☬ KUZGUNUN KALBİ | 22

484 62 24
                                        

-22-

❝Asena❞

Dünyanın en güzel uykusundan uyandım desem inanır mısınız? Abartmıyorum, gerçekten öyle oldu. Rüyamda Demokan'la bu yatakta yaşadığımız özel zamanlardan kesitler görerek gözlerimi araladım. Rüya olamayacak kadar gerçekti. O anların geçmişten kesitler olduğuna yemin edebilirdim. İşte o an... O an inanmıştım aramızdaki şeyin gerçek olduğuna.

Kendime geldiğimde çenem onun çıplak göğsüne yaslıydı. Uyuduğunu sanırken başımı bir kaldırdım, oradaydı. Bir eli başının altında, kısık gözlerle yukarıdan bana bakıyordu. Uykulu bir gülümsemeyle "Günaydın." dediğimde onun da gözleri yumuşamıştı. "Sen ne zaman uyandın?"

"Epey oldu."

"Hep erken mi uyanırsın?"

"Genellikle." Boş vermiş bir edayla ekledi. "Eskiden kalma bir alışkanlık." Hareketsiz bir biçimde olduğu yerde uzanan adam gözlerini bana kilitlemişti. "İyi uyudun mu?"

"Uzun zamandır bu kadar iyi uyumamışımdır herhâlde. Çok güzel rüyalar gördüm." diye mırıldandım muzırca. O an yeniden Demokan'la bedenlerimizin birleştiği o kesitler doldu aklıma. Ancak hep aynı geceye ait kesitler gibi döndü dolaştı zihnimin ücra köşelerinde. Aklıma takılan o soruyla adamın gözlerine çevrildi bakışlarım. "Hep burada mı olurduk? Yani..."

"Nasıl?" Anlamaz bakışlar beni yoklarken sorumu ifade etmekte zorlandım.

"Ya, anla işte..." Şifreli konuşmalarımın bir şey çağrıştırmaması üzerine açık olmak zorunda kaldım. "Burada... Seviştiğimiz anları gördüm rüyamda. Rüya sandım ama... Gerçek gibiydi." Kalbim biliyordu sanki. Zihnim kısmen bulanık olsa da o hissediyordu.

Bunu söylediğimde bakışları gerilmişti sanki adamın. Ancak ses tonu normal ve sakin çıktı. "Olabilir."

Sorularıma genellikle kısa ve yuvarlak cevaplar vermesi hoşuma gitmese de onu biraz utangaç olarak tanımlıyordum. Her ne kadar gördüğüm sahnelerde pek utangaç olduğunu söyleyemesem de yaşadıklarını dile dökme konusunda çekimserdi. Hani muhteşem şeyler yaşasa da ser verip sır vermeyen esrarengiz adamlardandı o.

Zihnime dolan bir görüntü. Tek bir fotoğraf karesi gibi. Yine bu evde, ona bakarken gözlerim doluyor. Canımın acıdığını hissediyorum. Allah'ım, kalbimi sök al içimden diyorum sanki. Canım çok yanıyor. O yanma hissini tüm hücrelerime kadar hissediyorum. Hâlâ. O hâlâ benimle. Neden üzüldüğümü, canımın neden bu kadar yandığını bilmiyorum. O fotoğraf karesinde karşımdaki adamın bana ne söylediğini bilmiyorum ama acının her zerresi baştan ayağa sarsabilecek güçte. İlk günkü gibi.

Dudaklarımdan "Biz çok kavga eder miydik?" sorusu yükseliyor aniden. "Çok tartışır mıydık? Yani... O eşyalarını toplama evresine gelene kadar..." Öte yandan ne kadar süre evli olduğumuzu bile bilmiyordum, sormamıştım ama bu tartışma konusu önemliydi. Zihnimdeki o soruların yankısıydı.

Yine sakin ve politik bir cevap. "Her evli çift kadar." Meraklı gözlerini gölgelerken çatıldı kaşları. "Neden sordun?"

Göğsünden ağır ağır kalktı başım. Gözlerim tamamen onunkilere bakarken "Sanırım kesik kesik şeyler hatırlıyorum." dedim. "Gerçek mi bilmiyorum ama gerçek gibi. Bu odada yaşadığımız o özel anlar... Sonra salonda bir kavgamız geliyor aklıma. Ne konuşuyoruz, neden kavga ediyoruz bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum ama karşımda sen varsın. Gözlerim doluyor. Kalbim çok kırılmış, belli. O acıyı içimde hissediyorum sanki."

Öyle gerçek anlatmıştım ki... Bir doktor olarak buna şaşırmamam gerekirdi. İnsan zihni tahmin edemeyeceğimiz kadar karmaşıktır. Neyin gerçek neyin sahte olduğunu, bunun bize ne hissettirdiğini, ne kadarını hatırlayabileceğimizi tamamen bir karmaşa noktasına sokan bilmece gibidir. Ancak bunu bir doktor olarak bilmektense gerçekten başına gelen bir hasta olarak bilmek daha farklıydı. Daha içten bir gerçeklikti. Şaşırıyordum bu kadar derinlerime sirayet edişine.

KUZGUNUN KALBİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin