☬ KUZGUNUN KALBİ | 12

497 56 60
                                        

-12-

❝Asena❞

Café D'ora'nın yüksek tezgâhlarının ardında tatlı soslarını denerken aklım hâlâ Demokan'ı nasıl ekarte edip gelebildiğimdeydi. Onun gibi sessiz ancak kafasının içinde çok konuşan biri gibi görünen kurnazın tekini atlatmak bu kadar kolay görünmemişti gözüme. Tamam, defalarca Erdem Bayraktar'ın kapıdaki güvenliklerini atlatmıştım, etrafımdaki insanlar buna da alışıktı ama ne yalan söyleyeyim o adamı biraz fazla gözümde büyütmüşüm. Ne bileyim, bir yerime çip bile takmış olabilirdi. Söz konusu Demokan denen o adam olduğunda komplo teorilerim bitmiyordu.

Tam karşımda oturan ve hevesle soslarını yorumlamamı bekleyen Dora ise dirseklerini tezgâha yaslamış, ellerini birleştirip parlayan gözleriyle bana bakıyordu. Yıllardır bu anın hayalini kurduğu belliydi. Benim için insan hayatını kurtarmak neyse Dora için de burayı açmak o demekti. Ailesinin katkısı olmadığı ve kendi imkânlarıyla yapmak zorunda olduğu için beklemek zorunda kalmıştı bugüne dek. Ancak kolej zamanlarımızdan beri şehrin en eşsiz tatlılarını ve çikolatalarını ben yapacağım, görürsün der dururdu. Ben de ona hep inanırdım.

Ellerini birbirine kenetleyen kız daha fazla dayanamayıp "Eee ne düşünüyorsun?" sorusunu yöneltti heyecanla.

"Hepsi harika." Düşünceli bir edayla sordum. "Son sosun içinde frambuaz şurubu mu var demiştin? Sanki ekşilik veren bir şey var, onu biraz azaltırsan daha güzel olur."

"Tamam, bir de öyle deneyelim." Duraksadı. Yüzüme bakıp "Zamanı yaklaşan idam mahkûmu gibi ne saatine bakıp duruyorsun?" diye sorana kadar sık sık saate baktığımın farkında bile değildim.

"Kim? Ben mi?"

"Yok, dedem."

"Bakmıyorum ki." Dudak büktüm önemsiz bir şeymiş gibi. "Öylesine."

Sözlerimi inandırıcı bulmayan kuzenimin dudakları keyifle kıvrıldı. "Hani sen bu adamı parmağında oynatırdın? Görünüşe bakılırsa o seni oynatacak gibi."

Aniden yüzüme söyledikleriyle gözlerim büyüdü. "Ne alakası var?" Bana yanıt vermek yerine omuz silken kıza kızgın bir bakış attım.

Bu bir yarış değildi ya da birini âşık etmek için iki kişinin iddiaya girdiği aptal gençlik dizilerinden hiç değildi. Ama Dora'nın beni bu kadar hafife alması canımı sıkmıştı. Sonuçta ben bu zamana kadar kimsenin bana biçtiği kadere razı gelecek kadar ezik biri değildim. Şimdi de durum değişmeyecekti.

O an hırsım tüm vücudumu tepeden tırnağa ele geçirmiş gibi hissettim. Demokan denen o ruhsuz, düz herifi bir şekilde kontrolüm altına almalıydım. Hayatımda ilk defa babamdan bağımsız bir hayatım oluyordu, kendi yaşamımı inşaa ediyordum ve bunu basit bir yakın korumanın bozmasına izin verecek hâlim yoktu.

İyi insan lafın üstüne mi gelirdi yoksa insanın sevmediği ot yanında mı biterdi bilmiyordum ama tam aklımdan bunlar geçerken Café D'ora'nın kapısı hışımla açıldı. Hatta öyle ki ben, Dora ve yardımcısı, hepimiz gözlerimizi kapıya kilitlemiş durumdaydık. Gelen ise şaşırtıcı olmamakla birlikte Demokan'dı.

Kapının eşiğinde beliren adamın her zamankinden farklı olarak sert bir ifadesi vardı. Bana bakarken gözleri alevden parlıyor gibiydi. Hayır, bir noktada patronu olmasam ayağının altına alıp dövmeye hazırlanıyor derdim. Bunu fiziksel olarak yapmasa da bakışlarıyla dövüyordu beni.

Sorgulama fırsatı bulamadan "Bizi biraz yalnız bırakır mısınız?" dedi Demokan. Kimsenin hayır diyemeyeceği kadar net ve katı bir ses tonu kullanmıştı.

KUZGUNUN KALBİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin