-6-
❝Asena❞
Kabul etmeliyim ki müzik festivalinde beni büyük bir kavganın ortasında kurtaran o adam çekici ve karizmatik sayılabilirdi. Tabii sonrasında babamın eski arkadaşının oğlu olduğu bilgisini öğrenmeseydim.
Koskoca şehirde başıma gelene bakar mısınız? Beni kurtaran adam babamın arkadaşının oğlu çıkıyor. Ayarlasan olmaz. Sanırım bir şeyin babamla ilgili olması beni o şeye mesafeli yaklaşmaya itiyordu. Belki de bu yüzden aynanın önünde hazırlanırken aşağı inmeye o kadar istekli değildim.
Kapı hafifçe tıklatıldığında kim olduğunu biliyordum ve arkama bile bakmadan "Gir." dedim sadece. İçeri usulca Dora girdiğinde garip ve imalı bir ifadeyle baştan aşağı süzdü beni. Saçlarımı düzelttikten sonra yine arkama dönmeden aynadan ona ne var der gibi bir bakış attım.
Beni imalı bir beğeniyle inceledi. "Bugün çok güzelsiniz Asena Hanım."
"Sağ ol." yanıtıyla geçiştirdim onu. İlgisizdim. Aslında bir an önce bu seramoninin bitmesini istiyordum. Öyle Dora'nın abarttığı gibi de abartılı bir özenle giyinmemiştim. Diz kapaklarımda biten petrol mavisi ipek bir elbise giymiştim. Gümüş taşlı bir küpe ve kolye takmıştım. Altımda da krem rengi bir topuklu ayarlamıştım işte. Her zaman davetlerde, yemeklerde ne giyiyorsam o. Özel bir çaba yoktu. Dudaklarımdaki kırmızı ruj dışında da neredeyse hiç makyaj yapmamıştım.
Bu durumdan biraz rahatsızdım. Demokan denen o yardımsever adam beni kurtarmıştı, sağ olsundu ama onunla bu kadar samimi olmak istediğimizden emin değildim. Bana sorarsanız o da pek samimiyet adamı değildi. Bana karşı mesafeli duruşu, herkese buz gibi davranışı da bunu açık ve net bir biçimde gösteriyordu aslında. Ama babam neden onu akşam yemeğine davet etme konusunda bu kadar ısrarcı davranmıştı, onu ben de anlayabilmiş değildim.
Dora benim etekleri bacaklarımı saran elbisemin aksine daha kabarık etekli, pudra rengi bir elbise seçmişti. Kısa, sarı saçlarını da salık bırakmıştı. Ben atkuyruğu yapmayı tercih etmiştim çünkü basit bir modeldi ve benim süslenmeye ne hâlim ne de hevesim yoktu. Burnum hâlâ rezalet hâldeydi ve bu şekilde insan içine çıkmak istediğim son şey bile sayılmazdı.
Eteklerini yanlara doğru bayram çocuğu gibi aça aça "Ben nasıl olmuşum?" derken Dora benden daha mutlu ve hevesli görünüyordu. Her şeye bu kadar hevesli yaklaşmayı bana da öğretseydi keşke. Buna çok ihtiyacım vardı çünkü dışarıdan hiçbir şeyden memnun olmayan şımarık biri gibi göründüğümün farkındaydım. Bu izlenimden de pek memnun sayılmazdım.
Burnumun acısına rağmen şefkatli ve yumuşak bir gülümsemeyle "Çok güzelsin, merak etme." dedim gözlerimi devirerek. Dora'yı mutlu etmek işte bu kadar basitti. Ona tatlı iltifatlarda bulunursunuz ve o da kocaman gülüşüyle size karşılık verir.
Canım kuzenim Dora... Sanırım katlanması zor hayatıma anlam katan ikinci şeydi. Birincisi elbette mesleğimdi. Doktorluk benim çocukluğumdan beri istediğim, hayal ettiğim bir meslekti. İnsanların hayatını kurtarmak gibi klişe bir amacım olsa da asıl doktor olma motivasyonum bu değildi.
Çok küçük yaşlarda eğer doktor olursam ölüleri geri getirebileceğime dair geri zekâlıca bir inancım vardı. Belki çok başarılı bir doktor olursam annemi geri getirebilirim diye düşünüyordum. O zamanlardan beri kendimi annemin ölümünden ötürü suçluyordum. Belki onu geri getirerek suçumu telafi edebilirim diye düşünüyordum. Suçlu olduğumu düşünen tek kişi ben değildim. Bunu yüzüme karşı söylememiş olmasına rağmen babamın da böyle düşündüğüne adım gibi emindim.
Sonra ne mi oldu? Zamanla büyüdüm ve ölenin geri gelmediğini öğrenmem çok sürmedi. Ben de madem ölenleri geri getiremiyorum, yaşama umudu olan insanları hayata geri döndürebilirim, bir hayat kurtarabilirim diye düşünmüştüm. İlgisiz büyümüş bir çocuk olarak ders çalışacak, geleceğime odaklanacak çok vaktim olmuştu. Diğer aileler gibi hafta sonları ailecek kahvaltıya, at çiftliğine, pikniğe ya da bir etkinliğe katıldığımız olmuyordu. Mecbur kalmadıkça babamla davetlere bile katılmazdık. Sanki annemin ölümüyle babamın hayatı da ölmüştü. Benim hayatım ise zaten ölü doğmuştu. Hiç gerçek aileler gibi vakit geçirdiğimizi hatırlamıyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KUZGUNUN KALBİ
ActionKıdemli Üsteğmen Demokan Alp AYDEMİR, namıdeğer Kuzgun, özel kuvvetlerde çalışan oldukça başarılı bir subaydı. Yıllar sonra kuledeki yalnız bir kızla yollarının kesişeceğinden henüz habersizdi. Bildiği tek şey, vatanı ve bayrağı için canını dahi ver...
