Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Pansuman yapmamızı istemediğinden emin misin? Çok acıtmıyor olsa bile mikrop kapabilir." dedi Jisung önünde oturan bedenin dizlerine bakarken.
Elbette karşısındaki beden tekrar sessiz kalmış, dik dik yüzüne bakmaya devam etmişti. Bunun üzerine Jisung arkasında kılıcını parlatan Chan'a dönmüş, "Dilsiz olmadığına emin miyiz?" demişti.
"Kuyruklular istemedikçe konuşmazlar." dedi Changbin ise kendi yatağında uzanırken.
"Gerçekten çok ilginç yaratıklarsınız..." diye mırıldandı Jisung tekrar önündeki kuyrukluya dönerken.
Chan duyduğu şeyle elindeki işi yavaşlatırken düşüncelere dalacağı sırada açılan kapıyla kapıdakine döndü.
Jisung boğazını temizledi ve çömeldiği yerden kalktı. Kuyruklunun da gözleri Minho'ya çıktı.
Minho onun oturduğu yatağa yaklaştı ve eliyle kapıyı gösterdi. "Hadi, sana yolu göstereyim."
Kuyruklu yavaşça yataktan kalktı ve dengesini sağlayıp ilerledi. Önündeki Minho odadan çıkınca onu takip etti. Kısa süre sonra geldikleri kamaranın kapısı önünde durdular.
"İçeride seni bekliyor."
Kuyruklu Minho uzaklaştıktan sonra bir süre daha kapıyı izledi. Kaçmak istiyordu aslında ve bunu kolaylıkla yapabilirdi. Fakat içinden bir ses kalması gerektiğini söylüyordu. Ayriyeten bu adamın peşine düştüğü şeyi bırakmayacağını da az çok tahmin edebiliyordu.
"Girmek için neyi bekliyorsun?" diye buyurdu bir ses tekrar aklına usulca. Modunun yerinde olduğu sesinden de anlaşılıyordu.
Kuyruklu gözlerini kapattı ve titrek bir nefes alarak önündeki kapıyı açtı. Kapının eşiğinde dururken içeriye birkaç adım ilerledi ve arkasından kapının kendi kendine kapandığını duydu.
Zayıf bacakları, hâlâ giyiyor olduğu ceketten dolayı gözler önündeydi ve çıplak ayak parmaklarını ara sıra huzursuzca oynatıyordu.
İçeriye hızlıca bir göz attı. Oldukça büyük bir kamaraydı ve nerdeyse iki oda büyüklüğündeydi. İleride, odanın tam ortasında, büyükçe bir masa ve üstüne serilmiş aynı büyüklükte bir harita duruyordu. Arkasında büyükçe, neredeyse bir tahtı andıran bir sandalye duruyordu. Zaten kaptan da orada oturuyordu.
Odanın diğer köşesinde büyükçe bir yatak duruyordu, hiç dokunulmadığını belli edercesine toplu ve temiz gözüküyordu.
Odanın tam tersi köşesinde ise büyükçe bir kitaplık, raflarında sayısız kitap ve parşömen duruyordu. Buranın, karşısındaki adamın ikinci evi olduğu ilk bakışta belli oluyordu.
"Burada benimle kalacaksın, gözümün önünden ayrılmayacaksın. Kaçmanı göze alamayız değil mi?" dedi Hyunjin kısa bir süre odayı incelemesine izin verdikten sonra.