Safkan evliliğiyle başlayan nefretle devam edip, arada sizi farklı şeylerin bekleyeceği ve sonu yarı kötü biten bir hikaye...
Kitabın hakları Regulus'un kıvırcık saçlarına saklıdır.
Başarılar;
Rosier🥇
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bu akşam Slyterin ortak salonunda kazanılan Quidditch maçının kutlaması vardı. Ortak salona yapılan ışıklandırmalar ortamı daha da yeşil hale getirmişti. ( tabi ne kadar mümkünse ) Bende koltuklarda oturmuş dans eden insanları izliyordum. Emily Evan ile dans ediyordu. Bu aralar anlamlandıramadım bir samimiyetleri vardı. Regulus ortalıkta gözükmüyordu. Yanıma birinin oturmasıyla dikkatim o yöne toplandı.
"Sen niye kalkıp dans etmiyorsun Rosier." Gelen kişi Barty'di genelde çok muhattap olmazdık birbirimizle.
"Aslında bakarsan dans etmeyi pek sevmem. Ayrıca dans edecek kimse yok. Üstelik başka biriyle dans edersem Regulus yanlış anlayabilir. Buda ailemin kulağına giderse hiç iyi olmaz.
"Görünüşe bakılırsa Regulus'un bunu kafaya takacağını hiç sanmıyorum." Barty'nin kafasıyla işaret ettiği yere baktığımda Anna Parkinson ile dip dibe duran Regulus'u gördüm. Birbirlerine gülerek bişey anlatıyorlardı ve yakınlıklarına bakılırsa hiç arkadaşça takılmıyorlardı. Anna'nın çenesi Regulus'un omzunda kolları ise Regulus'u sarmalayan türdeydi. İçimde bir kırılma ve kıskançlık hissetmiştim. Ne de olsa onunla gelecekte nişanlanacak olan benim bile, maksimum samimiyetim yanağını öpmemdi. Bi anda bu kızda nereden çıkmıştı. Ağlayacak gibi hissetmiştim. Ama ben Rigel Rosier'dim başkasının yanında ağlayamazdım. Üstelik Küstah Black istediğini yapabilirdi. Sonuç olarak ben onunla evlenmek istemiyordum. - şu anda kendime söylediğim yalanla kendimi tatmin etmeye çalışıyordum.-
Daha fazla çaktırmadan ve önemsemiş gibi gözükmemeye çalışarak Barty'e döndüm. "İstediğini yapabilir Barty. Nede olsa biz sadece safkan soyunun devamı için evleneceğiz. Yani istediği kişiyle gönül eğlendirebilir." Bana inanmayan bakışlar atıyordu. Tabiki inanmamıştı.
"Ben öyle düşünmüyorum ama sen bilirsin." Baş selamı verip, yanımdan ayrıldı. Ben de daha fazla Küstah Black - Sürtük Parkinson çiftine bak(a)madan ortak salondan ayrıldım.
Koşarak eski kızlar tuveletine gittim. Orada kimsecikler olmazdı. - Mızmız Myrtle hariç- içeri girdiğimde gözümden yaşlar boşalmaya başladı. Mızmız Myrtle her zamanki gibi ağlıyordu. Beni görmesiyle yanıma gelip dalga geçmeye başladı. "Bak bak bak demek safkanlarda ağlarmış." Onu duymazlıktan gelmeye çalışıyordum. Ama içeride sanki biri daha vardı. Çünkü bir konuşma sesi geliyordu, ama kendi kendine konuşuyordu. Daha doğrusu benimle konuşuyor gibiydi. "İntikam almayacak mısın? Sana yardım edebilirim."
Tuvaletlere baktığımda kimsenin olmadığını gördüm. Muhtemelen zihnim yine bana oyun oynuyordu. Önce elimi yüzümü yıkadım. Ses hala devam ediyordu. "Bulanıklar ölmeyi hak ediyor. Onlardan kurtulabiliriz. Tek yapman gereken kapıyı açıp bana emir vermek ." Gerçekten deliriyor gibi hissetmeye başlamıştım. Normalde hastane kanadına giderdim ama büyücülük dünyasında sesler duymak hiç normal değildi. Hem onun hem Mızmız Myrtle'ın sesi çekilmez olmaya başlamıştı. Daha fazla dayanmayıp kendimi dışarı attım.
