Uyandığımda yanım boştu, mağarada Jungwon ile yalnızdım. Uyandığımı görünce bana dönüp gülümsemişti Jungwon.
"Demek uyandın, hadi kalk da bir şeyler atıştır. Bugün yola çıkacakmışız. Diğerleri son hazırlıkları yapıyorlar."
Onu onaylayarak yerimde doğruldum. Hala pek ayılamadığımdan mıdır nedir bilinmez, yerimden kıpırdayasım gelmiyordu.
"Heeseung nerede?"
"O da diğerleriyle gemiyi onarıyor. Endişelenme."
"Kim demiş endişeleniyorum diye?"
"Yüzün seni ele veriyor Jaeyun."
"Hala ayılamadığımdandır o."
"Kesin öyledir. Hadi yemeğini ye."
Önüme bir tabak hazırladı ve yavaşça ayaklandı.
"Ben diğerlerine yemek götürmeye gidiyorum, istersen sonra sen de gel."
Başımla onu onayladım ve önüme koyulmuş tabaktan bir şeyler atıştırmaya başladım.
Aklımda birçok şey dolanıyordu. Şehre döndüğümüzde neler olacak? Diğer insanlar bizi suçlamayacak mı? Bunun gibi şeyler başıma ağrıların saplanmasına sebep oluyordu.
"Kimse sizi suçlamayacak."
O tanıdık sesi duyduğumda, başımı in girişine çevirdim.
"Neden diğerlerinin yanında değilsin?"
"Beni özlediğini hissettim o yüzden geldim."
"Kim seni özlemiş?"
"Karşımda bana somurtarak bakan ismi Jaeyun olan kişi."
"Yanlış alarm, dön geriye."
"Ben gitmek istemiyorum ama."
"Ben giderim o zaman."
"Hayır, otur buraya yemeğini bitir."
O bir şeyi emrettiğinde, istesem de karşı çıkamamaktan nefret ediyordum.
İtiraz etmek istiyordum ama aklımda dönen o kelimeler, dudaklarımdan dökülmüyordu.
Lafını yutan biri olmamıştım hiçbir zaman, bana ilklerimi yaşatıyordu bu yaratık bozuntusu.
Ben yemeğimi yerken sanki bir konuşmayı dinliyormuşcasına odaklıydı. Gözlerini benden asla ayırmıyordu. İzlendiğimi fark edip gözlerimizi birleştirdiğimde, yutkundu.
"Bugün yola çıkacağız, biliyorsun değil mi?"
"Evet, Jungwon söyledi."
"Heyecanlı mısın?"
"Pek sayılmaz."
"Neden? Aileni özlemedin mi?"
"Hayır. Onlarla çok iletişim kurmuyorum. Kimsesiz sayılırım."
"Sana aile olacağım o zaman."
"Senden bunu isteyen kim?"
"Ben kendim istiyorum."
"Neden? Sana inanmıyorum diye mi? Senden nefret etmeme rağmen çekici buluyorum diye mi? Bunun bir nefret-aşk ilişkisi olacağını mı sanıyorsun? Hangi hayal dünyasında yaşıyorsun sen?"
"Sınır falan aştığım yok. Kafanda kurduklarına beni dahil etme."
Sonrasında bana cevap vermedi, kalkıp gitti. Arkasına bile dönmeden.
Ona ilk kez karşılık verebildiğim an buydu. Bana bir cevap bile vermeden çekip gitmişti. Umursamadan dönüp yemeğimi yemeye devam ettim.
1 saat sonrasında içimi bir vicdan azabı kaplamaya başladı. Dışarı çıktım ve geminin yakınlarına doğru yürüdüm.
Oradan görülmeyecek bir köşeye geçtim ve onları izlemeye başladım. O da oradaydı. Moralinin bozuk olduğu oldukça belliydi.
Diğerlerinin yüzüne bakmadan yalnızca işleri yapıyor, eşya taşıyordu. Gerçekten dediklerime bu kadar kafayı takıyor muydu bu yaratık? Böyle duyguları da varmış demek.
Onu normal bir şekilde görüp moralimi düzeltmeyi beklerken daha da kötü hissettiğimi fark edince, onu izlemeyi bırakmaya karar verdim.
Gemiden uzaklaştım ama ine de geri dönmedim. Öylece suyun kıyısında dolaşmaya başladım.
Havanın yoğunlaşmasıyla ister istemez ayrılmamın üzerinden saatler geçtiğini anladım. Kenarda bir yer bulup oraya oturdum.
Hafif rüzgar sert bir hale bürünüp iliklerime kadar üşümemi sağlarken orada oturup öylece suyu izledim.
Hava gitgide bozulurken ben hala orada öylece oturmuş etrafı izliyordum. Yavaş yavaş çilemeye başlamış olan yağmur, ben beklerken daha da hızlanıyor ve rüzgarla birleştikçe daha da üşümemi sağlıyordu.
Yerimde buz kestiğim halde oraya dönmeyi reddediyordum. Yaptığım şeyin aptallık olduğunu biliyordum, haksız olduğum halde onu suçluyordum. Yine de geri adım atmıyordum.
Tanıdık bir sesten adımı duyduğumda, başımı oraya doğru çevirdim. Heeseung, elinde bir örtüyle bana doğru koşuyordu.
_________________________________________
louisim geldigi icin yb yazim dedim
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.