Harem 1
Bir Fransız köle olan Clara'nın Fransa Krallığı ve Osmanlı İmparatorluğu diplomatik ilişkilerini geliştirmek için Topkapı Sarayı'na hediye edilmesi ve kaderinin tamamen değişmesi söz konusudur.
Entrikalarla dolu Saray'da türlü türlü oyunlar...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Has Oda'dan içeriye girdim. Hünkar arkasını dönmüş beni bekliyordu. Beni fark edince yüzünü bana döndü. Başımı eğerek selam verdim ve kibarca ona doğru yaklaştım. Eğildim ve eteğini öptüm. Eliyle çenemden beni hafifçe ayağa kaldırdı. Göz göze gelmiştik. Gözleri ela, saçları açık kahve rengi, güzel yüzlü, uzun boylu ve kaslı bir erkekti Padişah hazretleri. Bana 'Adın ne? Nerelisin?' dedi. 'Adım Clara Hünkarım, Fransızım' dedim. 'Çok güzelsin Clara, bundan sonra adın Gülnuş olsun, ışık saçan çiçek demek.' dedi. 'Teşekkürler Selim Hünkarım.' dedim. Dememle birlikte dudaklarıma yapıştı. Boynumu öperek beni soydu ve aşağılara buseler atarak indi. Beni yatağa yatırdı. İçime girdi. Kızlığımı kaybetmiştim. Artık kadındım. Çarşaf kan olmuştu. Hünkar'ın dölünü resmen içimde hissediyordum. Sıcacıktı. Çok zevk almıştım. İnşallah gebe kalmışımdır. Rahatladıktan sonra Hünkarla sarılıp sohbet ettik. Ardından karnımız acıktı. Padişah Selim güzel bir yemek hazırlattı ağalara. Kuşhane Mutfağı'ndan gelen leziz yemekleri halvetten sonra birlikte yedik. Gecenin bir vakti olmuştu. Yemeği yerken sohbet etmeye devam ettik. 'Hünkar'ım sizden bir isteğim var, kabul ederseniz bu cariye kulunuzu çok mutlu edersiniz' dedim. 'Söyle bakalım Gülnuş Sultan, nedir isteğin?' dedi. 'Büyük Valide Sultan'ımız çok kudretli, ağalar, paşalar ve beyliklerle arası iyi ve güçlü bir Hanım Sultan. Onu Eski Saray'a sürgün etmek iktidarınızı riske sokar diye düşünüyorum. Ayrıca çok yaşlı. 70 yaşında bir kadına Eski Saray'da iyi bakamazlar. İzin verin burada kalsın Hünkarım.' dedim. 'Sen iste yeter ki benim ışık saçan ballı gülüm'. dedi. Hünkar kabul etmişti. Artık Büyük Valide Gülbahar Sultan haremde kalacaktı ve bende onun etinden sütünden faydalanıp çevre yapacaktım. Hatta yükselmemde etkili bile olurdu. Hünkar'ın ağzına ballı lokma veriyordum oda parmağımı yalayarak lokmayı alıyordu. Kahkahalar atıyorduk ve çok eğleniyorduk. 'Hünkarım izninizle ben taşlığa döneyim' dedim. Oda bana 'Otur hiç bir yere gidemezsin. Benimle günlerce burada halvette kalacaksın' dedi. 3 gün oldu. Tüm haremin dilinde bende vardım. Herkes 'Clara halvette 3 gün kaldı, henüz çıkmadı, Hünkar'ı büyülemiş olsa gerek' diyorlardı. Nihal Hatun ise Perşembe geceside geçtiği için çok kızgındı. Nihal Hatun taşlıkta yere kusmuş ve bayılmıştı. Bir öğrendiler ki Nihal Hatun gebeydi. Veliaht Şehzade'yi Nihal doğuracaktı. Bende büyük ihtimalle ileride Eski Saray'a sürülürdüm. Fakat bu kaderi değiştireceğim. Buna asla izin vermeyeceğim. Nihal'in gebe olduğundan henüz haberim yoktu çünkü halvetteydim. 3 gün bitmişti. Hünkarla öyle zevk aldık ve öyle keyif aldık ki resmen doyamamıştım ona. Birbirimize aşık olmuştuk. Kopamıyorduk birbirimizden. Cuma günü gelmişti. Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra Hünkar, birlikte hamamda yıkandıktan sonra Cuma namazına gitti. Oradan da Divan'a geçecekti. Hünkarı öyle bir büyülemiştim ki beni her gece yanına çağırmak istediğini söylüyordu. Has Oda'ya rahatça girebilmem için Has Oda Başı'na talimat bile vermişti Hünkar sevgilim. Artık Has Oda Başı karşımda duramazdı. En azından ben öyle sanıyordum. Has Oda'dan çıkmıştım. Kalfalardan biri kanlı çarşafı aldı. Hem Selma Valide Sultan'a hemde Büyük Valide Gülbahar Sultan'a gösterdiler. Has Oda önünde beni ağalar ve kalfalar bekliyordu. Hep birlikte taşlığa gittik. Taşlıkta Nihal ile karşılaştım. 'Önümde diz çök Clara, artık gebeyim.' dedi Nihal. Gebe oluşunu duyar duymaz dünyam başıma yıkıldı. Hemen toparlanıp cevap verdim. 'Hayırlı olsun fakat unutma ki Hünkar'ın asıl kadını benim. 3 gün 3 gece halvetteydim. Baş gözde olmana rağmen perşembe gecesini elinden aldım. Benimle iyi geçin Nihal' dedim. 'Artık Sultan olacağım. İnşallah veliaht şehzadem olacak ve seni ezip geçeceğim. Kork benden Clara' dedi. 'Artık Clara yok, benim adım Gülnuş. Işık saçan çiçek demek. Bundan sonra bana herkes Gülnuş diyecek' dedim. Tüm cariyeler şaşırmış ve kendi aralarında Nihal ile benim dedikodumu yapıyorlardı. Fısır fısır konuşuyorlardı. Ardından Baş haznedar geldi ve bastonuyla yere vurarak 'Sessiz olun kızlar, haydi herkes işine baksın.' dedi. Baş haznedarlar baston taşır. Bu onların olmazsa olmazıdır. 'Seni Büyük Valide Gülbahar Sultan ve Selma Valide Sultan çağırıyor Gülnuş Hatun' dedi bana Baş haznedar. Hemen Valide Sultan dairesini işgal etmiş Büyük Valide'nin dairesine gittim. İçeride Valide Sultan ve Büyük Valide vardı. Hemen yanlarında Kızlar Ağası, Sultanların Kethudaları, Sultanların kızları ve Baş Haznedar vardı. Çok korkmuştum. Harem'in en güçlü şahısları karşımdaydı. Büyük Valide Sultan: 'Haremde kalmamı sağladığın için teşekkürler güzel kızım. Artık yanımda duracaksın ve seni tüccarlar ve paşaların kadınları ile tanıştıracağım. Ayrıca artık korumam altındasın. Hayırlı olsun' dedi Cadı Büyük Valide ve bana altın mücevher seti hediye etti. Kulağıma altın küpeleri, boynuma altın gerdanlığı, kollarıma altın kelepçeleri ve parmağıma altın yüzüğü takmıştım. Haremde ki cariyeler artık beni iyice konuşurdu. Şımarmıştım resmen. Selma Valide Sultan biraz bozulmuştu galiba. Bana hiç bir şey takmadı. 'Artık gözdesin. Gözdeler katında kalacaksın. Birde gebe oldun mu hizmetine cariyeler verilir. Nihal gebe. Zinhar onunla kavga istemiyorum. Onunla iyi geçin. O Baş Haseki olacak. Çekilebilirsin.' dedi Valide Sultan. İnşallah gebe kalırdım da hepsinin hakkından gelirdim. Çekildim ve Gözdeler Katında ki odama kalfalar eşliğinde gidiyordum. Bir gün hepsine gününü gösterecektim. Fakat zaman vardı daha. İlk önce gebe kalmalıydım. Gözdeler katında ki odama yerleşmek beni birazda olsa güçlü kılmıştı. Nihal benden daha güçlüydü. O gebeydi zira. Bakalım neler olacak.