Ertesi gün kalktığımda saat oldukça erkendi. Kyungsoo hala olağan güzelliğiyle uyuyordu. Onu uyandırmamak için sessizce kalktım ve lavaboya gittim. Yüzümü yıkayıp kendime geldikten sonra odaya döndüm. Biraz yanına uzanıp onu izlemek istemiştim. Parmaklarımı yumuşacık yanaklarında gezdirdim. Ardından yanağını okşadım. Huylanıp kıpırdanmaya başladı. Biraz gerildiginde omzu açığa çıkmıştı. Kolyesini hala takıyor olduğunu fark ettim. Dün gece bu kolyenin sebep olduğu tuhaflığı düşünmeden edemedim. Ona dokunmam Kyungsoo'nun tedirginlesmesine ve hızlı ilerlediğimizi fark etmesine sebep olmuştu. Ama ardından bana yaptığı şey... Belki de kendini bana karşı savunmasız hissetmek istememişti. Ama beni kendi karşısında oldukça savunmasız bırakmıştı. Bunun pek Kyungsoo'nun tarzı olamayacağını düşündüm.
Gece uyurken kolyesini çıkarmadığına göre onun için değerli olmalı diye düşündüm. Belki ona anımsattığı bir şeyler vardı.
Kendimi tutamayıp elimi omzuna götürdüm ve kolyesine dokundum. Zincirini elime alıp yukarı doğru çekecekken Kyungsoo mırıldanarak uyandı.
"Jongin?"
"Günaydın bebeğim."
Yerinden doğrulup oturdu ve saçlarını karıştırıp "Günaydın." Dedi. "Erken kalkmışsın. "
"Erken uyuduğum için sanırım." Dedim gülümseyerek. Tam kalkacakken kolunu tutup durdurdum.
"Kolyeni çıkarmayı unutmuşsun," dedim. "Gece rahatsız etmedi mi sevgilim?"
"Artık alıştım." diye yanıtladı beni. "Önemli değil."
"Hiç çıkarmıyor musun?"
"Hayır, pek sayılmaz."
"Özel birinin hediyesi olmalı." Dediğimde cevap vermeden önce biraz düşündü.
"Evet,öyle."
"Endişelenmeli miyim?"
"Hayır, yemin ederim."
Başımla onayladım. Kyungsoo'nun beni anladığını hissettiğim çok an olmuştu. Ama bunun hep ailesini kaybetmesinin kaynaklı olduğunu düşünmüştüm. Geçmişinde benimki gibi bir başkası olması tabi ki mümkündü ama boynunda hala ona ait bir şey taşıma düşüncesi beni rahatsız hissettirdi. Ama Kyungsoo endişelenmeye gereken bir şey olmadığını söylemişti. O halde endişelenmeyecektim.
"Peki," dedim "sana güveniyorum."
Kyungsoo bana yaklaşıp dudağıma bir öpücük bıraktı ve yataktan kalktı. Ben de peşinden kalkıp dün gece çıkardığım kıyafetlerimi aldım ve üzerimi değiştirdim. Çıkardıklarını katlayıp yatağa bıraktım. Kim bilir belki yine kullanırdım.
Yatağa oturup Kyungsoo'yu beklerken gözlerimi etrafta biraz gezdirdim. Gözüm Kyungsoo'nun kitaplığına takıldı. Tuhaf diye düşündüm. Bu kitapları bir yerden anımsıyordum sanki. Birini elime alıp incelemeye başladım. Virginia Woolf , Kendine ait bir oda. Bu kitabı okumadığıma emindim ama sanki okumuşum gibi tanıdık geliyordu. İçine biraz göz gezdirdim ve popüler bir kitap olmalı diye düşünüp yerine bıraktım. Ardından kitaplıktan başka bir kitap aldım. Frans Kafka, Dönüşüm. Sanırım bu seferkini okumuştum. Tam içine bakacakken gözüme raflardaki başka bir kitap ilişti. Kitabı elime alıp adını okudum. Tostoy, Anna Karenina. İçine açıp sayfaları çevirirken içinde bir fotoğrafa rastladım. Fotoğraf bana aitti. Tek başıma değildim. Yanımda Hyesu da vardı. Bu fotoğrafı çektiğimiz gün, bu kitabı ona hediye etmiştim. Daha sonra her buluşmamızda Hyesu bu kitabı bana okumuştu.
Diğer kitapların isimlerine tekrar göz attım. Bunlar Hyesu'ya ait kitaplardı. Evdeki eşyaların ne kadar eski olduğunu hatırladım. Belki de ne Hyesu ne de ailesi bu evden hiçbir şey götürmemişlerdi. Fotoğrafa tekrar göz attığımda gözüm Hyesu'nun boynundaki kolyeyi takıldı. Ona yıl dönümümüzde aldığım kolyeydi bu. Hiç boynundan çıkarmazdı. Çıkarmayacağına söz vermişti. Kyungsoo'nun boynundaki kolye Hyesu'ya ait olabilir miydi? Belki de öyleydi. Belki onu da ardında bırakmıştı ve Kyungsoo onu bulup takmıştı. Belki bu fotoğrafı da daha önce görmüş ve Hyesu'nun eski sevgilim olduğunu bildiği için kolyeyi görmemi istememişti. Ama o kolye neden onun için o kadar önemliydi ki boynundan çıkarmıyordu?
"Jongin?" Kyungsoo'nun sesi düşüncelerime ara verdi. Fotoğrafı elime alıp kitabı kitaplığa bıraktım. Ona döndüğümde yüzü gerginlikten bembeyaz olmuştu. Hiçbir sey demeden fotoğrafı ona uzattım. Ne olduğunu zaten biliyor gibiydi. Elini uzatıp fotoğrafı eline aldı.
"Nedir bu?" Diye sordum.
"Bu," dedi sessizce "Hyesu'dan kalan tek şey."
"Hyesu nerede?"
"Neden merak ediyorsun ki, onu unuttuğunu sanıyordum."
"Peki ya sen?"
"Unutmaya çalışıyorum."
"Onu nereden tanıyorsun?"
Cevap vermedi. Yalnızca sustu. Uzun uzun sustu.
"Kimsin sen Kyungsoo?" Diye sordum sakince. Sadece cevapları istiyordum.
"Ben Kyungsoo'yum." Dedi. "Beni tanıyorsun."
"Hayır Kyungsoo, sen beni tanıyorsun. Hem de çok iyi tanıyorsun. Ben... Bense seni tanımak için çok çabaladım. Ama sen bana asla izin vermedin."
"Verdim. Gerektiği kadarını hep biliyordun."
"Fazlasını istiyorum!" Dedim ilk kez sesimi yükselterek. "Kimsin sen Kyungsoo?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beautiful Man
RomanceJongin sevmişti, çok güzel bir kadını, çok güzel sevmişti. Onun tarafından terk edildiğinde bile onu unutmamaya söz vermişti. Ta ki onu tanıyana kadar, o güzel adamı... Angst değil, gönül rahatlığıyla okuyun. Uzun zamandır yazdığım ilk hikaye olması...
