15

363 35 10
                                        

Bornozumla yatakta otururken üzerimdeki ağırlığın az da olsa akıp gittiğini hissediyordum. Yine de aynada gözlerim, gözlerimle buluşunca yorgunluğumu anlayabildim. İç çekip baş havlumla saçlarımı kurularken kapıda bir an belirip geri çekilen Ashton'ı gördüm.

"Özür dilerim. Giyindin sandım." dedi duvarın arkasından. Hafifçe gülümsedim.

"Sorun değil. Tamamen çıplak sayılmam. Gelebilirsin." dediğimde yeniden kapıda beliren büyük bedeni öpücüğü hatırlatıp yanaklarımı kızarttı.

"Kahve yapmaya çalıştım ama sanırım makinen çalışmıyor. Ve çayı da bulamadım." Elindeki kupayı bana uzatırken ona değmemek için dikkatle aldım. Başarısız bir denemeydi.

"Sen de bana süt mü ısıttın?" dedim kaşlarımı kaldırarak. Omuzlarını kaldırıp şımarıkça gülünce ona teşekkür ettim. Bu kadar ince fikirli olması beni şaşırtıyordu.

Aynanın önündeki sandalyeye otururken sütten bir yudum aldım.

"Senden ne istiyordu?" dedi nihayet konuya girerek. Yutkunarak gözlerimi kapattım. "Sabah da konuşabiliriz."

"Hayır, hayır. Şimdi konuşalım." dedim yeniden gözlerimi ona çevirirken. "İçlerinden biri yaralanmıştı. Onu iyileştirmem için gelmiş." Kaşlarını çattı.

"Kendi doktoruna ne olmuş?"

"Sanırım yaralanan oydu." Biraz şaşkın görünüyordu. Saçlarını karıştırıp öne eğildi. Dirsekleri, dizlerinde bana bakıyordu. "Onu tanıyor musun?"

"Doktoru mu? Birkaç kez karşılaştık. Çatışmanın ortasına girecek biri değil gibi." Başımı salladım. Gözümün önündeki yaralı adamı silmeye çalıştım. "Seni nasıl ikna etti?"

İşaret parmağımı bardağın ağzında dolaştırırken iç çektim.

"Rick'i öldürmekle tehdit etti." Şaşkınlıkla aralanan dudaklarının arasından histerik bir gülüş kaçtı.

"Ne?"

"Sanırım Rick onun için çalışıyordu. Benimle beraber olmak onun göreviydi. Ya da öyle bir şey işte. Anlayamıyorum."

Ayağa kalkıp, bardağı masamın üzerine koydum. Karmakarışık saçlarımı yana atarak pencereye yaklaştım.

"Bu da ne demek?"

"Bilmiyorum, Ashton. Adamın benimle bir derdi var. Ve," Bana ne kadar zor gelse de kelimelerin boğazımdaki düğümden kurtulup aramıza dökülmesine izin verdim. "Babam hakkında bir şeyler biliyordu."

O da benim gibi ayağa kalkarken hafifçe kaşlarını çattı.

"Ashton bu benim yabancı olduğum bir dünya." Anlayışla başını salladı.

"Biliyorum, Abigail."

"Uzak kalma gibi bir şansım olmadığını varsayarsak," Gözlerimin dolmasına engel olamadım. "Sana güvenebilir miyim?" Çatılı olan kaşları düzelirken gözlerinde bir pırıltı gördüm.

"Tabiki güvenebilirsin. Sana zarar gelmesine asla izin vermem." dedi. Korktuğum bana zarar gelmesi değildi. Ve güvenin kelimelerle kazanılmayacağını da çok iyi biliyordum. Ama duymaya ihtiyacım vardı.

"Ben küçükken babam bir cinayet işleyip hapse girmiş. Çok geçmeden de orda hayatını kaybetmiş." Ağzını bir şeyler söylemek için doldurdu ama ona izin vermedim. "Lütfen, üzgün olduğunu söyleme. Ben bunları aşalı baya oldu." dedim. "Asıl mesele Edward denen adamın bunu nereden bildiği."

Eliyle çenesini ovuştururken yeni çıkmaya başlayan sakallarını fark ettim.

"Bence soru bu değil Abigail. Eli kolu uzun biri. Önemli olan bunu neden bildiği."

"Ve benden ne istediği." diyerek yeniden yatağa çöktüm. Omuzlarımı silkerek Ashton'a baktım. "Sanırım öğreneceğiz."

"Bu ne demek?"

"Onunla buluşacağım demek." Güldü. Ben ona bakmaya devam ederken gülmeyi kesti.

"Saçmalama. Bu çok tehlikeli."

"Biliyorum. Bu yüzden sana söylüyorum. Üstelik bana karşı oynadığı kozdan sonra onun zayıf bir noktasını bulmam gerekiyor. Belki yardım edersin."

"Bu konuda iyi şanslar, New York'un en ketum adamına bulaştın." Odanın diğer tarafına yürürken bana kızdığını biliyordum. "Herifin arabasını bile takip edemiyoruz." dedi kendi kendine söylenerek.

O an aklıma arabayı durduruşu geldi.

"Luke yanlış arabayı takip etmiş dedin, değil mi?"

"Abigail," Sözünü kestim.

"Arabaları değiştiriyor."

"Ne?"

"Takip edilmemek için. Beni götürürken bir sokakta durdu. Sadece bir önlem demişti. Aynı modelde başka bir arabayı çıkarmış olmalı."

Bir şeyler çözmüş olmanın heyecanıyla ona baktım. Kollarını göğsünde birleştirmişti. Bana göz devirirken kollarını çözdü.

"Cidden bu işi bırakmayacaksın." dedi yanıma otururken.

"Karşısında savunmasız kalamam Ashton."

"Sana yardım ederim ama bir şartla." dedi pes ederken. Kaşlarımı kaldırıp ona baktım. "Burası güvenli değil. Seni güvenli bir eve götürmeliyim."

Evimi bırakıp gitmenin korkakça olduğunu düşündüğüm bir saniyeden sonra akıllıca bir tercih olduğunu anladım.

"Ne zaman başlıyoruz?"

"Sen iyice dinlendikten sonra. Sabah konuşuruz." Ayaklanırken refleks olarak eline uzandım.

"Ashton?" Başını çevirip önce bileğine sarılı elime sonra da bana baktı. "Burda kalacaksın, değil mi?" diye sordum biraz çekinerek.
Gülümsedi. Nihayet gamzeleri önüme serilmişti.

"Bana bir yastık bahşedersen." dedi. Ben de gülümseyip yatağımdaki iki yastıktan birine uzandım.

"Pek fazla yastığım yok." dedim yastığı ona verirken. Bileğini bırakınca elimin içinden soğuk bir rüzgar estiğini hissettim. Çekmecelerimi karıştırırken neden bu kadar heyecanlandığımı anlamıyordum. Hepi topu benim yastığımda, benim kokumla uyuyacaktı. Bunu aklımdan atmaya çalışırken aradığım şeyi buldum. "İşte, Dave'in eşofmanlarından biri." Gülüp onu da aldı.

"Teşekkürler." dediğinde başımla onu onayladım.

Yatak odamın kapısını tutarak, kapıya yaslanmıştım. Eşiğin bir adım gerisinde bana bakıyordu.

"İyi geceler, Ashton."

"Bundan önce bir şey sorabilir miyim?"

"Tabii."

"Calum," Boğazını temizledi. "Çıkarken unutma dediği şey, neydi?" Gülmemek için yanağımın içini ısırırken düşünüyormuş gibi yaptım.

"Hmm, sanırım beni daha iyi hissettirmek için bazı yöntemlerinin olduğundan bahsetmişti." Tepkisini kaçırmamak için yüzüne baktım. Rengi atarken, boynunda kabaran damar beni dört köşe yapmıştı.

"Böyle mi dedi?" Gözlerimin içine bakarken.

"Ne önemi var?" dedim muzip bir şekilde kapıyı kapatırken adımı söylediğini duydum ama bu beni durdurmadı.

Sırtımı kapıya yaslarken iç çektim. Yine milyonlarca şeyden bahsetmiştik. Ama öpüşmelerimizden bahsetmemiştik. Belki de böylesi daha iyiydi. Ne hissettiğimi anlayana kadar konuşmasak daha iyi karar verebilirdim.

Gözlerimi bedenime çevirirken bana neredeyse yabancı olan bu adamla, yatak odamda, bornozumun içinde babamın cinayetini bile konuşmuş olmam hakkında ne düşüneceğimi bilmiyordum.

Göz kapaklarım da bana yardımcı olmaktan geri kalmıyordu. Kendimi yatağa bırakırken Ashton'ın benim kokumla uyumasının yanısıra odamın tamamen onun kokusuyla dolu oluşunu düşünerek derin bir nefes aldım.

Ve geceye daldım.

 Valentine. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin