Çığlık

9.3K 356 11
                                        

"Sana yalvarırıım evlenmeyelim iki gün sonra hiç değilse kendimi toplayım" sabah uyanır uyanmaz ilk kurduğum cümle buydu. Yağız itine yalvarıyordum evet. Gülümsemesi yatakta da kahkahaya dönerken üstüme çıkıp "cidden istemiyor musun?" Nefesi suratıma vurup heyecandan kekeleyerek "e-evet istemiyorum lütfen" diye tekrar direttim. Çıplak göğsü üzerime yaklaşırken kalbim ağzımda atıyordu. "Evleneceğiz küçüğüm ama sen isteyene kadar sana dokunmayacağım sadece zorlama beni olur mu?" Evlenmek fikri bana bu yüzden bir nevi kötü gelmişti. "Olur çok iyi olur ama evlenmek zorun da mıyız?" Sesim artık üzerimden kalkması için sitemli de çıkmıştı. "Evet zorundayız" pis katil çok inatçı. Gözlerimi devirirken üzerimden kalkması için haraket ettim. "Artık kalkar mısın?" Gülerek "şimdiden taşıyacaksın kocanı alışmalısın" diyip kahkaha attı aman ne komik. "Ben yanından gitmek istiyorum kendi evime" diye konuşurken kaşları anında çatıldı. "Sen saçmalamaya başladın git duş al" diye uyararak üzerimden kalktı. O kahvenin en güzel tonunu taşıyordu gözlerinde. Gözleri çok güzel ama bir o kadar tehlikeliydi bakışları kendine hapsederken göz haraketleri katil olduğunu belli edercesine kısık bir şekildeydi. Özellikle kaşları bir kez bile normal bir şekilde bakmamıştı insanlara hep çatıktı. Duş alırken bunları düşünüp onun mükemmel olmasına bir kez daha isyan ettim. Tanrı onu boş anında yaratmıştı sanki. Gözleri alev rengine çalacakken birden kahveye dönmüş gibi güzeldi. Duştan çıkıp üzerime siyah bir pantolon ve salaş bir tişört giyip altına beyaz bir converse giydim. Günlük makyajımı yapıp aşağı indim. "Yağız bugün biraz gezelim mi" kaşı çatılırken anında baştan aşağı süzdü beni "hayırdır?" İçim bugün kıpır kıpırdı. "Baksana hava ne güzel" hava cidden güneşli ve güzeldi normal de böyle havalardan nefret eder yağmuru severdim ama bugün güzel gelmişti işte. "İşim var gidemeyiz" yüzüm anında düşerken bana bakıp "kahvaltını yap yirmi dakikan var sadece yoksa beklemem giderim" diyip elindeki kahveyi sertçe masaya vurdu bir iyilik yapıyorsan devamı gelsin yani ne yüzüme vuruyorsun. Öyle değil mi ama? Kahvaltı yapıp direk çantamı alıp beni dışarıda bekleyen arabaya bindim. "Şimdi şirkete gidiyoruz beklemen lazım bir saat olur mu?" Kafamı tamam anlamında sallayıp arabayı bekledim. Araba yarım saat kadar yol aldıktan sonra cidden baya büyük olan bir holdingin başında durdu ağzım o şeklinde açılırken etrafımızdaki koruma sayısı elli vardı. Tabela da kocaman harflerle yazılan ASLAN yazısı oldukça dikkat çekiciydi. Arabadan korumalar eşliğinde inip Yağız'ında inmesini bekledim. Arabasının anahtarını valeye verirken daha doğrusu fırlatırken yanıma gelmişti. Elini belime koyup beni yönlendirirken arama yerinden geçmeyip görevliler direk önümüzü açtı. Selam verirlerken Yağız yüzlerine bile bakmadı. Egoist pislik bende görevlilere gülümsedim. Yağız asansöre binince korumalar aşağıda kaldı. Yağız kulağıma eğilip "bir daha benden başkasına gülümsersen o adamı önce siker sonra diri diri yakarım" bunu dedikten sonra açıkta kalan boynuma sulu bir öpücük bıraktı. Yine korkudan karnıma kramplar girerken kafamı tamam anlamında salladım. Yukarı otuz ikinci kata çıktığımız da Yağız önden ilerlemeye başladı. Yağız'ın sekreteri olarak tahmin ettiğim duble mini giyinen kızıl saçlı bir kız bana küçümser bakışlar atarken Yağız'a otuz iki diş gülümsedi. Yağız kıza bakmadan içeri girince kıza da bu sefer ben otuz iki diş gülümsedim. Kız göz devirerek masasına dönerken ben Yağız'ın odasına girdim. Yağız masasına yerleşirken karnıma giren kramptan tuvalete gitmek istedim. "Yağız lavabo nerede" Yağız elinde ki dosyayı masaya bırakıp "noldu yine mi kaçacaksın ama bu sefer yeterince koruma var aşağıda güzelim hayallerin suya düştü üzgünüm" diye beni iğnelerken göz devirerek "karnım ağrıyor lütfen" dedim. En başta şüpheye düşse de "odadan çıkınca yirmi metre ilerde sağda on dakikan var hadi oraya getirtip kapıyı kırdırma bana" tam bir öküzdü ya kafamı tamam anlamında sallayıp çıktım. Tuvalete gittiğim de karnımda ki sancıların regl yüzünden olduğunu anlamam geç olmamıştı ahh evet gününü unutmuştum. Hemen işimi hallettim Allah'tan yanımda yedek taşıyordum. Ama bittiği için Yağız'dan markete gitmek için izin isteyecektim. Kapıyı çalma gereği duymadan içeri girince o sürtük sekreter kızla dudak dudağa adete birbirlerini sömürüyorlardı hatta öyle ki geldiğimi bile duymamışlardı. Sonunda kendimi toplayıp odadan çıkacakken Yağız "Hazal?" Demesiyle durdum. İğrenç adam beni de o dudaklarıyla öpmüştü. Midem kendini kasarken yüzümü tekrar onlara döndüm kız dudağını yalayıp üstünü bana bakarak düzeltti. "Hazal gel yanıma!" Yağız sesini kontrol bile etme tenezzülün de bulunmayıp o kızın yanında beni rezil etmişti. Yağız kıza dönüp "kaybol" diyince kız biraz bozulsa da mutluluğunu bozmayıp yanımdan göz kırparak geçti. Yağız'la aram da biraz mesafe varken Yağız uzun bacaklarıyla tek bir adım da boşluğu doldurmuştu. "Neden bembeyaz oldun" ahh işte en sevmediğim soru ben reglken zaten beyaz olan tenim üç kat daha beyazlıyordu. Omzumu bilmem anlamında silkip duygusallığı bırakmam lazımdı aksi takdirde ona karşı aşık felan sanardı. Ama pislik adam ona dokunmuştu o kadına dokunmuş şimdi de bana dokunacaktı bu kadar ucuz olmamalıydım. Ben böyle biri değildim. Bunları tam iki saniye içinde düşünüp kendimi direk geri çektim. Geri geri giderken Yağız demir kadar sert elleriyle bileğimi kavradı. "Sakın bana meydan okuma miniğim aksi takdir de canını yakabilirim!" Fısıltı şeklinde söyleyip tehditkar bir biçim de uyarmıştı. "Bana başkasına dokunduğun uzuvlarınla dokunma. Aksi halde mide bulantımı daha fazla tutamayabilirim." Kaşları çatık halden alaycı bir şekile dönerek üste doğru kıvrılan dudaklarına baktırdı beni. "Ahh miniğim sen bana aitsin ama ben değilim unutuyorsun." Nefesini yüzüme vururken bileğimdeki eli kendini koruyordu. "Yanılıyorsun adam sahip olmayı istiyorsan, önce ait olmayı öğreneceksin." Yüzü alaylı ifadeden yine sert haline bürünürken "benim olmadığını mı idda ediyorsun miniğim?" Sesi yüzüme nefret ve tehditle karışırken kafamı olumsuz anlam da sallayıp "hiç bir zaman senin olmayan şeyi kendinden sahiplenip etrafa duyuruyorsun acınası haldesin! Bırak şimdi kolumu zavallı!" Sesim o kadar gür çıkmıştı ki ben bile inanamamıştım. Kolumu tutan eli anında boynum ve belime dolanırken nefes alamıyordum bana kendisini bastırıp "benim olduğunu kanıtlamamı ister misin?" Bu sorunun cevabını zaten biliyordu bana kendisini iyice bastırınca istenmedik yerlerini hissetmeye başlamıştım. "Ö-özür dilerim a-ama nefes alamıyorum" sesim sonlara doğru kısılırken etraf kararıyordu sanki. "Cidden beni sinir hastası ediyorsun!" Geri çekilirken nefes almak için baya güç sarfettim elimi boynuma götürürken "sen, sen zaten sinir hastasısın! Sadist manyak!" Hareketlerim onu güldürürken iyice siniri bozulmuştu. Büyük odada kapıya baya uzaken bundan yararlanıp çantamı düşen yerden aldım ve "ben gidiyorum ruh hastası sen işine devam et" kapı kolunu kavramış açakken kapı kolu kadar sert bir el belimi kavrayıp beni kapıyla arasına alınca anlamaz gözlerle ona baktım. Bu adam cidden duygularını yüzüne vurmamakta ustaydı. "Neden cesaret hapı içmiş gibi konuşuyorsun biliyor musun?" Kafamı neden dermiş gibi sallayıp tek kaşımı kaldırdım. "Çünkü izim silinmeye başlamış" dudağı muzipçe aralanırken "ve bazen bir vampir olduğumu ve reflekslerimi unutuyorsun. Şimdi sana izin kolay geçmesin ve bir daha hemen unutama diye vampirliğimden bir kesit bırakmak isterim. Biraz acı olacak miniğim" bu sefer yüzündeki ifade eğleniyor gibiydi. Kaçma ihtimalim varmış gibi kendimi kapıya daha çok yasladım. "Yağız izleri kapatmak zor oluyor yapma yanlış anlaşılıyor" Yağız biran sinirlensede dişlerini gösterecek kadar sırıtıp "zaten doğru bir şey yapmıyoruz o terime uyacak güzelim" tam cevap verecekken boynum da hissettiğim sivri diş ve dil darbelerini hissettim cidden kendisini hisettiriyordu. Kanatmamaya özen göstererek morarması için daha şiddetli darbeler yapıyordu. Acı içinde inlerken ağzımdan küfür kaçtı. İtmeye çalıştıkça ne kadar kaslı ve ağır olduğunu bir kez daha anlamış oldum. "Bir daha bunu yapma" dudağı alaycı olarak kıvrıldı. "Sana mı soracağım?" Sorudan çok tehdit gibiydi. Gözümü devirerek ayna aradım ve odasında bir kapı olduğunu fark etmem biraz uzun sürdü. Tuvalet olan yere doğru gittiğimde Yağız'ın bana baktığını omuzlarımdaki yükden anlamaya başlamıştım. Tuvalete gidip aynaya baktığımda gördüğüm şey tiz bir çığlık atmamı sağladı. Resmen mordan mavi rengine dönüyordu. Benim çığlıma Yağız'ın kahkahası karışmıştı. Onu ilk defa böyle güzel gülerken gördüğüm için bende gülmeye başladım. İkimizin gülmesini daha yeni Yağız'ın öpüştüğü kızın elinde kahveyle dönmesiyle son buldu. Kız benden gözlerini ayırmadan "kahve içeriz diye düşündüm" diyip Yağız'a cilve yapıyordu. Vücudum kasılırken ordan gitmek için eğilip çantamı alıyordum ki Yağız bileğimi tutup kıza baktı "haklısın bir kahve güzel olur üstüne de soğuk su kovulduğun için bunlar sana iyi gelebilir haklısın yani şimdi son maaşını al ve bir daha bu holdingin önünden geçmemek üzere kaybol muhasebe katını biliyorsun" yüzüm zaferle sırıtırken kızın gözüne bakarak Yağız'ı kendime çevirdim ve parmak uçlarım da kısa ama etkili bir öpücük bıraktım etkisi belimdeki kasılan elinden anlaşılıyordu. Kendimden beklenmeyecek bir haraket daha yapmıştım. Noluyordu bana böyle? Kafamı çevirince kızın gittiğini fark ettim. Yağız gülümserken "yeri geldiğin de dişiliğini iyi kullanıyorsun kıskanman veya sinir olman mı gerek birilerine beni öpmen için?" Ahh ne yani şuan sinirlenecek ne vardı ki? "Hayır istediğim için yaptım." "Öyle olmadığını biliyorum" kafamı olumlu anlamda sallayıp koltuğa yayıldım ve Yağız da işiyle uğraşmak için üstünde durmayıp koltuğa kendi koltuğuna oturdu. Telefonla ilgilenirken birden bire interneti açınca tonlarca mesaj ve bildirim yağmıştı. Sesini kısmadığım için anında Yağız gerilen yüzü ile bana dönüp koltuğundan kalktığı gibi yanıma gelmiş ve telefonu elimden almıştı. Bunların hepsi on saniye gibi kısa bir süre de yer almıştı. Telefona bakarken kaşlarını çatıp en son model babamın yeni aldığı telefonu duvara fırlattığı gibi tuzla buz olmuştu. "S-sen ne yapıyorsun ben şimdi babama ne diyeceğim?" Yüzüm ağlamak için hazırlanırken hattın da kırıldığını biliyordum. "Yeni telefon alırız bugün o eskidi hattını da değiştireceğiz ailene mesaj atabilirsin ama sadece benim kontrolünde" kafamı olumlu anlamda sallayıp beklemeye başladım. Bir saatin sonuna sonunda geldiğimiz de ikimiz de kalkıp asansöre yöneldik ve aşağıya indik. Arabaya giderken Yağız durup arabasının gelmesini bekledi. Bu adam sıradan geçen hayatıma renk katıyordu sanki. Her yüz hattını ezbere bildiğimi yeni fark etmiştim. Bir yanım mutlu olurken ailem ve okulum aklıma gelince dolan gözlerimi geri itmeye çalıştım. Yağız fark etmiş olacak ki "sikeyim neden ağlıyorsun bir şey mi yaptım?" Sesi buz gibi soğuk çıkıyordu. Kafamı olumsuz anlam da sallayıp sonra durdum ve yüzüne tükürür gibi "evet yaptın sen yaptın beni ailemden ayırdığın yetmiyormuş gibi bir de okulumdan aldın ciddi anlamda kötü bir adamsın" yüzü gerilirken şişen kasları adeta susmamı emreder gibiydi. "Aksini hiç bir zaman idda etmedim haklısın iyi bir adam değilim. Ama bu beni senin sahipin yapamayacak kıvama getirmiyor. Hâlâ bana aitsin ve hep öyle kalacaksın. Yerinde olsam aklıma bunu kazırdım.!" Sözleri fısıltı gibi çıksada adeta vücudunda büyük bir uğultuya neden oluyordu. Vücudum gerilirken yanımıza gelen arabayı fark etmemize rağmen binmedik. "Ben kimsenin malı değilim Aslan ve kimse de benim sahipim değil!" Bende onun gibi fısıldarken ilk defa bu kadar aşağılanmış ve sinirli hissediyordum kendimi. Elleri saçlarıma dolanıp oyun oynar gibi haraketler yapıp aniden çekince ağzımdan ufak bir inleme kaçtı. Yüzünü yüzüme yaklaştırırken "haklısın miniğim sen malım olamayacak kadar asabisin ama bilmeni isterim ki şuan izini taşıdığın ve ilerde minik vampir çocuğunu taşıyacağın bu tehlikeli varlığa karşı hareketlerine dikkat etmeni isterim. Aksi halde ne yapacağını görmek istemezsin. "Beni tehdit mi ediyorsun?" Soruma karşılık çarpık bir gülümseme atarken "en azından bunu anlayacak kadar zekisin" demesi gözümü devirmemi sağlarken ikimiz de arabaya bindik. Artık gezmek istemiyordum ve anlaşılan o da gezmek istemiyordu ki soru felan sormadan sessiz bir şekilde ormanlık yola geldiğimiz de yeterince gösterişli bir araba bizim arabayı görünce arabadan inen kişi bir kaç saniye içinde arabayı durdurmayı sağlarken bir insan gücünün haraket halindeki arabayı durdurması hatta bir saniye içerisinde bunları yapması imkansız olacağı için gelen kişinin Selim olduğunu anlamak çok zor olmamıştı. Yağız gerilen kolları ile savrulmayım diye beni tutmuştu. Yağız küfür ederek arabadan inerken Yağız ile Selim büyük bir kavgaya tutuşmuşlardı. Birbirlerine deli gibi bağırırlarken arabadan inemiyordum. Yağız üstüme kitlemişti. O sıra da ne olduğunu anlamadan benim tarafımdaki kapı savrulup kendimi Selim denilen pisliğin kollarında bulmuştum. Yağız küfrederken Selim elindeki bir dosyayı ve metal bıçağı bana tutuyordu. Elinden kurtulmak için çaba sarf ederken durdum ve onları anlamaya çalıştım. Ben hâlâ ne konuştuklarını anlayamıyordum. Çünkü başka bir dil konuşuyorlardı. Sanki benim duymamı ikiside istemiyordu. O sıra da Selim bağırdı ve Yağız daha yüksek bir sesle bağırırken karnımda hissettiğim metal ile gözlerim kararırken midemin bulandığını hissettim. Ve gerisi tiz bir uğultu, korkunç bir karanlıktı...

ZüppeBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin