Buraya geri taşıdıktan sonra her ihtimale karşı önceden yaşadıklarımızı yaşarsak kendimizi koruyabilmek için Sehun'un kursuna katılmaya karar verdik. Kaslarınızı güçlendirmek için zaten düzenli spor yapmak gerekiyordu.
Minseok bu konuda Baekhyun ve benden çok daha iyidi. Doğuştan güçlüydü ve şimdiden diğer erkeklerle zorlanmadan antrenman yapabiliyordu.
Sehun benim de kolay öğrendiğini söylüyordu ama bence bunun tek sebebi onun iyi bir öğretmen olmasıydı. Tabi ki bu eğitimi almak için özel durumumuzu da ona açmamız gerekmişti. Başta bunu yapmaya çekinsem de Sehun bunu anlayışla karşılamış, bize özel bir program ve çalışma grubu oluşturmuştu. Program dışında ise asla bu konuyu açmaz, bize diğerlerinden farklı davranmazdı. Zamanla kurs dışında da takılmaya başladık. Sehun'u liseden beri tanıyordum. Uzun zaman olmuştu, büyümüştü ama hiç değişmemişti. Onu ilk gördüğüm anda tanımıştım ama tabi ki o beni tanımamıştı. Ameliyattan bahsetmek gerekene kadar. Ondan sonra o bakışı çok kez yakaladım gözlerinde, ben seni nereden tanıyorum bakışını. Sonunda birlikte içmeye gittiğimiz bir gece itiraf ettim her şeyi. Yine anladı ve sustu. Bir daha bu konuyu konumamıştık. Taa ki o gelene kadar.
Yine her günkü gibi ciceklerimi suluyordum bahçemde. Çocukluğumdan bari çok severdim bunu. Beni dinginlestirirdi. İsim bitip içeri geçecekken bir an için etrafıma bakar gibi oldum ve onunla göz göze geldim. Kim Jongin. İlk ve tek aşkım. Oradaydı. Bunca zaman ondan kaçmak için kendimi resmen eve hapsetmisken, burada kapının önünde duruyordu. Kaçmak, uzaklaşmak istedim ama yapamadım. Yalnızca öylece bakakaldım. Sonra gülümsedi ve ben yine aynı duyguların esiri oldum. Bir şeyleri anlamasından korkarak arkamı döndüm ve içeri girdim. Hemen Baekhyun ve Minseok'un yanına koşup olanları anlattım. Baekhyun da benim kadar heyecanlanmıştı. Minseok'un ise hoşuna gitmis görünmüyordu.
"Dikkat et, hemen heyecana kapılma." diye uyardı.
Birkaç gün sonra Sehun ders çıkışı beni yanına çağırdı.
"Jongin şehire dönmüş." Dedi tereddütle. "Gördün mü?"
"Evet gördüm. Bizim sokaktan geçiyordu."
"Öyle mi? O halde iş yerini görmedin?"
"İş yeri?"
"Evet, kafe açıyor. Şefe ihtiyacı varmış. İse ihtiyacın olduğunu söylemiştin."
"Onun yanında ise girmemi mi öneriyorsun?" Diye sordun gözlerimi büyüterek.
"İşe girmeni öneriyorum Kyungsoo. Onun yanında ya da değil. Ayrıca onun senin için bir anlamı yok değil mi, siz daha önce hiç tanışmadınız?"
"Şey, hayır." Dedim. "Hayır tanışmadık."
"Güzel, bir dene o zaman." Diye cesaretlendirdi beni ve bir kağıt alıp adresi yazarak elime verdi. O gazla yazılı olan adrese doğru gittim. Sehun haklıydı, biz tanışmıyorduk ve benim bir işe ihtiyacım vardı. Bunu yapmalıydım, en azından arkadaşlarım için. Böylece kafeye vardım. Derin bir nefes alıp açtım kapıyı. İşte oradaydı. Başta beni tanımasından çok korkmuştum ama korktuğum gibi olmamıştı. Beni gerçekten tanımamıştı. Bir yandan mutlu olurken bir yandan da içimde bir yerde hayal kırıklığına uğramıştım.
Jongin beni Sehun'un gönderdiğini öğrenince hemen işe aldı ama benim aklım tam anlamıyla burada değildi. Baekhyun az çok bir şeyler kazanıyordu. Ben de evimde kalmaları karşılığında hiçbir şey kabul etmiyordum. Eğer bu işte olursa Minseok, onun kendini kötü hissetmesinden endişeleniyordum. Minseok yurttan ayrıldıktan sonra çok fazla part time ya da full time işte çalışmıştı. Bu konularda benden çok daha yetenekliydi. Jongin ona bir şans verir mi diye düşünmeden edemedim. Jongin ihtiyacım olan malzemeler hakkında soru sorarken ben Minseok'u düşünüp duymuştum. Sonunda o da fark etmiş olacak ki sordu. Minseok'dan bahsedince onu da hemen işe aldı. Jongin'in ne kadar temiz kalpli bir çocuk olduğunu hatırladım. Yakışıklıydı da. Bana neden baktığını hep merak etmiştim. Sahip olduğum birkaç vücut hattını da saklamak için her şeyi yapıyordum. Ama o beni begenirdi, hep ne kadar güzel olduğumdan bahsederdi. Hediyeler verirdi. Her gün elinde farklı marka çikolatalarla gelirdi. Kitaplığımdaki kitapların çoğunu bana o hediye etmişti. Ayrıca boynumdaki kolyeyi de o almıştı. Çıkarmayacağıma söz vermiştim ve bu sözü de tutacaktım. O hayatımda olsun ya da olmasın. Kolyemi asla çıkarmadım.
Kafe açıldıktan sonra Jongin'le sohbet etmek için çok kez fırsatımız olmuştu. Bana sürekli geçmişimle ilgili sorular sorardı. Ona hiç yalan söylemedim. Gerçeklerin çoğunu saklasam da, asla yalan söylemedim. Ama o yılmadan sordu. Ben de ona sordum. Cevabını bile bile sordum. Sıkılmadan dinledim.
Unuttum demişti onu. Bir insan sevdiğini hem yaralayıp, hem iyileştirebiliyormuş demek ki? Ona neden kızıyorsun ki, demiştim kendi kendime. Sen de Kyungsoo için Hyesu'yu unutmadın mı? Evet, ikimizde Kyungsoo'yu seviyorduk işte. Başta onun sevdiğinin Kyungsoo değil, Hyesu'nun geride kalan yansıması olduğundan korkmuştum ama Jongin bunun doğru olmadığını söyledi. İnandım. İnanmayı seçtim.
Minseok beni hep uyarıldı. Eğer öğrendiğinde giderse çok üzülürsün, derdi. Bir gün öğrenecek. Evet bir gün illa öğrenecekti ama belki anlamasını sağlardım. Belki beni Hyesu'dan daha çok sevmesini sağlardım. O zaman gitmezdi belki. Ama zamanım olmamıştı. Hata yapmıştım. Belki Jongin'i hiç bu eve getirmemeliydim belki, ya da belki o kitaplardan kurtulmalıydım. Belki de o kolyeden. Ama artık çok geçti.
Elimdeki fotoğrafı sıkı sıkı tutarken düşündüm cevabı, kimim ben?
Jongin elini uzatıp kolyemi dışarı çekti ve birkaç saniye öylece baktı. Elimi kaldırıp kolyenin üzerinde gezdirdim. Parmaklarımız temas ettiğinde gözlerim doldu.
"Ben Kyungsoo'yum." Dedim tekrar. "Hep öyleydim. Hyesu ise...Her zaman içimde olacak."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beautiful Man
RomantizmJongin sevmişti, çok güzel bir kadını, çok güzel sevmişti. Onun tarafından terk edildiğinde bile onu unutmamaya söz vermişti. Ta ki onu tanıyana kadar, o güzel adamı... Angst değil, gönül rahatlığıyla okuyun. Uzun zamandır yazdığım ilk hikaye olması...
