19. Bölüm

7.9K 372 6
                                        

    Fısıltılar…

   “ Hayır, henüz kendine gelmedi.”

   Kapı gıcırtısı. Yine fısıltılar…

   “ Bilmiyorum… İyi görünmüyor. Sanırım…”

   Ve yine karanlık…

   Eğer bu dünyada sevdiğiniz her şeyi kaybederseniz, sizi buraya bağlayan hiçbir şeyiniz kalmaz. Bedeniniz ruhunuza ağır gelir ve siz, ondan kurtulmak için gün saymaya başlarsınız. Sonunda bunun bir fırsatını bulduğunuzda ise hiç vakit kaybetmeden uygulardınız. Burada kaybedecek bir saniyeniz bile yoktur. Bilinmeyen sizi çağırmaktadır. Beyaz bir sayfa açmanın o dayanılmaz isteği, günahlarından arınma ve kurtulma arzusu sizi baştan aşağıya ele geçirir. Bu çağrıya nasıl hayır diyebilirsiniz? İç acılarının kanattığı ve kırdığı bu bedenden kurtulmak için daha neyi beklersiniz?

   Ben evet demiştim.

   Evet. Evet! Tanrı’nın ilk defa bana acıyacağını ve yanına alacağını düşünmüştüm. Cezamı çektikten sonra, Cennet’in kutsallığında elimden kaymasını engelleyemediğim bazı insanlarla buluşmayı düşlemiştim. Bu kadarı bana yeterdi. Artık bunca acı, nefret, korku… Büyükmüş rolü yapan küçük bir kalp için çok fazlaydı. 

   Tüm ruhumla, kalbimle “ Evet!” demiştim…

   Fakat bedenimin başka planları vardı. Karabasanların etkisiyle çırpınan, ateşle yanan ve daha da kötüsü, görünmeyen tarafları mahvolan bedenim henüz beni bırakmaya hazır değildi.

   Başaramamıştım.

   Karanlık beni sık sık içine çekiyordu. Bende ona minnettar olarak çağrısını kabul ediyordum. Yapacak başka hiçbir şeyim yoktu…

   Bütün zaman kavramlarım birbirine karışmıştı fakat bir şekilde aradan günler geçtiğini biliyordum. Her gün, vücudum uyanmaya biraz daha hazır oluyordu. Ben onu ne kadar engellemeye çalışırsam çalışayım, o bana direniyordu.

   “ Gözlerini aç ve kaderinle yüzleş…”

 

   Hayır, hayır, hayır. Gözlerimi açmayacağım. Burada ölümü bekleyebilirim. Nefes almak istemiyorum, gitmek istiyorum. Tanrım… Neden?

   “ Aç gözlerini…”

 

   Gözlerimi ilk açtığımda başardığımı düşündüm. Beyaz gül yapraklarından yapılma, yumuşak bir yatakta yatıyordum. Tavandaki melekler bana göz kırpıyordu ve etrafa sessizlik hâkimdi. Gülümsemek istedim ama dudaklarım kıpırdamadı. Her yanım büyük bir acı içindeydi. Parmaklarımı kıpırdatmayı denedim. Sadece üç parmağım bana tepki verebilmişti. Yumuşak ve pürüzsüz yüzeyi okşadım. Ruhum anın coşkusuyla dolup taşarken, canımı acıtmasına rağmen derin bir nefes aldım.

   “ Başardım.”

   Fısıltım, günışığının aydınlattığı yerde dolaşırken sonsuz bir şükran duydum. Yanılmıştım. İlk defa içimdeki ses haksızdı. Bedenimden kurtulmuştum! 

   “ Kesinlikle,” dedi tok ve gür bir ses. Bir erkek sesi… “ Uyanamayacağını düşünüp korkmuştuk fakat sen hepimizi şaşırttın.”

CENNETHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin