☬ KUZGUNUN KALBİ | 16

445 65 49
                                        

-16-

❝Asena❞

Akşam yemeğine gidemeyeceğim için yapmam gereken şey basitti. Mutfağa gidip kendime ve çocuklara kahve yapmayı planlıyordum. Ancak Göktan "Gerek yok, biz birazdan çıkacağız zaten." deyince mutfak eşiğinde durdum.

"Hayırdır, nereye?"

"Biraz yürüyüşe çıkıyoruz."

Sabahtan beri Demokan'ın başında oldukları için ne kadar bunaldıklarını tahmin edebiliyordum. Onların gidişinin ardından evle biraz ilgilenmeye karar verdim. Tabiri caizse evi bok götürüyordu ve misafirler varken ne kadar pasaklı bir ev sahibi olduğumu görmeleri benim açımdan hoş değildi.

Demokan'ın uyuduğu salon hariç evin diğer alanlarını biraz süpürdüm. Kahve makinasına kendim için bir kahve koyarken çöp saatini geçirmeden çöpleri çıkarma maratonuna kalkıştım. O sırada dikkatimi garip bir şey çekti.

Mutfak çöpünün içinde küçük beyaz tozlar vardı. Ne olduğunu çözemedim. Kokladım ancak bir sonuç alamadım. Biraz eşeleyince altından tebeşirler çıktı. İlk gördüğümde bir anlam veremesem de parçaları birleştirmem zor olmadı.

Dudaklarım öfkeyle büzüşmüş hâldeyken oyuna geldiğimi anladım. Bu dört kafadar beni oyuna getirmişti. İyi de neden? O an son iki gün film şeridi gibi zihnimden geçti. Özhan'ın teklifi sırasında Hamza'nın orada olması, Demokan'la Hamza'nın birbirine imalı bakışları, dört arkadaşın da birbirini koruması... Her şey çok net bir biçimde durumu açıklıyordu ancak tek bir soruyu yanıtlamıyordu. Onlar neden Özhan'la yemeğe çıkmamı istemesinlerdi ki?

Sinsi bir biçimde gözlerimi kısarak mutfak bölmesinden salonda masum masum yatan adama baktım. Demek bana oyun oynamayı tercih etmişti. Bunun hesabını sormak zorundaydım. Büyük oyunu anladığıma göre yüzleşmek için beklemem gerekmiyordu.

Şeffaf bir poşetle tebeşirleri alıp salona doğru yürüdüm. Kısık gözlerle henüz yeni uyanıp televizyonu açan adama baktım. Elimdeki tebeşirleri gösterdiğimde yüzü ifadesiz bir hâl almıştı. "Bunlar hakkında bir açıklaman var mı?"

"O ne?"

Anlamamış gibi davranması çileden çıkmamı daha da hızlandırıyordu ama bu saf tavrına alaycı bir açıklama getirdim. "Tanıştırayım, tebeşir. Çöpten çıktı." Daha fazla inkâr etmesine fırsat bırakmadan "İlkokulda kalmadı mı bunlar?" dedim. Asıl merak ettiğim bu değildi. Böyle saçma bir şeyi neden yapma gereksinimi duyduğuydu.

Ben yeniden inkâr etmesini beklerken çaresizce kaşları havalandı. "Ben de öyle söyledim ama Hamza işte..." Omuzlarını indirip kaldırdı "Dinlemedi." diye eklerken.

"Ha inkâr da etmiyorsun yani!" Şaşkınlıkla ellerimi havaya kaldırdım. "Pes!"

"Neden inkâr edeyim? Yakalamışsın işte." Yattığı yerden doğruldu bana bakarken. Bense suratına bir yumruk savurmak istiyordum vicdan azabımı kullandığı için.

Kaşlarım çatıldı merakla. "Tebeşir tozuyla ateş çıkmaz. Yani bununla ateş ölçeri kandıramazsın. Nasıl başardın bunu?"

Dudakları açıklamadan uzak bir biçimde bükülürken omuz silkti adam. "Eh, Hamza'nın parlak fikri işe yaramayınca dışarıdan yardım almak zorunda kaldım." Hemen arkasındaki pencereyi gösterdi gözleriyle. "Soğuk hava her zaman zihnimi çalıştırmak için iyi gelmiştir ama bu kez farklı bir amaçla kullandım."

Ona ne diyeceğimi bilemiyordum. Uzun bir nöbetin ardından kısa bir uykuyla ayakta dururken yorgunluğumdan ve dikkatsizliğimden faydalanmış, beni punduna getirmişti. Hem de ne için? İlkokul müsameresi gibi saçma bir plan için.

KUZGUNUN KALBİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin