17- İHANET

17.4K 1.7K 1.3K
                                    

+18

Uzun zamandır belki de ilk defa bu kadar huzurlu hissediyordum. Yapı olarak asla eskilere özlem duymam, hep önüme bakardım. Önümdeki zamanı ve anıları güzelleştirmeye çalışırdım ya da rastgele yaşardım. Pek bir duygusallığım yoktu bu konularda.

Hiçbir zaman liseye, kaybettiğim arkadaşlarıma özlem duymazdım. Bacağım sakatlandığı dönem bile eski zamanlara ah vah etmez, öfke duyardım yalnızca. Benim için hiçbir zaman dilimi gece aklıma gelince burnumun direğini sızlatacak cinsten değildi.

Bütün ilklerimi sarıda yaşıyordum, bunu da onunla yaşadım.

Özlüyordum, hem de en küçük anıları bile. Eski Ömer karşımda olsa 'hiç yemek yaparken içeride bekleyen sarıyı özleyeceğini düşünür müydün?' diye sorsam suratıma boş boş bakardı. Bundan oldukça emindim.

Yemekleri tabaklara koyarken içerideki televizyonun sesi geliyordu, sarı bebeğim içerideydi hem de kaçmaya çalışmadan kendi isteğiyle.

Sigaramın sonu geldiğinde lavaboda söndürüp çöpe attım. Uzun zamandır ilk defa bir yemek içime sinmişti, bir ara evden çıkıp alışveriş yapmış, sarıya ve kendime sigara, lazım olan eşyaları, alıp gelmiştim. Telefonunu ise sabah Akif o evden bir şekilde alıp getirmişti. Anahtarımı unuttuğum için zile bastığımda eski günlerdeki gibi açmıştı kapıyı.

Eski sevgi dolu bakışları yoktu elbette, bunu beklemiyordum. Beni çok sevdiğini biliyordum ama öfkesi ağır basıyordu. Ona rağmen yanımda durup bir şeyleri düzeltmeye çalışıyordu.

"Sarı," diye seslendim salona girerken, koltukta oturmuş televizyona bakarken sigarasını içiyordu. Ekrana bakıyordu ama düşüncelere dalmış gibiydi. Kafasını bana çevirdi. "Yemek hazır yavrum."

Birkaç saniye gözlerimin içine baktı, ardından bir şey demeden sigarasını parmaklarının arasına alıp uzun boyuyla ayağa kalktı. Yanıma gelirken gözlerimin içine bakıyordu, derin derin izliyordu suratımı.

Yanımdan geçerken kokusunu içime çektim, duş aldığı için benim şampuanım kokuyordu. Onun kokusunu bir an ayırt edemediğim için hemen peşinden gittim, o sigarasını lavaboya bastırıp söndürürken bir daha çektim kokusunu. Onun bebek kokusu burnuma dolunca tatmin olmuş şekilde o fark etmeden geri çekildim.

Çıkmaya başlayan sakallarımı sıvazlayarak masaya geçip oturdum. Erdal masaya bakındı, gözlerinden bir duygu geçip gitti ama yakalayamadım. Hiçbir şey demeden karşıma geçip oturdu, beyaz ellerini masaya koydu. Damarlı, pürüzsüz ellerinde ufak tefek çizikler vardı, sinir krizi geçirdiğinde olmuştu bunlar.

"Afiyet olsun bebeğim." dediğimde kaşığı eline aldı.

"Eline sağlık."

Ulan asıl senin canına sağlık olsun yediklerin, diyemedim.

Yemeği yemeye başladığımızda az önceki huzurum yerini ani bir huzursuzluğa bıraktı. Yemek yaparken ne kadar eski günlerde gibi hissetsem de sarının tavırları hiç eski günlerdeki gibi hissettirmiyordu. Onun dışında farklı bir şey daha vardı.

"Birkaç saate göreve gideceğim, daha doğrusu kışlaya gitmem gerekiyor. Evde durursun değil mi?"

Evde durmayacağını anladığım an üzülsem de kapıyı kitlemek durumunda kalacaktım.

Gözlerini yemekten ayırmadan kafasını salladı. "Dururum."

"Çok uslu duruyorsun iki gündür." dediğimde güldü, kafasını kaldırıp gözlerime baktı.

"Uslu biriyimdir Bozkurt."

"Benim bir adım var değil mi sevgilim, neden söylemiyorsun?" aşırı sakin ve itici konuşuyorduk birbirimizi kışkırtmak için.

VEDA Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin