-21-
❝Asena❞
Başımda koca bir ağırlık hissediyordum. Daha gözlerim açılamadan o ağırlık başımı yastığa çivilemiş gibiydi. Kendimle mücadele edip birbirine yapışmış gibi hissettiren gözlerimi araladığımda bir hastane odasındaydım.
Babam ve Dora bir yanda endişeli bekleyişini sürdürürken diğer yanda yabancı, iri yapılı bir adam yüzüme endişeyle bakıyordu.
Babamın "Kendine geliyor!" sözüyle bile henüz aklımı toparlayabilmiş değildim.
Dora ağlamaktan gözleri kızarmış hâlde bana yaklaşırken elini saçlarımda hissettim. "Bir tanem, iyi misin?" Henüz yanıt veremeyecek kadar yorgun hissederken yutkundum. "Bizi çok korkuttun." dedi Dora.
Benim dakikalar sonra söyleyebildiğim tek kelime "Su." olmuştu. Ağzımın içi çorak bir tarla gibi kupkuruyken başka bir şey düşünemiyordum. Dora'nın yardımıyla yerimden doğrulup uzattığı suyu içtim ama başım zangırdıyordu. Alnımda da kocaman bir bandaj.
Babam Dora'nınkine tanıdık bir endişeyle başucuma geldi. Elimi tuttu. "Kızım, yavrum..." Onu ilk defa benim için bu kadar korkmuş hâlde görüyordum. Her zaman bana bir şey olsa da çok etkilenmez herhâlde diye düşünürdüm. Ancak bana kızım derken bu kelimenin dudaklarından acı dolu bir inleyiş gibi çıkması ne kadar yanıldığımı gösteriyordu.
Biraz toparlandıktan sonra "İyi misin? Kendini nasıl hissediyorsun?" diye soran babamdansa odadaki yabancıya çevrilmişti gözlerim. Yüzü sapsarıydı ve benden bir an olsun ayırmamıştı bakışlarını.
"İyiyim, başım... Başım çok ağrıyor." dedim sadece. Gerçekten de başım inanılmaz ağrıyordu. "Ne oldu bana?"
"Kaza geçirdin." Babamın sözleriyle kesik kesik sahneler zihnime dolsa da tam anlamıyla ne olduğunu çözümleyemiyordum. Hâlâ zihnim bulanık bir su gibi kaynıyordu.
"Her yerim ağrıyor. Ben... Ne zamandır buradayım?"
Dora yavaşça aşağı yukarı salladığı başıyla "Üç haftadır." yanıtını verdiğinde şok oldum. İnanamadım. "Artık uyanmayacağını düşünmüştük. Senin için çok korktuk. Allah'tan Demokan tam zamanında kurtarmış da seni, hayattasın."
Yüzüm yorgunlukla ve acıyla buruştu yatakta kımıldanmaya çalışırken. Vücudumun dövülmüş gibi acımasının yanı sıra başımdaki inanılmaz ağrı çileden çıkarıyordu. "Demek hayatımı kurtarmış. Keşke gelse de teşekkür etsem ona."
Benim sıradan bir biçimde kurduğum bu cümleyle odadaki herkes birbirine baktı. Koca bir sessizlikle buz kesti ortam. Endişesini dizginlemeye çalışan babam "Yavrum, Demokan burada ya zaten." diyerek yabancı adamı işaret etti gözleriyle.
Bense hiçbir şey anlamıyordum. Gözlerimi kısarak adama baktım. Uzun boylu, iri yapılı, esmer ve yeşil gözlü herhangi bir adamdı. Yardımsever bir biçimde beni kurtarması ve adının Demokan olması dışında hakkında hiçbir şey bilmiyordum ve bu durum odadakileri dehşete düşürdüğüne göre hâlim vahimdi. Sanırım o adamı tanımam gerekiyordu ama ben tanımıyordum.
Dora inanmazca "Demokan'ı tanımıyor musun?" diye sorduğunda çaresizce başımı salladım.
"Tanımam mı gerekiyordu?" Elimde olmamasına rağmen yabancı adama dönüp "Özür dilerim." diyebildim sadece.
Babam harekete geçip "Hemen doktor çağırıyorum." diyerek odadan çıktı.
Gergin bir bekleyişin ardından doktor geldi, birtakım muayeneler yaptı. Söylediğine göre yakın geçmişe dair geçici bir hafıza kaybı geçiriyormuşum. Benim için bir anlam ifade etmese de herkes şok olmuş ve korkmuştu. Ne kadar süreceği belli değilmiş. Bunlar çok da yabancı olduğum terimler değildi ama başıma gelince biraz garip ve şaşırtıcı olmuştu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KUZGUNUN KALBİ
AçãoKıdemli Üsteğmen Demokan Alp AYDEMİR, namıdeğer Kuzgun, özel kuvvetlerde çalışan oldukça başarılı bir subaydı. Yıllar sonra kuledeki yalnız bir kızla yollarının kesişeceğinden henüz habersizdi. Bildiği tek şey, vatanı ve bayrağı için canını dahi ver...
