İncinmek.

13 1 2
                                        

Kalbimin derinlerinde bir yerlerde yatan çocuk sevgisi yine ortaya çıkmıştı. Hem de sevgilimin benden gizlediği çocuğu için.
Yapabilir miydim? Ben Sezin Ateş'tim, ateşin kendisiydim. Kendimle birlikte herkesi yakardım ben.

Ama Cecilia'nın gözlerindeki o masumiyet... Sanki içimdeki alevin üzerine bir avuç su serpiyordu. Korkmuyordu benden, hiç kimsenin yapamadığı gibi, ateşin içine gönüllü giriyordu. Bu bana hem güç veriyor hem de dizlerimin titremesine neden oluyordu.

Atlas kapının eşiğinde sessizce duruyordu. Onun bakışlarını sırtımda hissettim. Bana hiçbir şey söylemiyordu ama suskunluğu bile "Artık biz üç kişiyiz" diyordu. Bu gerçek, bütün gururumu yerle bir edecek kadar ağırdı.

Kendi kendime fısıldadım:
"Ben bu oyunu oynamayı bilmiyorum Atlas. Anne olmak, korumak, şefkat göstermek... Bunlar bana yabancı. Benim işim savaşmak, yakmak, kazanmak."

Ama kalbimle dilim birbirine ihanet ediyordu. Cecilia bana sarıldığında, ellerim onun küçücük bedenini istemsizce sardı. O an bütün duvarlarım çatladı, sadece ben duymuştum.

"Ne düşünüyorsun sevgilim?" Dedi Atlas yanağımı öperek. "Hiçbir şey." Dedim. Anlatsam kalbini kırardım belki. Belki... Hiç istemediğimiz şeyleri yeniden yapardık.

Başımı Atlas'ın göğsüne koydum.

Beni bu sorumlulukla benim isteğim dışında bırakması doğru muydu? Etik bir davranış mıydı yani? Ben olsam...Böyle yapmazdım sanırım.

Cecilia yan odadan geldiğinde elinde bir bebek vardı.

"Bak," dedi bozuk Türkçesiyle. "Güzel mi?"

Gülümsedim.

"Güzel, çok güzel Ceci." Dedim. Tenim yanıyordu. Evin içindeki bir çocuğun varlığı içimi huzursuz etse de zamanın büyük çoğunluğu iyi gidiyordu. İdare ediyordum. İsteğim, bunu basının duymamasıydı sadece. Şu anlık.

Yazardan:

Genç kadın gözlerini kapattığında annesinin gözlerini gördü.
Her zamanki o sevgi dolu bakışlar vardı. Bir çocuk annesiz büyüyebilir miydi? Ceci'nin annesi onu bırakıp cennete gitmişti. Genç kadının annesi de onu bırakıp cennete gitmişti. Sezin böyle düşünüyordu.

Sezin, gözlerini açtığında Cecilia'nın bebekle oynadığını izliyordu. Küçük kız, oyuncak bebeğin saçlarını düzeltiyor, ona gülücükler gönderiyordu. Bu basit hareket, Sezin'in içinde hem sıcak bir kıpırtı hem de korku uyandırdı. Ateşin içinde büyüyen o koruma duygusu, istemsizce kalbini sıkıştırıyordu. Henüz hazır değildi; ama Cecilia'nın varlığı, Sezin'in katı duvarlarına küçük çatlaklar açmıştı bile.

Atlas sessizce duruyordu. Bir an bile müdahale etmiyordu. Sezin, onun sessizliğini okudu: Sabır ve güven. Ama aynı zamanda bir uyarıydı da: "Bu sorumluluğu tek başına omuzlamayacaksın."

Cecilia küçük sesiyle Sezin'e seslendi:
"Anne... bak!"

Sezin'in kalbi bir tokat gibi çarptı. Henüz bu kelimeye alışmamıştı; dudakları istemsizce kıvrıldı ve küçük bir gülümseme belirdi. Bu gülümseme, yıllardır sakladığı kırılgan yanını uyandırdı. İçinde bir yerlerde, annesinin gözleriyle karışmış bir sevgi kıpırtısı belirdi.

Atlas, Sezin'in yanına oturdu. "Ceci onu seviyor," dedi. "Senin gibi, seninle."

Sezin kısa bir nefes aldı. "Biliyorum... ama ben hazır değilim," fısıldadı. Sesi kendine bile tam güven vermiyordu. "Hazır olmadığım şeyleri yapmak... bana yakışmaz."

OYUNCUHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin