☬ KUZGUNUN KALBİ | 11

549 61 28
                                        

-11-

❝Asena❞

Evime yerleştiğime inanamıyordum. Evimin salonunda gezinirken bile. Salonum. Bunu söylemek bile o kadar iyi hissettiriyordu ki. Neredeyse üç hafta geçmişti ama çabalarımın meyvesini almıştım. Sonunda tadilat bitmişti ve evime yerleşmiştim. Son eşyalarım da taşındıktan sonra yeni korumam ve ben evde baş başaydık. Evet, kötü haber. Demokan denen insan irisinden hâlâ kurtulamamıştım. Görünüşe bakılırsa kurtulacağım da yoktu.

Ne yaparsam yapayım Demokan denen bu herifi korkutup kaçırmayı ya da kovdurmayı başaramayacağımı anladığımda bir sinir çökmüştü üstüme. İnatçı leke gibi yapışmış olan bu adamdan kurtulamıyordum. Ama Allah'ı vardı, görevi olmamasına rağmen taşınmanın her evresinde yardım etmiş, her şeye el atmıştı. Hatta arkadaşları bile yardıma gelmeyi teklif etmişti ama ben istememiştim.

Hamza'nın elini merak edip sorduğumda çok sevinmişti adam. Hattın diğer ucundan bile çiçeklenmişti sanki sesi. Bir ara teşekkür için hastaneye geleceğini söylediğinde seve seve kabul ettim. Demokan'la ne kadar anlaşamıyorsak arkadaşlarını bir o kadar sevmiştim doğrusu. Onlar gıcık yakın korumama göre daha cana yakınlardı.

Salonun ortasında yerler kirlenmesin diye serdiğim muşambaları toparlarken sessizce o da yardım etti. Hiçbir şey konuşmadan ortalığı topladıktan sonra salona geri döndük.

Ellerimi çırparak "Eveeet! Sonunda evime yerleştim çok şükür." dedim kendi kendime.

"Hayırlı olsun."

"Sağ ol."

Demokan'ın beklemediğim "Sakıncası yoksa benim odam neresi, öğrenirsem..." cümlesiyle gözlerim şaşkınca büyüdü. Burada yatılı kalacağını hiç düşünmemiştim. Bunu hiç hesaba katmadığımı gizlemeksizin ona bakarken omuzlarını indirip kaldırdı. "Ne? Yatacak bir yerim olmalı değil mi?"

Her daim kıçımın dibinde olması babamın kesin emri olduğuna göre... Eh, buna katlanmak zorundaydım. Kısa bir düşünme anından sonra bunu Demokan'ı bezdirme politikamda kullanabileceğimi düşündüm. Evet, sinsice. Çünkü düşman içimize kadar girmişti. Tam evime. Babamın adamı olduğu için beynim onu karşı taraf olarak kodlamıştı bile. Şimdi yapmam gereken tek şey bir şekilde onu bezdirmekti.

Aslında kalabileceği oda olmasına rağmen "Maalesef, seni hesaba katmadığım için bir odan yok." dedim sahte bir üzüntüyle.

Merakla kaşları çatıldı adamın. İşaret parmağıyla koridoru gösterdi. "Yan tarafınızdaki oda?"

"Orası yüklük olacak."

"En köşedeki oda?"

"Giyinme odası."

"Soldaki oda?"

Buna uyduracak bir şey bulamadığım için eveleyip geveledim. "Ee... Şey... Hobi odası!" diye ilk aklıma gelen bahaneye can simidi gibi tutundum.

Bakışları düşünceli bir biçimde yere inen adam ensesini kaşırken bir an olsun onu pes ettirmiş olabileceğimi sandım ama yanıldım. Ben bunu sorun edeceğini düşünürken omuz silkti ve "Sorun değil." dedi dudakları düz bir çizgi hâlini alarak. "Ben salonda yatarım. Geniş, yayla gibi yer."

Kaşlarım havalandı. "Salon."

İddialı bir bakışla "Bir sakıncası yoksa tabii." diye sordu. Sanki hadi buna da bahane bul da göreyim der gibiydi.

Yine benden bir sıfır önde olmasına rağmen dudaklarımı büktüm ve sanki önemsiz bir şeymiş gibi omuz silktim. "Sakıncası? Ne sakıncası olacak canım? Hiç."

KUZGUNUN KALBİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin