☬ KUZGUNUN KALBİ | 26

250 42 41
                                        

-26-

Asena

Arabamdan inip eve doğru yürürken sırtımda garip bir ürperti hissettim. Arkama dönüp baktığımda beni yaprak hışırtıları dışında büyük bir sessizlik karşıladı. Dikkatimin dağıldığı o kısa anın ardından ağır adımlarım kapının önünde durdu. Anahtarla kapıyı açarken kilitli olmadığını fark ettim. Evden her çıktığımda ve eve her girdiğimde kapıyı defalarca kilitlerdim. Yaşadıklarımdan sonra bir takıntı hâlini almıştı bu. Takıntı geliştirmekte pek de haksız sayılmazdım, ha? Sonuçta kaç kişinin teröristler tarafından kaçırılıp hayatta kalmışlığı vardı ki?

Kısa bir an duraksadım. Şu durumda kapının kilitli olmamasının iki sebebi olabilirdi; ya Özhan benden önce gelmişti ya da evde tehlikeli bir davetsiz misafir vardı.

İçeri girerken nefesimi tuttum. Etrafı dikkatle kolaçan ederken Özhan'ı salonda bulunca rahatladım. Onun varlığıyla kalp atışlarım normale döndü. Nefesimi sakince bıraktım.

Elindeki dergiyi kurcalayan Özhan beni fark eder etmez hafifçe yerinden kımıldanıp kalktı. "Asena, geldin mi?" Gövdesi bana döndüğünde bakışları meraklıydı. "Nerelerdeydin?" Her zamankinden biraz daha gergin ve meraklı görünüyordu.

Elimdeki matarayı gösterdim. "Spora gitmiştim."

Başını hafifçe yana eğdi tatlı bir yargılamayla. "Artık yavaşlaman gerektiği konusunda konuşmuştuk."

Zaman zaman korumacı olan adama karşın tebessüm ederken bakışlarım bilmişlik taslıyordu. "Unuttun galiba. Ben de doktorum."

Benimle laf yarışına giremeyeceğini hatırlayan adam pes etmiş bir biçimde ellerini havaya kaldırarak gülümsedi.

Son dört ayım, hayatımın en garip zamanlarıydı. Korkunç bir saldırıdan şans eseri sağ kurtulmuştum. Aslında şans eseri demek ne kadar doğru olurdu bilmiyordum ama...

Silah sesinin yukarıya yükseldiği o an öleceğimi sanmıştım. Hatta belki de öldüğümü. Dumanların, sislerin arasından belirsiz bir el beni tutup çekmiş, kucağına almıştı. Bilincimi kaybetmeden önce gördüğüm tek şey, soluk bir yüzün ve bir çift kahverengi bakışın üzerimde dolandığıydı.

Yeniden kendime geldiğimde ise hiç bilmediğim bir odada uyanmıştım. Başta kaçırıldığımı düşünüp korkmuş, bağırıp çağırarak kapıyı yumruklamıştım ama üç saniye sonra kilitli bile olmayan kapının açıldığını görünce sakinleşmiş, biraz da şaşırmıştım.

Kilitli olmayan kapıyı açtığında adam garipseyen gözlerle bana bakıyordu. Hatta hâlâ elini ayırmadığı kapının topuzunu tekrar çevirdi gösterir gibi. "Bağırıp çağırmadan önce bunu deneseydin keşke." dedi.

Karşımdaki genç adamda garip bir benzerlik seziyordum. Bakışlarında, sert yüz hatlarında hatta alaycılığında bile. Bana çok tanıdık geliyordu farkında bile olmadan gösterdiği tavır.

Hâlâ bir bilinmezin içinde olduğum için tamamen teslimiyet hissetmiş sayılmazdım. "Neredeyim ben? Sen de kimsin?" diye sormuştum nefes nefese.

Sessiz bir nefes verişin ardından "Seni kurtaran kişi." dedi kısa ve öz bir biçimde. Ne kadar açıklayıcı. Bakışlarımı suratında rahatsız edici bir biçimde sabit tutmasaydım daha fazla şey açıklamaya niyeti yok gibi görünüyordu. "Adım Metehan. Sen beni tanımasan da ben seni yakinen tanıyorum."

Kaşlarım merakla çatılmıştı. Yüzündeki, tavırlarındaki tanıdık ifadeyle beni tanımasının arasında bir bağlantı mı var diye çok düşünmüştüm o an. "Tanıyor musun?"

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: May 20 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

KUZGUNUN KALBİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin