'in susmasını izin vermediler. Haklıydılar hepsi perişan olmuştu. Hemşire gelip ziyaret saatinin bittiğini söyleyince, eve gitmek için kapıya doğru gittim. Babam beni durdururken konuşmaya başladı.

"Kızım henüz alışmadın biliyorum ama sen eşinin yanında kalmalısın. Her ne kadar resmi nikahınız kıyılmadıysada, dini nikah kıyıldı ve evlisiniz."

Utanarak başımı salladım. Hepsiyle vedalaşıp gitmelerini bekledim. Onlar gidince odadaki lavaboya gidip elimi yüzümü yıkarken Ömer bana seslendi.

"Demek beni burda bırakıp gidiyordun?"

Tebessüm ederek yanına gittim.

"Seni ömrümün sonuna kadar bırakmayacağıma emin olabilirsin. Sensizliği çok acı bir şekilde hissettim. Allah göstermesin birdaha."

Helal SevdamHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin