Artık kafemizi açmıştık. Çok olmasa da gelip gidenler oluyordu ve bu şimdilik bize yeterliydi. Tekrar gelenler genelde yanında arkadaşlarını da getiriyordu. Kyungsoo birkaç gün içinde kendini çok geliştirmişti. Yerim de erken geldiği sabahlar ona yardımcı olup, bir şeyler öğreniyordu. Kafenin bir köşesine kitaplık koymaya karar verdik. Hepimiz en sevdiğimiz kitaplardan birkaç tane bıraktık. Hatta gelenlere 'sen de bir kitap bırak' kampanyamızdan bahsediyorduk. Bazıları gerçekten de sonraki gelislerine sevdikleri birer kitabı hediye ediyorlardı.
Öğle aralarında onlar için annemin öğrettiği sandiviçlerden hazırlardım, birlikte oturup yerdik. İşten ayrılmadan önce işe o gün artan tatlılardan alır, Minseok'un bizim için yaptığı kahvelerle yerdik. Sohbet ederken olabildiğince Kyungsoo hakkında bilgiler edinmeye çalışırdım ama genelde kendi hakkında çok fazla bilgi vermezdi. Tek bildiğim liseyi bitirdikten sonra bir süre Seul'de yaşamış ve aşçılık eğitimi aldıktan sonra buraya taşınmış olduğuydu. Neden burayı seçtiğini sorduğumda ise burada güzel anıları olduğundan bahsetmişti. Ailesini kaybettikten sonra anılarına tutunmak istemişti. Ailesine ne oldugu hakkında soru sormadım ama bunu bile paylaşmış olması benim için çok önemliydi. Bana güvenmeye başlamıştı.
Bugün kafe sakin görünüyordu. Genelde Kyungsoo, Yerim'e yardımcı olmak için yanımıza gelirdi ama bugün Yerim tek başına halledebiliyordu. Kyungsoo da arkada yeni bir tarif deniyordu.
"Nasıl gidiyor Kyungsoo?"
"Ah galiba iyi, sanırım menüye yeni bir şeyler ekleyebiliriz."
"Lezzetli olacağına eminim."
"Teşekkür ederim Jongin, başından beri bana hep destek olduğun için. Ben... Bu kadarını hak ettiğimden emin değilim."
"Neden bahsettigini bilmiyorum. Sana güvenmek dışında hiçbir şey yapmadım. Ama sen sandığından fazlasını hak ediyorsun."
" Sanırım artık pişmeye hazır." Dedi tepsiyi kaldırarak. Götürüp fırına attı ve dönüp yanıma yaklaştı.
"Peki ya sen?"
"Ben?"
"Evet, sen. Geldiğimden beri benim hakkımda sorular soruyorsun. Ama kendinden hiç bahsetmedin. "
"Ben Jongin'im. Biliyorsun. Burada doğdum, ailem burada. Ben de onlarla kalıyorum, şimdilik. Zaten tek amacım da buydu. Ailemle olmak, o yüzden hep eve yakın bir yerlerde dükkan açıp, başına geçmek vardı aklımda. Sadece üniversite için ayrıldım. Şimdi tekrar buradayım."
"Neden buradan ayrılmak istemedin?"
"Sen neden buraya taşındıysan aynı sebeple. Güzel anılar Kyungsoo. İnsana güven veriyor."
"Ve peşinden gelen burukluk." Dedi bakışlarını yere indirirken. "Güzel anılar sadece mutluluk vermezler, bittikleri için gelen burukluk hissi de hep oradadır. Bazen özlem. Kavuşacağını bilince katlanılıyor ama..."
"Ne demek istediğini anlıyorum."
Ailem yanımda ama benim de kavuşamayacağım halde özlem duyduğun birileri var.
"Geçen sene. "
Ne demek istediğini anlamaya çalışırken yüzüne baktım.
"Annemi geçen sene kaybettim. Babamsa... yıllar oluyor bizi terk edeli."
"Üzgünüm," Dedim. Gerisini getirmek için ağzımı açtım ama kelimeler çıkmadı. Bu kadar taze bir acıyı nasıl sarabilirsiniz ki? Bazen bir şeyler söylemek de gerekmez. İhtiyacın olan sessizliktir. Onun için sessiz kaldım.
Ertesi gün kafeye geldiğimde kapıda Yerim'i gördüm. Öylece yerde oturmuş bekliyordu. Hemen selam verip kapıyı açtım. O da selam verip içeri girdi. Yorgun görünüyordu. Nedenini sorduğumda iyi uyuyamadığını söyledi yalnızca. Onu düşündüren bir şeyler olmalıydı. Bazen isteyken de dalıp gittiğini görebiliyordum. Onu somurturken gördüğüm tek anlar olurdu bu anlar. Yine de çok gençti somurtmak için. Çok neşeliydi. Hak ettiğinin bu olmadığını düşündüm.
"Bugün uyuyamadığın için mi erken geldin?" Diye sordum.
"Evet, yapacak başka bir şeyim yoktu zaten."
" İyi yapmışsın, bize bir kahve yapayım, Minseok kadar iyi değilim ama sabah sabah iyi gelir."
Yerim gülümseyerek onayladı. Birkaç dakika sonra Kyungsoo ve Minseok da gelmişti. Onlara da bir kahve yaptım. Bizimle içtikten sonra Kyungsoo mutfağa geçti ve pişirmeye başladı.
"Başkasının yaptığı kahveyi içmek de ayrı güzel oluyormuş." Dedi Minseok. Buna güldüm.
"Yine de seninkiler daha güzel." Dedim. Doğru olan buydu. O gerçekten yetenekliydi. Gülümsedi. Bilmiyorum belki abartıyorum ama gülüşünde farklı bir şeyler vardı. Sanki bana söyleyecek bir şeyi vardı. Ama söylemedi. Kahvesinden son bir yudum alıp yerine geçti ve kafenin açılmasını beklerken kitaplıktan aldığı bir kitabı okumaya başladı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beautiful Man
RomanceJongin sevmişti, çok güzel bir kadını, çok güzel sevmişti. Onun tarafından terk edildiğinde bile onu unutmamaya söz vermişti. Ta ki onu tanıyana kadar, o güzel adamı... Angst değil, gönül rahatlığıyla okuyun. Uzun zamandır yazdığım ilk hikaye olması...
