"Neden üstüne alındın o hâlde?" dedi Minho sırıtarak ve Jisung bununla kızarırken, bakışlarını önlerindeki adaya çevirdi.
"Bir dakika, bu hava biraz tanıdık geliyor.. Şey gibi-" dedi Changbin telaşla.
Minho ise Changbin'in cümlesini tamamladı, "Kara cadıların bölgesi."
Minho cümlesini tamamladıktan sonra gözlerini açtı ve doğrudan Jisung'a baktı.
"Ne? Bilmiyorum ben. Ne zaman kara büyü yaptığımı gördün? Her cadı kötü değildir tamam mı?!" dedi yalancı bir sinirle Minho'ya.
"Kara büyü ve cadılar.. Sürgün bölgesinde miyiz?" dedi Changbin şaşkınlıkla. Bu hiç de iyi olmamıştı.
"Evet." dedi Jisung bir anda ciddileşip yavaş yavaş sislerin arasından görünmeye başlayan adayı izleyerek. Changbin onun böyle davrandığına ilk kez tanık oluyordu ve Jisung da bir cadı olduğundan, içindeki kötü his gittikçe büyüyordu.
"Geri dönmeyi aklından bile geçirme, almamız gerekenler var ve alacağız Seo." dedi Minho aklını okumuşçasına.
"Tamam, biliyorum.. Bir şey demedim." dedi ellerini teslim olmuşça kaldırırken Changbin. Gergindi ve adaya ayak basmayı geç, kokusunu solumak, kara parçasını görmek dahi istemiyordu.
"Kaptan seninle iletişime geçti, değil mi?" dedi Chan filikaya bindiklerinden beri ilk kez konuşarak.
Changbin başıyla onaylayınca, "O hâlde ne arayacağımızı da biliyorsundur." diye ekledi.
Changbin tekrar başını salladı, "Kehanet ve kadeh?"
"Evet. Kaptanın istediği yolda düzgünce ilerleyip istediği şeyi gerçekleştirmek için duyacağı kehanete ve alacağı kadehe ihtiyacı olacak. O yüzden buradayız, yolumuza çıktığı için öylesine uğramadık yani." dedi Jisung aynı ciddiyetini korurken.
"Aksi hâlde hiçbir güç beni buraya sürükleyemezdi zaten." dedi Minho kendi kendine mırıldanarak. Jisung bunu, filikadaki diğer herkes gibi, duymuş olsa da hiçbir şey söylemedi ve sisin iyice yoğunlaştığı adaya yaklaşmalarını seyretmeye devam etti.