Bir.
‘Derin bir nefes al.’ Ufak bir adım.
İki.
Aynadaki aksime baktım ve gülümsedim. ‘Bunu yapabileceğine inan.’
Üç.
‘Sakin ol. Kontrolünü asla kaybetme. Korkacak hiçbir şey yok. Her şey yolunda.’ Büyük bir adım.
Dört.
‘ Lanet olsun. Acaba iç çamaşırımın izi arkadan görünüyor mudur?’
Beş.
‘ Her şey güzel olacak.’ Kapıyı aç.
Yüzümde hafif bir gülümsemeyle kapıyı açtım. Fakat Logan’ı tam karşımda, üstelik bu halde görünce nefesim kesildi.
Üzerine sıkıca oturmuş ve o harika kaslarıyla, geniş omuzlarını ortaya çıkaran beyaz, üzerinde dikey krem rengi çizgiler olan bir gömlek giymişti. Kollarını dirseklerinin hemen altında kıvırmış, gömleğin eteklerini dışarıda bırakmıştı. Aynı şekilde gömleğindeki krem renginin tonundan biraz daha koyu bir keten pantolon giymişti. Bunu daha sonra görecek olsam bile, pantolonun kalçalarını da iyice sardığına emindim.
Dudaklarımı dişlememeye çabalayarak yüzüne baktım. Saçlarını özenle bir biçimde düzeltmiş ama buklelerinin yüzüne düşmesine izin vermişti. Gözlerinde sakin bir ifade, dolgun dudaklarında ise çok hafif bir gülümseme vardı.
İkimizde bir rüyadan uyanmış gibi birbirimize baktık. Logan’da büyük bir dikkatle beni inceledikten sonra yanağındaki o şirin gamzesini iyice ortaya çıkararak gülümsedi. Yemin ederim, o an az daha ölecektim. Fazlasıyla tapılası görünüyordu.
Çarpan kalbimin sesi yüzünden kendi sesimi duyamayacağımı zannetsem de, konuştuğumda sesim gayet sakin çıkmıştı.
“ Merhaba,” dedim. Sesim kendi kulağıma melodik bir biçimde çarptı.
“ Merhaba.” Onun sesiyse içime sıcacık bir biçimde aktı. Aklıma erimiş altın geldi.
Sonra kolunu bana uzattı ve başını eğerek “ Size eşlik edebilir miyim?” dedi.
Onun oyununu sürdürerek “ Bu bir onurdur,” dedim ve koluna girdim. Parfümünün erkeksi ve baharatlı kokusu ile duş jelinin ferahlatıcı esansı burnuma çarptı.
Lütfen ölmeyeyim Tanrım. Lütfen, lütfen, lütfen ölmeyeyim. Ya da düşüp bayılmayayım.
Topuklu ayakkabımın sakin tıkırtıları eşliğinde lobiye çıktık. Michael bir köşede durmuş sakice bize bakıyordu. Bana göz kırptı ve sonra “ Bu taraftan efendim,” dedi Logan’a.
İkimizde yemek salonunun nerede olduğunu bildiğimiz halde Michael’ın nazik talimatına uyduk. Kıkırdamamak için kendimi güç tutuyordum.
Yemek salonuna girdiğimizde, cam kenarına masaldan fırlamış gibi harika bir masanın hazırlandığını gördük. Havada hafif bir müzik vardı. Çiçek kokularının eşliğinde beyaz masaya doğru ilerledik. Logan nazik bir tavırla sandalyemi çekti ve ben oturunca sanki hiç ağırlığım yokmuşçasına hafifçe masaya ittirdi. Ardından kendi sandalyesine oturmak için döndüğünde başımı yavaşça yana eğip kalçalarına baktım. Kesinlikle formda ve esnek görünüyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
CENNET
RomanceGeçmiş üzerinize bir gölge gibi düştüğünde, sevginizi şüpheyle yıktığında, Cennet'i Cehennem'e çevirdiğinde ve bütün güzel düşleri yıktığında; güvenebileceğiniz tek şey aşktır.
