Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Kaçamadım o dipsiz gözlerinden, bütün hikâyeyi en gerisinden alsan, beni yeniden yazsan.
2021,
Mayısın sonu olmasına rağmen dünden beri iyiden iyiye bozan hava yüzünden ceket niyetine tişörtümün üstüne giydiğim gömleğe sarınarak fakülteden içeri girdim. Özellikle sabahın bu saatlerinde, sekiz civarı, güneş henüz yeryüzünü ısıtamadığından daha da soğuk oluyordu ama gömleğimi kendi ellerimle diktiğim için bunu hiç sorun etmiyordum. Beyaz, kalın bir kumaşın üstüne şerit şerit yerleştirilmiş sarının tonunu çok seviyordum.
Bu sıralar zaten her şey çalkantılı ilerliyordu. Hoşnutsuz kaldığım durumlar olsa da bunu kendimi memnun edecek hale çevirebiliyordum. Kötü hava sinirimi bozsa da giydiğim gömleği sevmem gibi, annemle tartışsam da odamdan çıkmamak için bahane bulabilmem gibi, Yulhee'yle tanışsam bile o geceyi sırtımın altında Yoongi'nin ayaklarıyla bitirmem gibi...
Onunla aramız gittikçe güzelleşiyordu. Bir olayın sürekli kötüsünü düşünen ben için bile sonuç böyleydi. Gittikçe hedefime yaklaşıyor gibi hissediyor ve Yoongi yoluma taş koymadığı için memnun kalıyordum. Çünkü bu şekilde onun da benimle arasında bir bağ kurmak istediğini anlayabiliyordum. Bana eskisi gibi dışlanmış hissettirmiyordu. O gece Yulhee yanımıza geldiğinde kendimi üçüncü kişi olmaya hazırlamıştım ama devamında yaşanan her şey için başrol olarak beni seçmişti. O yarışta koşarken elini tuttuğu bendim ve bunun anlamı hep arkada kalan ben için paha biçilmezdi.
Atölyeden içeri girerken aklımdan geçenler sayesinde yüzüm gülüyordu. Bayan Kim'in bugün misafiri olduğu gerekçesiyle dikimin son aşamalarını bitirmek için atölyeye gelmem gerekiyordu. Bunun içinse boş yer bulabilmek amaçlı erken bir saate alarm kurup soluğu burada almıştım ama sorun değildi. Şu sıra başıma ne gelse sorun etmezmişim gibiydi.
Sadece en öndeki dikiş masasının dolu oluşuyla bir etekle uğraştığını gördüğüm kıza nezaketen "Günaydın." diyerek arka köşedeki masaya ilerledim. Babamın kıyafetleri atılırken geride bırakılan takım elbise taşıma çantasının içine astığım tasarımımı çıkarıp prova mankeninin üzerine geçirdim.
Gösterişsiz kaldığı için canımı sıkan takım şu sıralar hoşuma gidiyordu. Onu son haliyle Yoongi'nin üzerinde gördüğümden beri böyleydi. Ona yakışmıştı ve önemli olan da buydu işte. En sıradan şeyi bile güzelce üstünde taşıyabiliyordu. Sonrasında hocanın zaten çabasız şıklık başlığında bir takım istediğini ve puanlandırılacak kısmın tasarım aksine nasıl diktiğimiz olduğunu kendime hatırlatınca da takımla hiçbir problemim kalmamıştı. Sadece kol kısmında kalan potluk ve yakası istediğimin aksine sönük durduğu için bugün son dokunuşlarımı yapacaktım.
Telefonumu çıkarıp saate baktığımda sekizi yirmi yedi geçtiğini gördüm. Hemen ardından da Yoongi'den gelen bildirim gözüme ilişti.