Biran önce odama gitmek istiyordum. Her şey üstüme geliyordu. Koşarak Slyterin ortak salonuna giderken bir şeye çarptım. Hayatımda hiç bu kişiyi gördüğüme bu kadar sevinmemiştim. Ortalığı kontrol etmeden doğruca üstüne atladım.
"Seni çok özledim Sirius." Bir yandan, yanaklarımdan göz yaşları boşalıyordu. Sirius'un bakışları saniyesinde değişmişti. Şuan da korumacı abi bakışına girmişti. Kafamı kaldırıp ona baktığımda bana 'sorun yok' cinsinden bir bakış attı.
"Seni kimsenin bulamayacağı bir yere götürmemi ister misin? Hem belki orda bana olanları anlatırsın." Ona samimi bir gülümseme atıp kafamı salladım. Sonra Sirius eliyle bir işaret yaptı ve pelerinin altından üç kişi çıktı. Hemen yüzümü silip arkamı döndüm. Lanet olsun beni böyle görmüşlerdi.
"Hadi ama Rigel çekinecek bir şey yok." Dedi Sirius. Ona hiçbir şey demeden kafamı olumsuz anlamda salladım. Sonra Sirius arkasını dönüp bişeyler söyledi ve yanıma gelip pelerini üstümüze kapattı. Sirius önderliğinde bir duvarın önüne geldik. "Sirius konuşmak için buranın uygun yer olduğuna emin misin?" Sirius hiç cevap vermiyordu. Hemen sonrasında bir kapı belirmeye başladı. İçeri girdiğimizde bir şömine iki tane gri koltuk ortasında bir masa ve ve masanın üstünde iki tane kaymak birası vardı. "Bence konuşmak için en uygun duvar. Ne dersin Rigel." Şok olmuştum. Sadece kafamı sallamakla yetinmiştim. Şimdiye kadar buranın varlığından bile haberim yoktu.
İçeri girer girmez direk Sirius'a sarıldım. Onunla zaman geçirmeyi, dertleşmeyi gerçekten çok özlemiştim. Oda bana sarıldı. Odada sadece benim ağlamayla karışık hıçkırık seslerim geliyordu.
Koltuklardan birine oturdum. Güvenebileceğim tek kişi oydu. Beni hiçbir şekilde yargılamayacak, kınamayacak tek kişi oydu."Ben sanırım Regulus'a aşık oldum." Hiç şaşırmış gibi durmuyordu. "
Bunun olmasını zaten bekliyordum. Sonuç olarak kardeşim bir Black mükemmelliğine sahip. Ancak bundan dolayı bu hale geldiğini düşünmüyorum. Tamam belki zeki değilim ama o kadar da aptal değilim Rigel."
"Biliyorsun Quidditch maçını kazandığımız için parti vardı. Bende oturuyordum ve Regulus ile Anna dip dibeydi ve ben-." Konuşmama engel olan şey gelen göz yaşlarım ve hıçkırıklardı. Sirius koltuktan kalkıp yanıma geldi. "Hadi ama Rigel aptal kardeşim için ağlamayacaksın değil mi?" Ona öldürücü bakışlarımı attığımda, ağzına fermuar çeker gibi yaptı.
Ona duyduğum seslerden bahsedip bahsetmeyeceğim konusunda düşünmeye başladım. Söylersem yanlış anlayabilirdi. Benimle bir daha konuşmak, hatta belki yüzümü bile görmek istemeyebilirdi. Bende bundan bahsetmeyip, kendime saklamaya karar verdim. Ne de olsa güvendiğim tek arkadaşımdı. Onu da kaybetmek istemiyordum.
Sonrasında beraber doya doya sohbet ettik. Sirius hoşlandığı birinin olduğunu söyledi. Aslında buna inanmak biraz güçtü çünkü Sirius playboy tipinde bir insandı ve birisinden hoşlanması tuhaf gelmişti. Yaklaşık 1-2 saatlik sohbetin ardından aklıma annemlerin gönderdiği mektup geldi. Birbirimize veda edip ayrıldık. Şuanlık tek derdim o mektuptu.
Selam canlaaar biraz geçte olsa yeni bölüm geldiii. Muhtemelen iki hafta boyunca fazla bölüm gönderemeyebilirim. Ama göndermeye çalışacağım. İyi okumalaar. :)