İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

23

30 2 7
                                        

Herkese Merhaba ,

Biliyorum arayı çooookk uzattım. Bunun için çok üzgünüm. Ama o kadar yoğun aylar geçirdim ki kendime gelemedim. Yazmak için her oturduğumda kelimeler zihnimde oluşmuyordu. Sürekli yazıp yazıp sildim ve inanın diğer hikayeme de vakit ayıramıyorum. Bunun içinde üzgünüm. Lütfen okumaktan vazgeçmeyin cağnımm okuyucularımm <3 Her iki hikayemede devam edeceğim bırakmadım. Sadece hayatımı düzene koymaya ihtiyacım var. Anlayışınız için teşekkür eder yorumlarınızı, beğenilerinizi beklerim. 

Son olarak isimleri değiştireyim mi? Kurguyu ilk kurguladığımda -sanırım çok fazla kore dizisi izlemenin etkisinde kalarak-  koreli karakterlerin çok yakışacağını düşündüm. Ama sanırım isim konusunda ve kimin kim olduğu konusunda karışıklık oluyor. Bu nedenle kurguyu Türkiye de geçiyormuş gibi değiştirmeli miyim? Değerli fikirlerinizi bekliyorum ve sizi uzun bir bölümle baş başa bırakıyorum.

Keyifli okumalar.



Okul gezilerinin sevmediğim bir yanı varsa, o da uzun yürüyüşlerdi. Sıcak vakitlerde dağın tepesine tırmanmak pek de tatil anlayışıma uymuyordu ki, söylenmelere bakılırsa sınıfın çoğunun fikri de bu yöndeydi. Telefonum kısa bir bildirimle titrediğinde, bitmiş ikinci su şişemi çantama koyuyordum. Telefonu açtığımda bildirimin Seo Joon'dan olduğunu gördüm. Bu beni şaşırtmamıştı. Bana dans eğitimi verdikten sonra oldukça yakınlaşmıştık. Nasıl tanıştığımız düşünülürse, şu anki yakınlığımız 'arkadaşlık' diyebileceğimiz bir seviyedeydi. Bundan rahatsız değildim, bilakis Seo Joon'un arkadaşlığında yormayan, rahatlatan bir şeyler vardı ve bu dinginliği seviyordum.

Bildirime tıkladığımda, dans stüdyosunun geniş açısı belirdi. Duvarın en sonundan aynalı kısım çekilmişti ve Seo Joon'un yerde oturduğu az da olsa aynadan görülebiliyordu. Biraz büyülttüğümde yüzündeki gülümsemesinin ardına gizlenmiş yorgunluğu görebiliyordum. Gülümsedim ve ben de dağa çıktığımız yolu çekip gönderdim.

"Konuştuğunda kim?" Sesini duyduğumda, Seo Joon'un 'orayı gerçekten tırmanıyor musun?' sorusuna cevap vermek üzereydim. Mesajı gönderdikten sonra telefonu kapatıp Ji Yeon'a baktım. Oldukça yakınımda, ekranı görmeye çalışıyordu. Kapattığımı görünce, şüpheli gözlerle beni süzdü.

"Sevgili mi yaptın yoksa?" dedi bir kez daha kuşku dolu gözlerle. Gözlerimi devirip, "Hayır, sadece bir arkadaşım," dedim. Ji Yeon'un ifadesi silinip, yerini meraka bıraktı. Koluma girip, meraklı bir ifadeyle, "Adı ne? Nerede tanıştınız?" dedi. Onun bu tavırlarına gülmekten kendimi alamadım.

"Düşündüğün gibi bir şey değil."

"Ne düşündüğü mü, nereden bileceksin ki?" dedi şen şakrak sesiyle. Ona tavırlarını ima edercesine baktım.

"Tamam, tamam," dedi hemen kabullenerek. "Sadece bizden başka arkadaşlarının olmadığını sanıyordum. Özellikle erkek. O nedenle merak ettim," dedi ve gözlerini kırpıştırarak baktı. "Özel biri olabileceğini."

Kahkaha attım. Derinden gelen neşeli bir kahkahaydı. Bu kahkahaları en son ne zaman attığımı unutmuştum ama ne zaman arkadaşlarım olmuş, geçmişin sert prangalarından kurtulmuştum. Kahkahalarım, neşem çoğalmıştı. Normal olmuştum ve bu benim için bulunmaz bir nimetti.

"Gerçekten arkadaşım," dedim şüpheye yer bırakmayacak şekilde. "Sadece gününün yoğun ve yorgun geçtiğinden bahsediyordu, ben de ona gelip dağ yürüyüşü yapmasını söyledim," dedim omuz silkerek.

"Ah Ha Neul," dedi cıkcıklayıp kafasını eğerek. Sonra bana baktı acıyan gözlerle. "Konu erkekler olduğunda kafan hiç çalışmıyor." Derin bir nefes aldı. "Sana kendini çekip atmış ve yorgun olduğunu söylemiş. Bu ne demek? Yoruldum, senden ilgi görmek istiyorum demek."

Y KARAKTERİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin