-18-
❝Asena❞
Mezarlık dönüşü arabaya doğru yürürken derin bir nefes aldım. Bu öyle iyi gelmişti ki. Birine içini dökmek çok rahatlatıcıydı. Hele ki bu asla cevap vermeyecek biriyse. Tabii istese de cevap veremeyeceği gibi küçük bir detay vardı ama buna takılmayı reddettim.
Telefonum çaldığında olduğum yerde duraksadım. Arayan Erdem Bayraktar'dı. Bugün ilk defa bana verdiği doğum günü hediyemle hakkında uzun uzun düşüncelere kapılmamı sağladıktan sonra onunla bu kadar kısa sürede yüzleşmeye hazır mıydım bilmiyordum ama düşünmeden yanıtladım aramasını.
"Asena."
"Evet." Ona karşı mesafeli davranmak eskisi kadar kolay gelmemişti ilk kez. İkimizin de yaşadığı bu kaybı onun boynuna atlayarak ya da saçlarımı okşamasıyla atlatmayı tercih ederdim ancak o yalnızlaşmayı seçmişti. Ben de onun aynasına dönüşmüştüm zamanla. Yalnızlaşmıştım. Uzaklaştırmıştım insanları kendimden. Duvar örmüştüm.
Onun ilgiyle sorduğu "Nasılsın?" sorusu aslında bir doğum günü kutlamasıydı benim için. Çünkü yılın o günleri her zaman mesafeli bir iletişimimiz olurdu. Aynı evde yaşadığımız zamanlarda bile bu böyleydi.
O günlerde birlikte bir şey yapmazdık. Diğer günler de birlikte vakit geçirdiğimiz söylenemezdi ama doğum günlerimde birbirimizle köşe kapmaca oynar gibi davranırdık. Ne hikmetse o doğum günümde daha yoğun olurdu, ben de nedense doğum günümü kutlamayan biri olarak o günü arkadaşlarımla öylesine geçirmeyi tercih ederdim ya da bir şekilde kendimi meşgul ederdim. Geçip gitmesi gereken, bir şekilde harcamaya gayret gösterdiğimiz zamanlar dilimiydi benim doğum günüm. İkimiz için de. O yüzden babamın artık aynı evde yaşamamamıza rağmen beni araması bir devrimdi. Hem de doğum günümde.
"İyiyim, sen?" Bu değişimin farkında değilmişim gibi sıradan bir ses tonuyla sormaya çalışmıştım.
"Ben de iyiyim, teşekkür ederim. Bak ne diyeceğim, akşam müsaitsen akşam yemeğine gelsen ya."
"Ben mi?"
"Sen."
Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyordum. Bu bize sadece acı verebilecek bir şeydi. Bunca yıldan sonra. Onarılamayacak kadar kırılmıştık birbirimiz tarafından. "Hastanede olacağım, geç dönebilirim. O yüzden başka zaman yapsak..."
Fazla ısrarcı olmamakla birlikte "Gelsen iyi olurdu." dedi Erdem Bayraktar. "Afşin amcanla Özhan da geliyor."
Üzerimde tahakküm kurmaması, kararıma saygı duyması beni biraz yumuşatmışa benziyordu. O yüzden hastaneden döndüğümde yorgun olacağıma emin olmama rağmen "Tamam, gelirim." dedim ani bir kararla. Telefonu kapatmak üzereyken benim için ne kadar zor olursa olsun "Hediye için teşekkür ederim." derken kendimle mücadele ettim. Attığı adımla en azından bu kadarını hak ettiğini düşündüm kendi içimde.
Erdem Bayraktar'ın ise "Asıl ben özür dilerim." demesi hiç beklediğim türde bir şey değildi.
"Neden?" Sesim hayretimi hiç de gizleyebiliyor gibi çıkmamıştı.
Telefonun diğer ucundaki adam "Kızım..." diye mırıldandığında bu konuları konuşurken en az benim kadar zorlanıyordu. "Söyletme işte." dedi geçiştirmek için. Neden söylediğini çok iyi biliyordum ve o da bunun farkındaydı. "Hadi, akşam bekliyorum."
Esrarengiz bir konuşmanın ardından kapattım telefonu. Bunun içimi rahatlatacağını, bunca yıldan sonra bu kadar küçücük bir adımın beni biraz olsun onarabileceğini düşünmemiştim. Kalbimin küçük bi köşesi onun için yumuşamıştı sanki. İlk defa bana biraz olsun değer verdiği ihtimalini belli belirsiz hissetmiştim. Küçücük bir sevgi kırıntısıyla bile içimin ısındığını hissetmek kendime olan acıma duygumu kabartmıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KUZGUNUN KALBİ
AçãoKıdemli Üsteğmen Demokan Alp AYDEMİR, namıdeğer Kuzgun, özel kuvvetlerde çalışan oldukça başarılı bir subaydı. Yıllar sonra kuledeki yalnız bir kızla yollarının kesişeceğinden henüz habersizdi. Bildiği tek şey, vatanı ve bayrağı için canını dahi ver...
