Jongin sevmişti, çok güzel bir kadını, çok güzel sevmişti. Onun tarafından terk edildiğinde bile onu unutmamaya söz vermişti. Ta ki onu tanıyana kadar, o güzel adamı...
Angst değil, gönül rahatlığıyla okuyun. Uzun zamandır yazdığım ilk hikaye olması...
Konuşmalarımızın yükünü kaldıramayıp biraz yatağa uzandım. O da aynısını yapıp yanıma uzanmıştı. İkimizde tavana dönüktük. Birkaç dakika öylece uzandık. Konuşmadan, belki düşünmeden. Göğsümdeki ağrının hafiflemesini bekledim. Hafiflemedi. Elimi göğsüme koyduğumda o da bir elini göğsümdeki elimin üstüne koyup hafifçe okşamaya başladı.
"Şimdi nasıl hissediyorsun?" Diye sordum ona bakarak. "Yani bedeninle ilgili." Gülümsedi.
"Ait." Dedi tereddüt etmeden. "Ruhum sonunda olduğu bedene ait. Sanırım doktorum da iyi iş çıkardı." Dedi gülerek.
"Bilmem, görmem gerek." Dedim flörtöz bir tonla. Kıkırdadı.
"Ailen..."
"Bildiğin gibi işte, anlattığım gibi."
"Annen için üzgünüm, keşke yanında olabilseydim."
"Keşke yok demiştik. Hem yalnız değildim. Baekhyun ve Minseok vardı."
"Baekhyun ve Minseok ile grup terapisinde tanıştığınızı söylemiştin, onlar da..."
"Evet. Aslında Baekhyun ile internette tanışmıştık, terapiyi bana o önerdi. Buna cesaret edebildiysem, onun sayesinde."
"Onların bizden haberi vardı, değil mi?"
"Tabi ki Jongin. Sen benim bir parcamsın. Sensiz eksiğim ve benim olduğum her yerde sen de olacaksın. Karşılaştığım herkese seni anlattım ben."
"Minseok o yüzden mi sıcak bakmıyor ilişkimize."
"İlişkimize değil, senden bir şeyler gizlememe kızıyordu."
"Ona bir özür bir de teşekkür borçluyum öyleyse."
"Benim de bir teşekkür borcum var, sana. "
"Bana mı?"
"Teşekkür ederim Jongin, beni her halimle kabul ettiğin ve sevdiğin için. Ne kadar zor gelse de anlamaya çalıştığın için."
"Kyungsoo seni sevdiğim için bana teşekkür edemezsin" Dedim gülerek. "Beni kendine aşık ettin ve bu bir seçim değildi. Olsa yine seni seçerdim tabi ama" Dedim gülerek.
"Hala öyleyim bebeğim, ama bu uğurda yalan söylememe gerek var mı?"
Gülerken izledim onu, öyle güzel ve öpülesi duruyordu ki. Uzanıp yanağına bir öpücük kondurdum. Birkaç dakika uzandık öylece.
"Çocuklara iyi olduğumuzu haber vermeliyiz." Kyungsoo söylediğinde Başımla onaylayıp dogruldum. O da kalkıp elimi tuttu ve birlikte salona gittik. Baekhyun ve Minseok koltuğa oturmuş kendi aralarında bir şeyler konuşuyordu. Bizi görünce bize dönüp ayağa kalktılar. Onları rahatlatmak için gülümsedim.
"Merak etmeyin, bir sorun yok." Dedim. Kyungsoo ile iki kişilik koltuğa oturduk. Onlarda eski yerlerine oturdular.
"Ee ne konuştunuz bu kadar zaman?" Diye sordu Minseok.
"Ona her şeyi anlattım." Dedi Kyungsoo.
"Her şeyi mi?" Baekhyun sorduğunda Kyungsoo başıyla onayladı. "Peki ne düşünüyorsun?"
"Ben ne düşündüğümden emin değilim. Aynı anda birden çok duyguyu birlikte yaşadım. Ama üstesinden gelicem.." Kyungsoo'ya baktım. "gelicez."
"Anlamana çok sevindim Jongin." Dedi Minseok. Uzun zaman sonra onu ilk kez gerçekten rahatlamış görüyordum.
"Teşekkür ederim Minseok. Sana da Baekhyun. Bunca zaman boyunca Kyungsoo'yu yalnız bırakmadığınız için. Keşke.."
"Jongin."
"Tamam keşke yok. Bundan sonra senin yanında olup hepsini telafi edicem."
Birbirimize gülümseyip birkaç saniye bakıştığımızda Baekhyun öksürerek boğazını temizledi.
"Biz ayak altından çekilelim mi yoksa siz mi kendinize bir oda tutarsınız?"
"Baekhyun, adamları rahat bırak da biraz özlem gidersinler."
"Ben de aynı şeyi dedim ya!"
"Şey evet sanırım."
"Minseok, bari sen yapma!" Diye çıkıştı Kyungsoo.
"Ah Baekhyun haklı, baksanıza kızgınlığına girmiş gibisin."
"Ben her zaman haklıyım. En iyisi biz çıkalım. Yoksa bunlar utançlarından tüm günü yanımızda bakışarak geçirecekler."
"Çıkalım Baekie, zaten kırk yılda bir iznim var, evde mi oturucam. Hayır sevgilimiz de yok ki birileri gibi."
Şaşkınlıkla Minseok'u izledim. Gerçek Minseok böyle biriydi demek ki? Baekhyun'un hakkını yemişim, Minseok çok daha fenaydı.
"Çıkın, gidin. Sizin yüzünüzü görmek istemiyorum daha fazla zaten." Dedi Kyungsoo kızgınlıkla. Minseok ve Baekhyun gülerek kalktılar ve odalarına gidip üstlerini değiştiler. Ceketlerini aldıktan sonra, biz çıkıyoruz diyerek ayrıldılar.
Kyungsoo ile yalnız kalınca ne yapacağımı bilemeden kaldım öylece. Kyungsoo da bilmiyor olacak ki öylece sustuk.
"Şey, uyandıktan beri tek lokma yemedin." Dedi Kyungsoo. "Aç mısın?" O an fark ettim ki açtım. Tanrım, bunu şuana kadar nasıl anlamamış olabilirdim. Düşünmekle çok meşgul olmalıydım.
"Sanırım, biraz." Kurt gibi!
Kyungsoo kalkıp mutfağa gitti ve yemek için pankekler hazırlamaya başladı. Ben de yanında içecek bir şeyler hazırladım. Birlikte oturup yemeğimizi yedik ve sohbet ettik. Kahvaltı bittikten sonra da bir şeyler içip sohbet etmeye devam ettik. Ayrıyken yaptığımız her şeyi bir bir anlattık. Konuşacak şeyimiz tükenmeye başladığında havanın kararmaya başladığını fark ettik.
"Bütün gün konuştuğumuza inanmıyorum." Dedi Kyungsoo gülerek.
"Ikimizin de anlatacak çok şeyi vardı."
"Öyle, sensiz bunca zamanı nasıl geçirdim bilemiyorum." Yerimden kalkıp Kyungsoo'nun elini ellerimin arasına aldım. Diğer elini kaldırıp saçlarımı oksamaya başladı.
"Ben de Kyungsoo. Bunca zaman sensiz nasıl nefes aldım, onu bile bilmiyorum" Dedim. Eğilip dudaklarını dudaklarıma bastırdığında hemen karşılık vermeye başladım. Bu dudaklara asla doyamayacaktım. Ama artık fazlasına ihtiyacım vardı. Artık fazlası için aramızda hiçbir engel yoktu.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Gelecekbölüm smut olabilir, muhtemelen 30 gibi de finalyapacağım. Az kaldı. Belkibugün bitiririz bile 😊