45

1.4K 105 3
                                        

Nabersiniz bebisler 🤍

Bu sıralar çok bölüm atıyom onlarda okunmuyor valla viyviyviy

Neyse hadi İyi okumalar asklar 🌷

.
.
.
.
.
.

Parktan eve dönerken kafam karmakarışıktı. Aşkın’ın bakışları hâlâ gözlerimin önünden gitmiyordu. Sigaramı yakmıştım, dumanı havaya savrulurken içimdeki sıkıntıyı dağıtmaya yetmiyordu. Tam köşeye vardım ki cebimdeki telefon çalmaya başladı. Numara yabancıydı.

Bir an tereddüt ettim, sonra açtım.

“...Karan.”

Ses. Tanıdık. Çok tanıdık. Ama boğazım düğümlendi. Konuşamadım. Birkaç saniye sessizlik oldu. Kim olduğunu çok iyi biliyordum. Anlamıştım.

“Ben Eftalya, annen”

O an nefesim kesildi. Yıllardır öldü bildiğim kadının sesi. Sanki bir gün önce karşımda onu görmemişim gibi tepki veriyordu beynim. Elim titremeye başladı, telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.

“Lütfen… dinle beni…” dedi ama ben dayanamayıp kapattım.

Bir süre olduğum yerde öylece durdum. Gözlerim yanıyordu. 

Birkaç dakika sonra ekran aydınlandı: “Bir mesajınız var.”

 Eftalya: Oğlum, senden tek isteğim bir kez beni dinlemen. Sana her şeyi anlatacağım. Ne olur kaçma benden.

Ekrana bakakaldım. Parmaklarım cevap yazmak için kıpırdadı ama sonra telefonu cebime geri ittim. Cevap yok. Yokmuş gibi davran. Yokmuş gibi…

---

Akşam olduğunda yemek kokuları bütün evi dolduruyordu. İçeri girdiğimde sofranın hazır olduğunu gördüm. Herkes yerini almıştı. Masaya oturdum, tabağıma baktığımda normal tavuklu bir çorbaydı.

Herkes sessizce yemeğini yiyordu. Bende çorbanın yarısını içtim. Sıvı şeyleri yemeyi ya da içmeyi hiç sevmezdim. Herkes çorbasını bitirince çalışan abla tabakları alıp yeni yemekleri önümüze koyuyordu. Azade hanımda kadına yardım ediyordu.

Önüme koyulan tabağa gözlerimi çevirdim. Gözlerim parladı. 

Etli kabak dolması.

 Çocukken bir kere yemiştim. Yan daire de oturan bir teyze Eftalya evde yokken getirmişti yemem için. İki gün evde olmayan annemi o da farketmiş olmalıydı yoksa normalde beni çok sevdiği söylenmezdi. 

 O kadar çok sevmiştim ki yemeği daha fazla yemek istemiştim ama gidip istemeye utandığım için istememiştim. Sonra da para kazanmaya başladığım da yeniden yiyebilmiştim kabak dolmasını.

Kimse fark etmesin diye kendimi kasmaya çalıştım ama çatalımı uzatırken iştahım belli oluyordu. Dolmanın içindeki baharatlı etin kokusu, üstüne yoğurt… dayanamıyordum. Çatalla aldım, ağzıma attım. İlk lokmada bile yüzümde istemsiz bir rahatlama oldu.

İki dakikadan kısa bir sürede bir dolmayı bitirmiştim bile.

Tam o sırada Azade hanımın sesi geldi, yumuşak bir tonla.

"Beğendin galiba Karan. Sevdiğin bir yemek mi."

Kafamı kaldırıp ona baktım. Gözlerimdeki boşluk kısa süreliğine kırıldı. Başımı hafifçe salladım.

“Evet… güzel olmuş.”

Masanın etrafında kısa bir sessizlik oldu. Çatal bıçak sesleri devam etti. Yasemin abla önüme yoğurt uzattı.

“Al biraz da yoğurt dök, daha iyi gider.”

“Sağ ol, abla,” dedim kısık sesle.

Azade hanım tebessüm etti, fazla üstüme gelmedi. Bu sefer konu kapanmış gibi oldu. Sanki sofradaki buzlar hafif çatlamış gibiydi. Ben dolmayı iştahla yerken, masadakiler de yemeğine devam ediyordu.

---

Gece boyunca odamda dönüp durdum. Annemden gelen mesaj hâlâ cebimdeydi. Telefonu açıp açıp kapattım, cevap yazmadım.

Sabah olduğunda gözlerim kan çanağı gibiydi. Yorgunluk bedenimi ele geçirmişti bile.

Yine kahvaltı kokuları yayılıyordu. Masaya indiğimde herkes yerini almıştı. Çay bardaklarının buharı havaya karışıyordu.

Ben sandalyeye oturdum. Birkaç lokma peynir, biraz da ekmek aldım. Ama kafam dünden kalma sorularla doluydu.

Baktım, sustukça içim daha da sıkışıyor. Çatalı sertçe masaya bıraktım. Herkesin bakışı bana döndü.

“Bir şey söylemem lazım.” dedim. Sesim kararlıydı.

Masada sessizlik oldu. Alp'in bebelerinin bile elleri havada kaldı.

Derin bir nefes aldım.

“Eftalya… annem… yaşıyor.”

Masada bir uğultu koptu. Asel’in kaşları kalktı, Asil şaşkınlıkla ağzını kapattı. Mihrimah’ın gözleri büyüdü, elindeki çayı döküyordu az kalsın. Ayça fısıltıyla “Ne?” diye sordu.

Azade hanım dondu kaldı. Çatalını yavaşça masaya bıraktı, dudakları aralandı.

Demek ki Cihangir kimseye bir şey dememişti.

Alpten bir ses çıktı en son.

“Ne dedin sen?”

Ben gözlerimi masadakilere tek tek diktim.

“Ölmemiş. Hastaneden çıktığım gün önümüze çıktı Göktuğ da vardı yanımda Cihangir de geldi hatta o sırada. Dün beni aradı. Sesini duydum. Sonra da mesaj attı.”

Masadaki hava birden buz kesti. 

Cihan’ın yüzü taş gibiydi. Hiçbir şey söylemedi, sadece bana baktı. Kafasının içinde bir şeyler hesaplıyordu. Biliyordum.

Ama diğerleri… hepsi şok içindeydi. Sessizlik içinde kahvaltı masası artık savaş meydanı gibiydi.

Ben ise sırtımı arkamdaki sandalyeye yasladım. Sigara isteğim boğazımı yakıyordu.

Artık geri dönüş yoktu. Gerçek masanın ortasına düşmüştü.

.
.
.
.
.
.

Haydin sonra görüşürüz bebisler🤍🌷

Gerçeklik (BxB)-Düzenleniyor-Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin