Odanın kapısını ardına kadar açtım ve “ Log… Bay Miller?” diye seslendim.
İçeride hiç ses yoktu. Kapıyı kapatarak bir süre olduğum yerde durdum. Nefes sesi bile yoktu. Aralık perdelerden sızan gün ışığının içinde dans eden tozları seyrettim ve derin bir nefes alarak yatak odasına girdim.
Logan burada değildi. Yatağı darmadağınık bir halde duruyordu. Gömlekler ve pantolonlar bir yana dağılmıştı. Üstelik havasızlıktan dolayı tuhaf kokuyordu.
Elimdeki kovayı ve diğer malzemeleri yere bıraktım ve camı açtım. Serin hava hızla içeri dolarken kendime ilk işimin yatağı toplamak olduğunu söyleyerek oraya gittim. Benim süslü yorganımın aksine Logan’ın sadece ince ve beyaz bir pikesi vardı. Pikeyi alıp pencereden silkeledim ve tuvalet masasının önünde duran kadife minderli sandalyenin üzerine koydum. Ardından yeniden yatağa gittim ve yastık ile çarşafı hızla kaldırdım. Yastık sandalyenin üzerine, çarşafta pike gibi silkelenmeye gidecekti.
Çarşafı hızla silkeleyip yeniden yatağa yaydım. Kırışıksız bir biçimde düzelttikten sonra pikeyi de aynı şekilde üzerine serdim ve yerdeki eşyaları toplamaya başladım.
Logan’ın odası benim odamdan daha doluydu. Ya da ben her zamanki gibi odamdaki detaylara önem vermemiştim. Gömlekleri ve pantolonları düzenli bir biçimde katlayıp yerlerine koydum. Ardından boş bira şişelerini, birkaç cam şarap şişesini, bardakları, kadehleri, yiyecek paketlerini ve kâğıtları yerden toplayarak Janice’in kovanın içine attığı çöp poşetlerinden birinin içine tıktım. Bu bardaklar herkesin iyiliği için çöpe atılmalıydı. Yıkanamayacak kadar pistiler. Kim bilir bu oda ne kadar süredir temizlenmemişti. Koku duvarlara işlemiş gibiydi. Balkonun kapısıysa kilitliydi ve üzerinde anahtar yoktu.
Duvarlara işleyen diğer şeyleri de merak ederek toz karşıtı bir spreyi elime aldım. Diğer elimdeyse turuncu bir bezle az önce boşalttığım tuvalet masasının önünü ve aynasını sildim. Çekmecelerin içini açtığımdaysa sadece kâğıtlar, zımba ve… Bu ne? Ah Tanrım.
Prezervatif poşetini hızla elimden fırlattım ve çekmeceyi kapattım. Ardından dolabı karıştırmaya başladım. Bir yandan da kirli gördüğüm yerini siliyordum. Burada giysiler haricinde bir şey yoktu. Elimi biraz daha derinlere soktuğumda kaygan ve soğuk bir şeyle irkildim. Camın sert ve pürüzsüz yüzeyini elimle kavrayarak geriye çektiğimde bunun boş bir parfüm şişesi olduğun gördüm. Pembe ve oval şekilli sade bir şişesi vardı fakat içi boştu. Başımı dolabın içine soktuğumda orada bir sürü parfüm şişesi, makyaj malzemesi ve bir çift beyaz ayakkabı gördüm. Ve vay canına, ayakkabılar Stella McCartney’di.
Kafamı geri çektim. Aklım karışmıştı. Logan bütün bu kadın malzemeleriyle ne yapıyordu?
Aman Tanrım. Logan eşcinseldi.
Neden, neden, neden hep yakışıklı erkekler ya gay ya da evli olur? Bu dünyada hiç mi adalet yok. Bunu hak edecek ne yaptım?
Yıkılmış bir halde yatağın yanında duran ufak komedini sildim. Ardından sessizce pencereleri sildim ve eserime bakmak için geri çekildim.
Bütün oda tertemiz olmuştu. Ben kesinlikle iyi bir temizlikçiydim. Eğer oyuncu olamazsam hizmetçi olabilirdim. Odada hiçbir kusur kalmamıştı.
Tam çıkacakken yastığı sandalyenin üzerinde unuttuğumu gördüm. Onu da yatağın üzerine koymak için kaldırdığımda içinden ağır bir şey, halının üzerine düşerek tok bir ses çıkarttı. Yastığı yatağın üzerine özensizce fırlatıp düşen şeyin ne olduğuna baktım.
Bir çerçeve. Altın rengi yaldızlarla kaplanmıştı fakat o kadar eskiydi ki parıltısını yitirmişti. Siyah deri yüzeyini okşayarak önünü çevirdiğimde gördüğüm fotoğrafla birlikte olduğum yerde kalakaldım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
CENNET
Storie d'amoreGeçmiş üzerinize bir gölge gibi düştüğünde, sevginizi şüpheyle yıktığında, Cennet'i Cehennem'e çevirdiğinde ve bütün güzel düşleri yıktığında; güvenebileceğiniz tek şey aşktır.
