İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

6

89 13 39
                                        

Kaderinden kaçmak için yol değiştiren
Çok kez o kaçtığı yerde rastlar kaderine.
Jean de La Fontaine

En son bu kadar gergin bir kahvaltı yaptığımda işler yokuş aşağı gidiyordu ve sonuçları ise bize pahalıya mal olmuştu. Sessizliğin hâkim olduğu masa da babam tamamen yemeğine odaklıydı ve kardeşimin kafası defterinden kalkmıyordu. Ben ise kendimi çivili bir sandalyenin üstünde zehir yiyormuşum gibi hissediyordum. Bir kez daha kıpırdandım ve çubuğuma çarpan yenmemiş pirinçler düştü.
“İyi misin? Sabahtan beri kıvranıyorsun.”

Babam tek kaşı kalkık beni süzüyordu ve sesindeki endişe tınısı çalındı kulaklarıma. Yüzüme hemen zorlama bir gülümseme oturtarak çubuğu masaya yavaşça bıraktım.
“İyiyim.”
Cevabım fazla hızlı fazla güvenilmezdi. Şüpheyle gözleri kısılarak bir an düşündü. Sonra belli bir kanıya varmış olacak ki yüzü yumuşadı. Tatlı bir tonla ki bu tonu sadece bize gösterirdi konuştu.
“Eğer sınavları dert ediyorsan üzülme. Geçecek kadar yap.”
‘Ah’ dedim içimden yakınarak ‘keşke sınav kadar basit olsa’. Sınavlar sorunlarımın yanında deve de kulaktı.
“Sınavlar benim için çocuk oyuncağı” dedim göğsüm kabararak. Kardeşim ağzındakini püskürtmeye az kalmıştı ki kendini tuttu. Kısa süre sonra alaycı kıkırtısı duyuldu.
“Çocuk oyuncağı öyle mi?” diyordu bir yandan kahkahaların arasından. Gözlerimi devirirken hızlıca yerimden doğruldum.
“Ben kötü bir öğrenci değilim. Sen çok çalışkansın”
Kitabını kapatıp çantasına atarken hala gülüyordu.
“Okuldan sonra salona gel” dedi babam aniden. Kapıya gidiyordum ki aniden durdum ve inanamayarak babama baktım. “Öğrencilerin seni özlediğini söyledi.” Hızla koşarak babamın boynuna sarıldım. Gür kahkahası saçlarımı okşarken büyük elleri de sırtımı sıvazlıyordu.
Yüksek sesli “Hadi artık geç kalıyoruz” serzenişinden sonra ondan ayrıldım.
“Teşekkürler baba.” Öyle büyük öyle mutlu gülümsüyordum ki içimdeki heyecanıma bir yansımaydı. Gerisini siz düşünün.
“Beni her gün okula bırakmana gerek yok.” Dedi huysuzlanarak. Gözlerimi devirdim.
“Reddedildi.”
Usulca dökülen yaprakların altında yavaşça durdu. Çıplaklığa yüz tutmuş dalların arasından belli belirsiz aydınlanan güneş saçlarında ve yüzünün bir kısmında parladı. Anneme olan benzerliği beni duraksattı. Her zamanki düz suratında beliren ifade beklenmedikti. Sanki ne düşündüğümü bilmek istercesine kısık gölgeli gözleri yüzüme dikilmiş, dudaklarını dişliyordu. Sıkıca kavradığı çantasının kulpu avuçlarında küçücük kalmıştı. Ellerim cebimde onu merakla bekledim. Çünkü kendimi bir kavganın ortasında bulmayı bekliyordum lakin beni şaşırtarak sakin ama ihtiyatla sordu.
“ Yoksa yeniden mi başladın.” Aramızda esen rüzgar taşıdı cümlelerini. Şimdi neden bu kadar dikkatli olduğunu anlamıştım. Çünkü bunu konuşmaktan nefret ederdim. Öfkeleneceğimi düşünmüş olmalıydı ki gerginliği elle tutulurdu. Ama beklenilenin aksine ne öfkelendim ne de ters bir söz ettim. Hatta inanır mısınız? Sinirin kırıntısı bile yoktu. Boşluğu ince bir tabakayla çevreleyen kabuktum o an için. Öyle boş öyle hissiz.
Kafamı salladım sadece. Yavaşça sağa ve sola çevirdim belirsizce. Ona olanları anlatmaya hiç mi hiç niyetim yoktu ne şimdi ne de öleceğim zaman.
“Sadece seni korumak istiyorum. Tüm amacım bu. Ailemin zarar görmesini istemiyorum”
“Ama neden bu kadar tedirginsin?” duraksadı Söyleyeceklerini tartıyor gibiydi. Dolu dolu olan gözlerini bana bir kez daha dikti. “Artık kendini suçlamayı bırak.” Ezberlenmiş inançsız sözlerim dökülecekti ki sabırsız bir engelle karşılaştı.
“Hayır.” Yutkundu ve ben sustum. “Kendi dünyana çekildin. Her zaman ki gibi davransan da bazı şeyler farklı. Sanki ölmek istiyor gibisin.” Yavaşça solan sesi tekrar dişlediği dudaklarına hapsoldu. “Seni engelleyen tek bir şey var ve o ortadan kalktığı an da yok olacakmışsın gibi geliyor.”

Beni umursamadığını sanırdım oysa ki o içime bakıyormuş.

Buruk bir gülümsemeyle kıvrıldı dudaklarım. Yavaşça ona yürüdüm ve kollarımın arasına çektim. Sıkıca sarıldık birbirimize.
“Emin ol sizi bırakıp gitmeyi düşünmüyorum hiçbir yere. İyiyim. Sadece senin için endişelendiğimden bu kadar korumacıyım.”
Tek kelime bile etmedi. Sadece beni daha da sıkı kavradı.
Sınıfıma girdiğim an da bıçak gibi kesilen fısıltıları bir kez daha umursamadım. En arkada ki karalanan sırama eklenen yeni yaratıcı kelimeleri ise okumaya tenezzül bile etmedim. Sadece oturdum ve dışarıyı seyrettim ders başlayana kadar.
Her ne kadar odaklanmaya çalışsam da beceremedim. Düşünceler, kelimeler tortop olup birikti başımda. Öyle ki yanımdaki hareketlenmeyle aniden doğruldum yaslandığım sıramdan. Yanımdaki irkilerek geri çekildi ve masama koyduğu süt ekmeğin üstüne devrildi. Uyuya kalmış olmalıydım ki öğle arasına giren sınıf bomboştu. Çatlayacak derecede ağrıyan başımı ovaladım. Hala tepemde dikilen kişiye kısık mahmur gözlerle baktım.
Gergin kıpırdanışları benden uzak, oluşturduğu kalkanın ardındaydı sanki. Sessizliği bozmak istemiş olacak ki omuzlarına dökülen saçları hızla geriye atarak çekincesini tamamen ortadan kaldırdı.

“Öğle arası bitmek üzere. Bir şey yemediğini düşündüğümden sana yemek getirdim.” Hala bir şey demediğimi fark edince arkasını dönerek çıkmaya yeltendi. Umursamayabilirdim fakat yiyeceklere kayan bakışım tekrar ona yöneldiğinde istemeden de olsa adını seslenirken buldum kendimi.
Beni tetikleyen neydi bilmiyorum. Kendimi fazla soyutluyor oluşum belki problemim asıl kaynağıydı. Sessiz kalırsam yokmuşum gibi davranırsam her şeyin yoluna gireceğine öyle inandırmıştım ki kendimi aslında ne kadar gerildiğimi fark edememiştim. Küçük küçük delikler açılan derimden binlerce iğne geçirilmişte tavana asılmıştım sanki. Ama işler öyle olmuyordu ve ne kadar olayları kontrol altında tutmaya çalışsam da bir o kadar çığırından çıkıyordu. Kul plan yapar, Hak da gülermiş.
“Teşekkür ederim.”
Şaşkınlıkla bana döndü ve ona o kadar içten gülümsedim ki ağzı aralandı.
O da bana sıcacık gülümsedi. Ufacık attığım bu adım belki kelebek etkisi yapacaktı. İyi ya da kötü ama bunu çok sonra düşünmeye karar verdim.
O günden sonra tüm öğle yemeklerini beraber yedik.

Dağılan öğrencileri taradım kısık bakışlarla. Yüksek kahkahalar, bağrışmalar ve şakacı(!) kavgalar arasında sabırsızca bekledim. Kardeşimi birkaç kızla beraber çıktığını gördüğümde yerde ayakucumla küçük bir çukur oluşturmuştum bile. Beni görünce sevinçle el salladı ve yanındakilere bir şey söyleyerek ayrıldı. Onu sıcacık bir gülümsemeyle karşıladım. Lakin bu sıcaklık kısa sürdü. Sanki soğuk bir el boynumdan aşağıya doğru inmişti. İçim öyle bir ürpermişti ki tüm tüylerim diken diken olmuştu. Bu denli bir nefreti gösteren kişiyi eliyle koymuş gibi buldu gözlerim. İstemeden kaynağına çevrilen kısık bakışlarım düşmancaydı.
Gruptular. O kadar baştan savma gözüküyorlardı ki aynı formayı giymemiş olsalar alakaları yok derdim. Tek bir şey dışında.
Beni tetikleyen ve üstüme tsunami gibi gelen bir şeyin habercisi. Orak. Her birinin görünür bir yerine işlenmiş olan dövme tek ortak yönlerinin olduğunu haykırıyordu adeta.
Sigarasını dudaklarına götürdü ve ben orağı ayan beyan gördüm. Öyle rahatsız ediciydi ki kaçmak istedim ama bunu yapmayacaktım. Göz göze geldik alaycılığını iliklerime kadar hissettim. Sonra bakışları benden arkama kaydı ve sinsi gülümsemesi daha da büyüdü. Gözleri memnuniyetle kısılmıştı. Kardeşim yanımda durduğunda ona döndüm. Işıl ışıl suratı gülümsemeyle parlıyordu.

Zaafımı biliyordu. Dokunmadan, konuşmadan beni tehdit edebiliyordu. İçim inanılmaz bir öfkeyle doldu. Keskin dişlerimi sırtlan sürüsüne geçirmek istedim ama dedi bir yanım kardeşime bakarken yapmamalısın. Yürümeye başladığımızda aklımı kardeşimin anlattıklarına vermeye çalıştım ama düşüncelerim öyle bir düğüm olmuş beni tıkıyordu ki dinleyemedim. Tek düşünebildiğim boğazlarında ki elimdi. Kaynayan öfkeme direnemeyerek arkamı döndüm.

Sırtlan sürüsü bizi izliyordu. Aslanı yalnızken avlayacaklardı.

Onu yine çatı katında buldum. Bu sefer yatmak yerine duvarın üstündeydi. Her an atlayacakmış gibi ucundaydı. Kafasını geriye doğru yaslamıştı ve yavaşça derin nefesler alıp veriyordu. Huzur dolu bir anın ortasına düşmüş gibi hissettim ve bu beni son derece rahatsız etti. Adımlarımı duymuş olacak ki kafasını hafifçe çevirdi. Esen rüzgar saçlarını gömleğini dalgalandırdı. Güneş etrafını çevreleyerek onu aydınlattı. Kısık gözleri beni süzdü ve ağzında evirip çevirdiği şekeri durdurdu. Yüzünden hiçbir şey okunmuyordu ama neden buraya geldiğimi bildiğine emindim.
“Teklifini kabul ediyorum.”

Y KARAKTERİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin