🍁4🍁

421 140 9
                                    

Akşam ezanı okunmaya başlamıştı. Oturduğum yerden kalkıp eteğimi çırptıktan sonra, doğruca eve gitmeye başladım. Hava kararmaya başladığı için, çocuklar istemeye, istemeye evlerine giriyordu. Bu hallerine gülmeden edemedim. Çok tatlı görünüyorlardı. Eve vardığımda, İkra'nın kapıda olduğunu gördüm. Mahalleye girdiğimi görür görmez hızlı adımlarla yanıma geldi. Selam vermeme fırsat vermeden konuşmaya başladı.

"Nerdesin sen? Seni kaç defa aradım, neden açmadın telefonunu?"

Sesinden sinirli olduğu anlaşılan kardeşim, benden cevap bekliyordu. Yüksek ses ile konuşan kardeşime karşı sakinliğimi bozmadan cevap verdim.

"Aradığını hiç duymadım. Arasan duyardım değil mi?" Der demez elini çantama attı. Çantamda olan kitapları ve bir kaç eşyayı çıkarıp, elime verdikten sonra, sanıyorum ki telefonumu aramaya başladı.

"Yok işte yok." Diyerek çekti ellerini  çantamdan.

"Nasıl yok?" Diye karşılık verip, bende bir elimde kitaplar olduğu için, tek elim ile çantamı karıştırıp, aramaya başladım ama gerçekten yoktu. Elimi hafifçe anlıma vurdum.

"Kursta unutmuş olmalıyım." Diyerek kardeşime baktım. Etrafa her zaman tebessüm saçan kardeşim, sessiz bir şekilde bana bakıyordu. Benden bir cevap beklediğini anlayınca devam ettim.

"Neden bu kadar sinirlisin İkra?" 

"Acaba seni ne kadar merak ettiğimi biliyor musun sen?" Diyince kardeşime kocaman sarılıp, her iki yanağına uzunca öpücük kondurdum.

"Neden bu kadar merak etmiş ki benim bitanem?" Diye tatlı tatlı sordum. Yüzündeki gergin ifade yerini tebessüme bırakmıştı. Omuzlarını "bilmem." Dercesine silkip, dudaklarını büzdü.

"Bu şekilde ne kadar şirin göründüğünün farkında mısın?"

"Of abla. Tamam inandım, hadi eve girelim."

Şaka yaptığımı düşünsede ciddiydim ben. Asaf abim sayesinde evde, çoğu zaman ciddi bir şey olsa bile şaka sanıyorduk. İkra'ya, eve girmesini, benim  ise gidip telefonumu getireceğimi söyleyip, çantamı ve çantamdan boşalttıklarını ona vermiştim. Kursa gitmek için geri döndüğüm anda, akşam namazı aklıma gelince kardeşime döndüm.

"İkra lütfen eşyalarımı odama bırakır mısın? namaz kıldıktan sonra gideceğim inşallah" Diyip eve girdim.

Namaz kılıp yola koyuldum. Masmavi bulutlar yok olmuş, gökyüzü kararmaya başlarken, etraf sessizlik ile dolmuştu. Hep meftundum gökyüzünün ihtişamına. Geceyi bir başka severdim. Sessizlik çökünce, kalbimin sesini duyma vaktim oluyordu. Genelde bu saatte bu kadar sessiz olmazdı mahallemiz ama şuan çok sessizdi. Bir an önce telefonumu alıp eve dönmek istiyordum. Kursa varmama çok az yol  kalmıştı ki, az ileride sokak köpeklerinin olduğunu görmüştüm. Gidip gitmeme arasında düşünüp kalsamda, gitmeye karar vermiştim. Korkularımı yenmek istiyordum artık. Küçükken yaşadığım tatsız olaydan dolayı korkardım onlardan. Adımlarımı yavaşlatıp, ses çıkarmadan yürümeye devam ettim. Köpekler her hareket ettiğinde korkum artıyordu. Onlara yaklaşınca içlerinden biri havladı. Onun havlamasıyla olduğum yerde dikilip kaldım. O havlayınca köpeklerin hepsi havlamaya başladı. Korktum ve telefonumu almadan dönmeye karar verdim. Korkudan nefesimi tutup, geri dönmüş eve gidiyordum ki, karşıdan biri "dikkat et." Diye bağırıp beni var gücüyle itti. Bir anda kendimi yerde buldum. Dizlerim üzerine düşmüş, ellerimin yere sürtünmesi canımı acıtmıştı. Ne olduğunu anlamak için beni iten kişiye baktım. Karanlık olduğu için yüzü görünmeyen kişinin bacağını aniden  köpek yakalamıştı. Bacağını ne kadar çeksede nafile. Köpek bacağını bırakmıyordu....

Gözlerimi açtığımda, kendi evimin önündeki kaldırımdaydım. Pek bir şey hatırlayamıyor, başımın ağrısından duramıyordum. Zorlukla duvara tutunup ayağa kalktım.  Kolumu kaldırmaya mecalim yok gibiydi. kapıyı çaldıktan sonra, kapıyı açan annem korkuyla beni içeri çekti.

"Ne oldu sana?" Annemi duyan yanımıza geliyordu. Asaf abim dış kapıyı kapatmış beni kucaklayıp koltuğa götürmüştü.

"Kızım iyi misin?" Diye endişeyle soran babama başımı sallamakla yetinmiştim. Annem koşarak bir bardak su getirmiş, titreyen elleriyle bana içirdikten sonra, titreyen sesiyle;

"Ne oldu anlatsana?" Diye sormuştu. Elimle başımı tutup, yüzümü buruşturdum.

"Ne olduğunu hatırlamıyorum anne. Tek hatırladığım şey kursa varmak üzereydim. Kursun yakınında köpekler vardı. Onları görünce korktum ve geri döndüm. Sonra biri beni itekleyince köpekler ona saldırdı. Heralde bende korkudan bayılmış olmalıyım. Gözümü açtığımda kapıdaydım zaten. Çok halsiz hissediyorum kendimi." Diyince babam anneme, beni yatağıma götürmesini ve şimdilik soru sorup beni yormamalarını söyleyip bana döndü ve dinlenmemi söyledi. Ben ise telaşla;

"Köpekler yanımdaki kişiye saldırdı. Abi koşun lütfen yardım edin." Diye bağırdım.

Bunun ardından babam ve abimler evden koşarak çıktı. Onlar gittikten sonra, annem ile İkra beni kolumdan tutarak yatağıma götürdü ve kapıyı kapatıp çıktılar. Bana yardım eden kişinin kim olduğunu görememiştim. Köpekler onun bacağını tutmuşken nasıl kurtuldu ki? Peki beni eve omu getirdi? "İnşallah çok yaralanmamıştır." Diye dua ettim. O adamın o an orda oluşuna şükrediyordum. Canı çok yanmış olmalıydı. Peki yaralı haliyle beni eve nasıl getirdi ki? Tahminimce beni onun dışında biri getirse aileme haber verip giderdi. Hem neden kim olduğunu gizliyor hissine kapıldım ki ben? Kapımın açılmasıyla irkildim. Bu korku beni bir müddet bırakmayacak gibiydi. İkra elindeki kupa ile gelip yanıma oturdu.

"Ihlamur yaptım sana iyi gelir." Diyerek bana uzattı kupayı. Gözleri dolu dolu bakıyordu bana. Kısık ses ile konuşmaya başladı.

"Bugün içimde bir sıkıntı vardı sürekli. Birşeyler olacağını tahmin ediyordum."

Çok üzüldüğü ses tonundan bile belli oluyordu kardeşimin.

"Kaderin önüne geçilmez İkra." Diye cevaplayıp, ıhlamuru aldım elinden.  Ben ıhlamuru içerken, annem babamların eve geldiğini ve bizi namaza çağırdığını söyleyince, namaz kılmaya gittik. Babamın yaptığı arapça duayı dinledikten sonra seccadelerimizi topladık. Babamdan çekindiğim için, Asaf abime orda kimseyi görüp, görmediklerini sordum. Kimseyi göremeyip eve döndüklerini söyleyince, hem suçluluk duymuş hemde çok üzülmüştüm. Karnım açlıktan ağrımaya başlarken, mutfağa gidip zorda olsa bir şeyler yedim ve odama çıkıp gözlerimi yumdum.

Sabah namazıyla birlikte uyanmış, namazdan sonra uyuyamamıştım. Sabaha kadar beni kurtaran kişiye, iyi olması için dualar etmiştim. Hep birlikte kahvaltı yaptıktan sonra Furkan abim, beni kursa bırakacağını söyledi. Benim için iyi olmuştu çünkü oldukça korkmuştum. Kurstan çıkışta ise Asaf abim beni almak için gelecekti. Hazırlandıktan sonra, abim ile birlikte evden çıktık. Abim "istersen arabayla gidelim?" Desede ben yürümeyi tercih ettim. Yürümeyi çok seviyordum. Aynı yerden geçeceğim için korksamda, abim yanımdaydı. Köpeklerin bana saldırdığı yere gelince duraksadım bir an. Korku vardı içimde. Bunu farkeden abim, kursa varana kadar elimi tuttu. Kursun kapısında abimle vedalaştık. İçimde kalan korku ile kendime engel olamayarak, abim gözden kaybolana dek ona bakmıştım. Gidince derin bir nefes alıp kursa girecekken bir çocuk geldi yanıma. "Abla?" Dedi ve elini cebine atıp bir şey aramaya başladı. Cebinden çıkarıp bana uzattığı kağıdı elime aldım. Ve çocuğa "bu ne?" Diye sordum. Üzerinde kan izleri vardı. Biri onu kanlı elleriyle tutmuş gibiydi. Çocuktan beklediğim cevabı alınca, başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldum. Bir an gözlerimin önü kararırdı.

"Bunu veren abi dediki, Ona gönderdiğim emanete sahip çıksın. Dün akşam kapının önünde bulduğumu söyle."

Çocuk lafını bitirir bitirmez koşarak uzaklaştı yanımdan. Dün akşamki olaydan dolayı, çantamda unuttuğum kitapları çıkarıp her sayfasına baktım. Ama yoktu. İçinde bulunan şiir yoktu. Dün akşam İkra telefonumu ararken düşürmüş olabilirmiydi? Elimde duran kanlı kağıdı açıp okuduktan sonra tarifini bilmediğim bir acı hissettim kalbimin en derin yerinde...Kitabın arasında, kursa gönderilen şiirdi bu.. Korku, sevinç, şaşkınlık, kızgınlık... Hangi duyguyu yaşadığımı bilemiyordum. O şiirler bana yazılmış meğerse... Ve O... Dün akşam benim bir nefes kadar uzağımda olmasına rağmen görmediğim adam.. beni seven... Ve yaralıydı benim yüzümden.

Helal SevdamHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin