29

425 49 162
                                        

oy ve yorum rica etsem??? 😽

-

Changbin Chan'la akşam yemeğini yedikten sonra, saatlerin ardından ilk kez girdi dördünün ortak kamarasına

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.



Changbin Chan'la akşam yemeğini yedikten sonra, saatlerin ardından ilk kez girdi dördünün ortak kamarasına. Yavaşça açtığı kapıyı arkasından aynı sessizlikle kapattı.

İçerisi zifiri karanlıktı bu yüzden Minho ve Jisung ikilisinin kamaranın neresinde olduğunu ya da ne yaptıklarını bilmiyordu. Uyuyor olabilirlerdi bu yüzden adımlarını sessiz tutmaya dikkat ederek yatağının bulunduğu köşeye ilerledi.

Yanında getirdiği birkaç parça eşyasının bulunduğu deri çantasını yatağının altından çıkardı ve sessizce karıştırdı. Aradığı şey, kimsenin varlığını bilmediği kişisel gezi defteriydi. Hyunjin'le konuştuktan sonra aklına takılan bazı şeyler vardı.

Bütün eşyaları aynı çantada tıkılmış olduğundan bir süre karıştırsa bile bulamadı. Ardından içinden içinden yakınarak pes edeceği sırada tanıdık olmayan bir şeye çarptı eli. Kaşları hafifçe çatılırken eline gelen şeyi çekip çıkardı. Çıkardıktan sonra o kadar da yabancı bir nesne olmadığını fark etti.

Bu bir talih tılsımıydı. Yöresinde tılsımların insanları bazı şeylerden koruduğuna inanılırdı. Kendisi bunların hurafe olduğunu düşünse ve inanmasa da, o inanıyordu. Bunu da kendisine o yapmıştı zaten. Her boncuğu tek tek, birlikte biriktirdiği anılarla dizmişti. On dokuzuncu yaş gününde vermişti Changbin'e.

Changbin avucundaki tılsımla yatağına çöktü. Bir süre öylece avucunun içine bakarak geçmişi yad etti kendi kendine.

Aklında tek bir cümle yankılanıyordu geçmişe her gittiğinde, "Ben sana inanıyorum."

Ses o kadar kesin o kadar netti ki, bir türlü unutamıyordu. Geceleri rüyasında onu ziyarete geliyor, ansızın aklına düşüyordu. Acaba hâlâ inanıyor muydu kendisine? Yoksa çoktan diğerleri gibi o da kendisinin lanetlendiğini mi düşünüyordu artık?

İçine derin bir sıkıntının düştüğünü hissetti ve bir hışımla yanındaki çantasına tıktı elindeki tılsımı. Çantada neyi aradığını çoktan unutmuştu. Sadece onu artık daraltan dört duvar arasından kurtulması gerekiyor gibi hissediyordu. Ona iyi gelen tek şeyi görmeliydi, uçsuz bucaksız denizi.

Çantasını yatağın altına atıp ayaklandığı sırada karanlıktan duyduğu sesle olduğu yere çakıldı. İki kişinin daha burada olduğu aklından çıkmıştı.

"Merak etme," dedi Minho'ya ait olduğunu bildiği ses. Kendisine yönelik mi yoksa Jisung'a yönelik mi konuştuğunu bilmiyordu. Fakat her nedense ikisi için de söylüyormuş gibi hissetmişti.

"Kaptan seni yanına aldıysa, bir sebebi vardır." diye devam etti sözlerine. Changbin bu sözlerin ardından istemsizce yutkundu. Nasıl ne düşündüğünü duyabiliyormuş gibi konuşabiliyordu? Gerçekten duyabiliyor muydu?

game of hearts Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin