18. Bölüm

342 28 2
                                    

Sihir Tarihi

Mezuniyetimize yaklaşık iki hafta kalmıştı

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Mezuniyetimize yaklaşık iki hafta kalmıştı. SBD'ler çoktan bitmişti hatta açıklanmıştı bile. Bitmesi en çok Emily'e yaramıştı. Üstündeki yoğun stresin kaybolmuş olması bin kilometre öteden belli oluyordu. Profesör Slughorn bizim bina başkanımız olduğundan dolayı kariyerimiz doğrultusunda alacağımız derslerden bahsedip SBD sonucumuza göre bizi bir mesleğe yönlendiriyordu ve sıra bana gelmişti. Kapıyı tıklayıp içeri girdiğimde Slughorn o tatlı gülümsemesiyle bana bakıyordu.

"Hoşgeldin Rigel geç otur şöyle."

"Teşekkür ederim Profesör."

"Öncelikle seni buraya neden çağırdığımı biliyorsun. Olmak istediğin bir meslek var mı?" Aslında bu soruyu çok düşünmüştüm. Zaten bir ölüm yiyendim ve durum buyken bakanlık gibi riskli işlere girmek istemiyordum. Samimi bir gülümseme gönderdim.

"Hogwarts'ta profesör olmak istiyorum. Profesör Slughorn."

"Güzel güzel. Peki hangi branştan istiyorsun. Sihir tarihi, bitki bilim ve kehanet dışındaki tüm derslerin olağanüstü. "

"Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü olmak istiyorum."

"Tamam bunun için Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'da uzmanlaşman gerekiyor. Bir ders alamazsın. SBD'lerine bakarsak senin tılsım ve biçim değiştirme derslerini almanı öneririm."

"Teşekkür ederim Profesör tavsiyelerinize uyacağım." Dedim ve izin alıp odadan çıktım. Eşyalarımı alıp doğruca sihir tarihi sınıfına gittim. Derslere Profesör Binns giriyordu ve doğrusu kaçığın tekiydi. Hayalet olmasından kaynaklı bu kadar gıcık olduğunu düşünüyordum ama o ayrı bir cinsti. Heryerde gözü var gibiydi. Üstelik yavaş konuşmasından dolayı insanın uykusunu getiriyordu. Odanın kapısına ulaştığımdan kapıyı tıklatıp içeri girdim.

"Rigel geç kaldın. Belirli bir açıklaman var mı?"

"Profesör Slughorn'un yanındaydım. Meslek seçimleri hakkında."

"Ne yani meslek seçiminin benim dersimden daha önemli mi olduğunu söylüyorsun?" Tabiki daha önemliydi bu adam kendi dersini ne sanıyordu. Adamı öldüremek istesem de öldüremezdim. Çünkü zaten ölüydü. Derin bir iç çektim.

"Hayır Profesör öyle demek istemedim. Sadece-."

"Sus! Cezalısın. Dersten sonra bu oda pırıl pırıl olacak." Muhtemelen odasını temizletecek birini arıyordu ve bana çatmıştı. Kesinlikle hayaletleri öldürmek için bir büyü icat etmeliydim. Hiçbir şey söylemeden boş bir sıraya oturdum.

"Benimle oturmayı bu kadar çok istediğini bilmiyordum Rosier." Lanet olsun Lockhart'ın yanına oturmuştum. Şimdi kalkıp başka yere geçsem bir azar daha yerdim.

"Evet eveeet. Sana söylemeyi çok istediğim bişey var. Öğrenmek ister misin?" Kafasını salladı.

"Ben Regulus ile nişanlanacağım. Çok ümitlenme yani" Suratı bina ifadesizleştikten sonra yeniden gülemeye başladı. Sanırım bu çocuk peşimi bırakmayacaktı.

Ders boyunca Profesör'ün zırvalamasını dinledikten sonra nihayetinde ders bitmişti. Herkes sınıfı boşalttıktan sonra Profesör asamı alıp çıktı. Bu sınıfı nasıl temizleyeceğimi düşünüyordum ve sıralardan başladım. Bir insan neden dökülen mürekkebi temizlemez ki?!

"Yardım ister misin Rosier?" Ahhh yine şu çocuk. Aslında bu teklifi kabul edebilirdim çünkü koca sınıfı temizlemek çok zordu.

"Aslında ona ben yardım ediyordum Lockhart işine dönebilirsin." Dedi, nereden çıktığı hakkında gram fikrimin olmadığı Regulus. Lockhart göz devirip gitti.

"O zaman aklapakla yapta çıkalım." Dedim Regulus'a, zaten yardım etmeye gelmişken işi bir an önce bitirmek istiyordum.

"Aslına bakarsan kitabımı burada unuttuğum için gelmiştim. Üstelik profesör yardım ettiğimi öğrenirse ceza alırım yani kolay gelsin." Dedi iğrenç gülümsemesini takınarak. Aynı Bertie Botts'un fasulyeleri gibi içinden ne çıkacağı belli değildi. Bir gün çok samimi davranırken, diğer gün buz prensine dönüşüyordu.

"O zaman Lockhart'a niye öyle dedin seni aptal! Senin yüzünden zamanımın çoğunu burada geçirmek zorunda kalacağım."

"Bende çocuğu yanından kovsam suç, karışmasam suç ya." Bu çocuk benim sinir katsayımı arttırıyordu.

"Gidip Evan, Barty yada Emily'den birini çağırır mısın? Lütfen başka bişey istemiyorum." Kitabını aldı be kafasını sallayıp gitti yaklaşık on dakika sonra Emily koşa koşa geldi.

"Merlinin sakalı Ri neden bana başta söylemedin. Neyse yetiştim. Ama şöyle bir sorun var. Benim asam alınma ama Evan manyağı tarafından kırıldı. Asasız çok faydam olmayacak ama istersen beraber temizleyebiliriz. Hem sohbet ederken sıkılmayız." O an Emily'nin yanaklarını sıkmak istiyordum. Çünkü hiçbir Slyterin böyle bişey yapmazdı. Beraber bir yandan sınıfı temizleyip bir yandan da kahkahalar eşliğinde sohbet ediyorduk. Yaklaşık iki saatin ardından oda pırıl pırıl olmuştu. Profesör Binns'in yanına gittim ve temizlediğimi söyledim. Önce kontrol ettikten sonra asamı verdi. Ne yazıkki Emily ile akşam yemeğini kaçırmıştık. Bizde stokladığımız abur cuburlarla idare etmiştik. Sonrasında beraber Slyterin ortak salonuna inmiştik. Her sınıfın derecesinin safkan arkadaş grubu bir köşeden toplanmış konuşuyorlardı. Biz de Emily ile Evanların olduğu yere gittik. Evan'ı test etmek için hayatımda hiç yapmadığım bişey yapıp ellerimi Evan'ın gözüne kapattım. Önce eliyle kimin kapattığını anlamaya çalıştı.

"İsabella sen misin?" Oda kimdi -ıı dedim. "O zaman Emily" Dedi.

"Hayır ben değilim." Dedi Emily yanımdan.

"Pes ediyorum kim bu takıntılı hayranım?"

"Takıntılı hayran mı? Pardon?! Sen kendini ne zannediyorsun Evan Rosier?"

"Aaa Rigel canım kardeşim sen miydin? Çok pardon ben bana takıntılı kızlardan biri sandım." Gözlerimi devirip Emily'nin yanına oturdum.

"Bu sene Quidditch kupası bizde gibi hissediyorum." Dedi Barty. Tabi bende hemen lafa atıldım.

"Bende geleceğim hem benim dahil olduğum tüm maçları kazandınız. Benim tezahüratlarım çok işe yarıyor."

"Ya ne tezahürat ama."

"Memnun değilsen maça gelmem Evan."

"Biliyor musun? Çok iyi olur." Evan'a göz devirdim.

•••

"Maçı nasıl kaybedebildiniz?! Ben size dedim ama benim sayemde kazanıyorsunuz diye, ama dinleyen kim? Ha duvara konuşmuşum ha size!"

"Ya Rigel biz Rodolphus'tan bu kadar azar yemedik ya."

"Sus! Hem suçlu hem güçlü. Sen dedin bana gelme diye. Senin yüzünden maçı kaybettiniz. Artık benim sözümü dinlersiniz."

"Rigel Quidditch ile ilgilenmeyi hiç düşündün mü?" Dedi Barty. Düşünmüşmüydüm. Tabiki düşünmüştüm. Takımın çoğu beceriksiz kaynıyordu. Quidditch bilmeyen ben bile daha iyi oynardım.

"Aslında düşündüm ama buna zamanım yok. Ayrıca sizi azarlamak daha zevkli." Dedim bir yandan da gülerek. Ben gülünce herkese bir rahatlama gelmişti. Ne yani çok mu üstlerine gitmiştim.


Yeni bölüm geldiii.
Bölümü nasıl buldunuz?

Sizce mezuniyet ile ilgili bir bölüm yazayım mı yoksa altıncı sınıftan mı başlatayım?

Yorumlarınızı bekliyorum. İyi okumalaaar.

𝔹𝕝𝕒𝕔𝕜/R.A.BHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin