Kendimi rezil etmemin üzerinden 10 dakika ya geçmişti ya geçmemişti ve Roseanne ile Jennie ona yiyecek bir şeyler hazırlarken salonda başbaşa oturuyorduk. Konuşacak bir şeyimiz yoktu. Dava konusunu açmak istiyordum ama uzun yoldan gelmiş ve aşırı yorgun olan Roseanne ne tepki verir ölçemiyordum. Salona gelip masaya tabak ve bardak bırakan Jennie'nin uyarıcı bakışları sayesinde sessizliğimi bozmaya karar vermiştim.
"Eee Kanada nasıl? Daha çok İngilizce mi konuşuluyor Fransızca mı?"
Evet kabul. Saçma hatta çok saçma bir soru sormuştum ama aklıma gerçekten başka bir şey gelmemişti. Ayrıca şuanda ilgisini çekmeye çalışıyorum ve sanırım başarmıştım. Suratıma bir süre "Ne diyo bu salak?" der gibi baktıktan sonra cevap verdi.
"Kanada'nın yarısından fazlası İngilizce konuşuyor. Ama benim çevremdeki çoğu insan iki dili de konuşabiliyor."
Cevabı gayet netti ancak ben ona çevresindeki insanları sormamıştım. Bu cevabından "Benim çevremdeki insanlar yüksek seviyede olduğu için iki dil konuşabiliyor" gibi bir sonuç mu çıkarmalıydım? Bu olasılık imkansız değildi. Çünkü Roseanne bu kibir seviyesinde bir insandı. Dış görünüşünden ve mimiklerinden bile bu belli oluyordu.
"Aaa öyle mi? Ne güzel. Peki sen?"
"Ben genelde İngilizceyi tercih ediyorum ama Fransızcayı'da kullandığım oluyo. Güney Kore'de sadece Korece konuşuyorlar sanırım?"
"Evet öyle."
Tanrım... Ne saçma bir sohbet konusuydu bu böyle? Şuan Jennie'nin yerinde olmak için her şeyimi verirdim. Konuyu değiştirmem lazımdı ama nasıl yapacağımı bilmiyordum. Bir süre düşündükten sonra aklıma yeni ve daha az saçma bir konu gelmişti.
"Sahi Kanada'nın yemekleri nasıl? Hangi yemekler meşhur mesela?"
"Kanada'nın en meşhur yemeği poutine sanırım. Ben pek sevmem ama tadı güzel."
"Nasıl yapılıyor peki? İçinde ne var?"
"Yapımı kolay aslında. Patates kızartmasının üzerine lor peyniri ve gravy sosu dökülüyor. Bu kadar."
"Güzel bir şeydir bence. Bir gün mutlaka deneyeceğim. Peki senin en sevdiğin yemekler hangileri?"
"Sanırım beaver tails diyebilirim. Gerçi pek yemek sayılmaz ama neyse."
"Neden yemek sayılmaz?"
"Çikolatalı şekerli bir şey. Hatta dur resmini göstereyim"
(Beaver Tails)
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Telefonundan (yukarıda ki) resmi göstermişti. Kanada'nın yemekleri gerçekten güzelmiş diye düşünürken Jennie Roseanne'yi yemek için çağırmıştı ve yeni yeni ilgimi çekmeye başlayan sohbetimiz böylece sona ermişti. Roseanne yemek yedikten sonra Jennie'ye nerede yatacağını sormuştu. İşte o zaman Jennie'nin büyük bir aptal olduğunu düşünmüştüm. Çünkü Jennie'nin evi iki katlı müstakil bir evdi ama 2+1'di yani kendi yatak odası dışında tek bir oda vardı ve o odayı misafir odası yapıp iki tane tek kişilik baza koymuştu. YANİ ROSEANNE İLE AYNI ODADA KALICAKTIK!
23.19
Roseanne yattıktan sonra Jennie'ye gitmek için yalvarmıştım ama Jennie kendine has inatçılığıyla buna izin vermemişti. Uykum geliyordu ama odaya girmeye utanıyordum. Roseanne'nin aynı odada kalacağımızdan haberi vardı ve hiç rahatsız olmuşa benzemiyordu. Ama yine de utanıyordum. Jennie'nin beni odaya iteklemesi ile artık utanmayı bıraktım ve odaya girip yatağıma uzandım.
Ertesi Gün Saat 08.36
Jennie'nin beni sarsmasıyla uyanmıştım. Şaşkın yüzünde biraz da endişe vardı. Bu endişeyi ses tonuna da yansıtarak konuşmaya başladı.
"Jimin! Roseanne nerede? Aynı odada kalıyorsunuz nerede bu kız?"
"Ne bileyim ben nerede. Kaçacak hali yok ya. Gelir birazdan"
Jennie'yi sakinleştirmeye çalışırken arkamızdan yani kapının önünden kuru ve zorlama bir öksürük sesi yayılmıştı odaya.
"Sanırım sizi biraz biraz korkuttum ha? Sabahları koşu yaparım da. Baktım ikimizde uyuyorsunuz hiç rahatsız etmeyeyim dedim."
Jennie'nin kıpkırmızı olduğuna yemin edebilirdim ama arkası bana dönük olduğu için göremiyordum. İçinde bulunduğumuz durum o kadar saçmaydı ki dayanamayıp bir kahkaha patlatmıştım ve kısa bir süre sonra Roseanne de bana katılmıştı. Jennie ise ikimizin arasında kıpkırmızı bir şekilde dikiliyordu. Sonunda konuyu değiştirmek için bizi kahvaltıya çağırdı ve odadan çıktı. Jennie çıktığı gibi Roseanne tekrardan gülmeye başlamıştı. Bir yandan da konuşmaya çalışıyordu.
"Tanır aşkına ne sandı yani? Neden o kadar panik olmuştu?"
"Jennie öyle biraz. Yani nasıl desem ki değer verdiği insanların üzerine titriyo."
Dediğim şey üzerine Roseanne alaycı bir şekilde gülüp cevap verdi.
"Bana değer veriyo diyosun yani?"
"Evet öyle sayılabilir."
"Neyse hadi kahvaltıya gidelim daha fazla utanmasın."
Kahvaltımızı yaparken arada sırada Roseanne'ye kaçamak bakışlar atıyordum fakat o sadece yemeğine bakıyordu. Az önceki neşeli halinden eser kalmamıştı ve yüzü dün akşamki gibi fil dişinden oyulmuş bir bibloya benziyordu.