☬ KUZGUNUN KALBİ | 7

659 73 26
                                        

-7-

❝Asena❞

Olduğum yerde donup kalırken babamın söylediklerini doğru algıladığımdan emin değildim. Az önce bu masada bir yabancıya benimle alakalı bir konuda teklif sunmuştu. Bana danışmamıştı bile. Bunun basit bir şımarıklık olduğu düşünülebilirdi. Böyle düşünenlere kızamazdım çünkü benim geçmiş yaşantımı bilmiyorlardı.

Çocukluğumun nasıl anne baba sevgisine hasret geçtiğini kimse bilmiyordu mesela. Zamanla bu eve de babama da nasıl yabancılaştığımı. Kendimi her gece zifiri bir karanlıkta bulduğumu, büyüdükçe bu evden kurtulmak için gün saydığımı kimsenin bildiğini sanmıyordum. Dahası, benim yaşadıklarımı yaşamayan birinin beni anlayabileceğini de düşünmedim hiç.

Şimdi tam o beklediğim an gelmişken, Erdem Bayraktar'ın boyunduruğundan kurtulup kendi hayatımı kurmaya niyetliyken beni yine kendi seçtiği birinin gözetimi altına sokmaya çalışıyordu. Kendi kontrolü altında tutmaya çalışıyordu kızını aklı sıra.

Oysa ben artık onun küçük kızı değildim. Büyümüştüm. Kendi kararlarını verebilen bir yetişkine dönüşmüştüm ve Erdem Bayraktar bunu ne kadar reddetse de ben vardım, buradaydım, kendi kararlarımı verebilirdim. Beni öfkelendiren şey de buydu. Beni yok sayması.

Dişlerimi sıktım ve bir yabancının önünde kavga etmemek için kendimi tuttum. "Baba, biraz konuşabilir miyiz?" diye sorarken gözlerimle ona ne kadar öfkeli olduğumu gizliden gizliye ifade ettiğimi düşünüyordum.

Erdem Bayraktar ise ne bakışlarımdan ne de söylediklerimden hiçbir şey anlamışa benzemiyordu. Belki de anlamazdan geliyor, önemsemiyordu. Bu daha olasıydı çünkü onun gözünde görünmez olmaya alışmıştım.

Nazikçe "Misafirimiz gittiğinde konuşuruz kızım." derken yüzüme bile bakmıyordu. Sanki benimle yüzleşmeyi reddediyor gibiydi.

O an öylesine sinirlendim ki masayı baş aşağı devirmek istedim ama tuttum kendimi. Yine tuttum. Sessizliğimi korudum.

Demokan "Açıkçası böyle bir teklif beklemiyordum." demek dışında babamın teklifine olumlu veya olumsuz bir yanıt vermedi.

"Beklemediğinin farkındayım. Ama benim de senin kadar güvenebileceğim biri olduğunu sanmıyorum. Gerek askerlik geçmişin gerekse sevdiğim bir dostumun oğlu olman... Asena'nın hayatını kurtarmandan bahsetmiyorum bile."

Tüm övgüleri alçakgönüllü bir baş işaretiyle savuşturan adama ve babama kısa bir bakış attıktan sonra peçeteyi kibarca dudak çizgilerimde gezdirdim. Ayağa kalkıp "Afiyet olsun." dedim. Amacım, daha fazla öfkelenip kontrolü kaybetmeden masadan kalkıp odama çıkmaktı ama olmadı.

Demokan'ın hafifçe doğrularak sorduğu "Lavabo ne tarafta acaba?" sorusu üzerine babamın bakışları üzerimde gezindi.

Erdem Bayraktar, tüm sabrımı zorlayan bir aymazlıkla "Kızım, misafirimize lavaboya kadar eşlik eder misin?" dedi. Bana dedi. Yardımcılara söyleyebilirdi belki ama o bana iş buyurmayı tercih etti. Belki de gerçekten sabrımı sınıyordu. Bilemezdim.

Ona istediğini vermek istemedim. Belki de beni çileden çıkarıp çıldırttıktan sonra bir yetişkin gibi öfke kontrolü olmamakla suçlayıp isteklerini dikte etmeyi planlıyordu. Benim öfkemi bana karşı silah olarak kullanmasına müsaade etmeyecektim. O yüzden isteksiz bir baş işaretiyle onayladım.

Önde ben, arkamda yabancı misafirimiz koridorda yürürken tuvaletin önünde durduk. Kapıyı gösterdim. "Buyurun."

"Teşekkür ederim."

Yüzüme bakmadan teşekkür edip içeri giren adamın arkasından sabır diledim. Planım odama çıkmak olmasına rağmen bunu yapmak yerine koridorda bir ileri bir geri yürümeye başladım. Bu suratsız herifin her dakika benim dibimde olması hiç iyi olmazdı. Buna bir çare bulmak gerekiyordu.

KUZGUNUN KALBİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin