☬ KUZGUNUN KALBİ | 14

469 65 26
                                        

-14-

❝Asena❞

İçimden garip bir ürperti geçip gitti. Yere yığılan adamın hareket etmediği o birkaç saniye ömrümden ne kadar götürdü bilmiyordum. Eğilip elini tuttuğumda gözlerini gördüm. Bana bakıyordu. Alev alevdi. Beni yakacağını sandım. Ürktüm ve geri çekilmek üzereydim. Her şey saniyeler içinde oldu ve beni elimden sertçe tutup kendine çekti.

Kucağına düştüğüm adamın iri bedeninden yayılan sıcak dalgalar donup kalmama sebep oldu. O ise el çabukluğuyla diğer elimden anahtarı çekip almıştı bile. Tek amacının beni göndermemek olduğunu gördüğümde düştüğüm rüyadan kalktım. Başı yaralı olmasına rağmen kendi canı pahasına gitmemi engellemiş, anahtarıma el koymuş ve sonra gözleri kararıp kendinden geçmişti.

Ona bir şey olmasından korktum. Birini öldürmek kariyerimde çok hızlı bir zıplayış olurdu herhâlde. Tersine bir zıplayış.

Onu salon koltuğuna taşıyana kadar canım çıktı. Dizlerimde derman kalmadı. O kadar ağırdı ki. Koca ve taşınması imkânsız bir çuval gibi onu koltuğa hızla bırakmak zorunda kaldığımda eğer hayattaysa bile bu hızlı hamlemle beyin sarsıntısına davetiye çıkardığımı biliyordum.

Dizimi koltuğun boş kalan yerine yaslayıp baygın adamın yüzüne baktım. Yavaşça yanağına dokundum. "Demokan! Demokan aç gözünü!" Çaresizce nefes almaya çalıştım. "Hay Allah'ım ya, doktor olmaya çalışırken katil oldum! Büyük başarı gerçekten!" Yeniden ona seslendim. "Demokan!" Nabzına baktım, atıyordu. Bu şimdilik iyi bir şeydi.

Gözleri hâlâ kapalı olan adam baygın görünen yüzüne rağmen dudaklarını araladı. "Gerçekten büyük başarı." diye mırıldandı acıyla. "Beni öldürüyordun. Mutlu musun?"

Kendine geldiğini gördüğümde dünyalar benim olmuştu. Ne söylediğinin hiçbir önemi yoktu. Ellerimi semaya kaldırıp "Allah'ım sana şükürler olsun!" diye haykırdım resmen. Çok şükür ki katil olmamıştım. İlgiyle "İyi misin?" diye sordum.

Yüzünü buruştururken "Yaralıyım." dedi sıradan bir sesle. Yerinden doğrulmaya çalıştığında engelledim.

"Kımıldama. Başın kanıyor, yarana bakmalıyım."

İnat edecek kadar enerjik görünmüyordu. Gözleri yarı aralıkken onu kontrol altına almak daha kolaydı. Usulca onu koltuğa yatırıp tıbbî malzemelerimi almaya gittim. Döndüğümde bıraktığım gibi bulduğuma sevindim. Gözleri hafif aralıktı ve ne yaptığımı inceliyordu.

Başına baktım. Kanaması dışında iyiydi, ciddi bir şeye benzemiyordu. Ancak yine de korkmuştum. Sonuçta bir MR çekmeden tamamen iyi olup olmadığına emin olamazdım. Belki de beynine kalıcı bir hasar vermiştim, nereden bilecektik? Tabii eğer beyni varsa. Anahtarımı avcunda sıkı sıkı tutuyordu. Benimle bu durumda bile mücadele ettiğine inanamıyordum.

Yarasını temizleyip bandajla kapattım. "İyi görünüyor. Ölümcül bir şey yok gibi. Tabii MR çektirsek daha iyi olur ama-"

"Abartma."

Bilmiş tavrına karşılık gözlerimi kıstım. "Aslında haklısın. MR bir beynin olup olmadığına bakmak için daha gerekli." Bu curcunanın arasında aralıksız şekilde çalan telefonumu fark etmem dakikalar sürdü. Sonuçta birini öldürme korkumun daha ağır basması normaldi değil mi? Ofladım dizimi yasladığım koltuktan doğrulurken. "Bu kim şimdi zır zır arıyor? Tam da zamanında!"

Birkaç adım geriye gidip kapının önünde, yerde duran çantamdan telefonumu çıkardım. Arayan Özhan'dı. Tabii ya, o hâlâ davete geleceğimi sandığı için beni arıyordu. Beni almaya gelmiş bile olabilirdi. Sıkıntıyla soluk alıp verdim. Telefonu yanıtladığımda ona durumu açıklayamayacağımı biliyordum.

KUZGUNUN KALBİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin