-15-
❝Asena❞
Gözlerimi açtığımda nerede olduğumun bile farkında değildim. Gördüğüm tek şey, baş aşağı bakarken üç adamın bana uzaylı görmüş gibi bakışıydı. Kendime geldiğimde yerdeydim. Demokan'ın uzandığı koltuğun kenarına başımı yaslayıp uyuyakalmışım, farkında bile değildim.
Salonun ortasında Demokan'ın asker arkadaşlarını gördüğümde şokla irkildim. Onlar da pek farklı görünmüyorlardı. Gördükleri manzaraya şaşırmışlardı.
Yanı başımda gözlerini ovalayarak kendine gelen Demokan, arkadaşlarını görünce merakla gözlerini kıstı. "Sizin ne işiniz var burada?"
Hamza Demokan'ın aksine normal bir insana yakışır şekilde "Günaydın komutanım." diyerek söze girdi. Sonra arkasında kalan kapıyı gösterdi. "Dün sesin yorgun geliyordu, seni görmeye gelmiştik. Evin önüne geldiğimizde kapı aralıktı, biz de içeri girdik."
Alnına düşmüş saç tutamlarını arkaya atıp başını sıvazlayan adam "İyi halt ettiniz." derken ben elimi ağzımla kapatmış esniyordum. Tüm gece uyumaması için başında beklerken ne güzel de Demokan'la uyuyakalmıştık. Uyumama olayı yalan olmuştu.
Demek kapı aralık kalmış, o hengâmede hiç dikkat edememiştim ki. Kapattım sanmıştım. Anahtar kavgasından ortalık karışmıştı. Allah'tan eve hırsızlar değil de Demokan'ın arkadaşları girmişti.
Hamza büyük ihtimalle Demokan'ın terslemesi üzerine "Yanlış bir zamanda geldik galiba." derken adamın tepkisini ölçüyordu.
Üçünün de bize garip bakışlarından durumu yanlış anladıkları açıktı. "Komutanınız başını çarptı, ben de uyumasın diye başında bekliyordum." diyerek araya girdim. Açıklamam üzerine adama dönüp "Değil mi Demokan?" desem de beni onaylayan hiçbir hamlede bulunmadı. Dişlerimin arasından "Değil mi komutanları, sen de bir şey söylesene." dediysem de Demokan'ın ifadesiz yüzünde sadece gözlerinin alayla güldüğünü görüyordum. Verdiği tek karşılık bu olmuştu.
Hamza geniş gülümsemesiyle "Size hesap soran mı var Asena Hanım? Siz öyle diyorsanız öyledir, değil mi ama?" sözleriyle arkadaşlarına döndü. Diğerleri de sanki beni eğler gibi öylesine onayladılar.
"Tabii, doktorluk görevi sonuçta." diyen Göktan da pek ikna edici görünmüyordu.
Fettah düşünceli bir ifadeyle başını kaşıyarak burada olanlara anlam veremediğini gizlemese de arkadaşları gibi bir yorumda bulunmadı. Sadece "Komutanım siz başınızı mı çarptınız, at mı tepti? Orasını tam anlamadım." diye sordu. Bu saf soruya nasıl bir tepki versem bilemedim.
Demokan "Sen o güzel, parlak kafanı bunlara yorma Fettah." dedi sadece.
Oturduğum yerden doğrulduğumda Göktan "Belli ki at teptikten sonra kafasını bir yere çarpmış." diyerek açıkladı durumu. Bu at muhabbeti ne kadar uzayacaktı acaba?
Konuyu dağıtmak için "Bir şey içer misiniz çocuklar?" diye sordum ama hepsinden aynı olumsuz baş işaretiyle hayır cevabı aldım.
Kolumdaki saate bakarken bugün nöbetim olduğu aklıma geldi. "Eyvah!" dedim elimi alnıma götürürken. "Bugün nöbetim var benim, gitmem lazım." Öte yandan bakışlarım Demokan'a döndü. "Ama senin de yalnız kalmaman lazım. İdare edebilecek misin?"
Demokan başını sallayarak "İdare ederim." demesine kalmadan Göktan atladı.
"Biz ne güne duruyoruz? Kalırız onun yanında, siz işinize gücünüze gidin."
Tam olarak onları bir başlarına bırakma konusunda emin olmasam da başka çare yok gibi görünüyordu. "Bakabilecek misiniz komutanınıza?" Hamza'nın eli yandıktan sonra eczane alışverişlerinde aldıklarını hatırlayınca bana pek umut vermiyorlardı. Sanki bir grup okul öğrencisi ilkyardım dersini asmıştı da bu konularda hiçbir şey bilmiyor gibilerdi. Ya da sadece Demokan'ın dediği gibi o an alışveriş yapası tutmuştu de bulduklarını almışlardı. Bilemiyorum. Bildiğim tek şey bu kafadarları baş başa bırakmanın çok güvenli hissettirmediğiydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KUZGUNUN KALBİ
AksiyonKıdemli Üsteğmen Demokan Alp AYDEMİR, namıdeğer Kuzgun, özel kuvvetlerde çalışan oldukça başarılı bir subaydı. Yıllar sonra kuledeki yalnız bir kızla yollarının kesişeceğinden henüz habersizdi. Bildiği tek şey, vatanı ve bayrağı için canını dahi ver...
