"Aklımla oynamayı bırak." dedim ona tersçe.
"Bunu neden yapayım?" Benim aksime sakindi. Gerçekten bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Gerçekten anlamamı sabırla bekliyordu.
"Bilmiyorum!"
Bir apartmanın giriş kapısına uzanan dört basamak merdivenden ikincisine oturdum. Biraz bana bakıp yanıma oturdu. Aramıza bir kişi daha sığabilirdi.
"Abigail, senin için tüm bunların yeni olduğunun farkındayım. En azından neler olduğunu anlatayım. Sonra bunların üzerine istediğin kadar düşünebilirsin. Ve tekrar konuşmak isteyene kadar varlığımı unuttururum."
Yüzümü ellerimin arasına saklayarak iç çektim. Bana ters geldiğinde onunla iletişim kurmak çok daha kolaydı. Çünkü bağırıp çağırmamı makulleştiriyordu. Ama karşımda böyle çaresiz pozlar keserken öfkeme kılıf bulamıyordum.
"Ashton'ın babasının bunlarla ne ilgisi var? Hem benim babam nasıl onun için çalışsın ki? O mühendisti ve Ashton'ın babası... Her neyse o işte." Gözlerimi yerden ayırmadan konuştum. Dönüp onun karanlıkta parlayan yeşil gözlerine bakmak istemiyordum. Sadece boğuk sesini dinledim.
"Herkesin pis işlerini örtecek bir paravana ihtiyacı vardır Abigail." Yine ayaklarını uzattı. "Paralarını legalize etmek için kurulan şirketler. Arthur'un o zamanlar bir yazılım şirketi varmış. Tabi şimdi genç girişimlere destek olan bir şirkete dönüştü." Sesindeki kinayeyi duymazdan gelmek imkansızdı. Yüzüne bakmasam da gözlerini devirdiğini anlayabiliyordum. Devam etmesini bekledim.
"Benim babam seninki gibi bir mühendis değildi. Sadece bir şofördü. Bir gün gelip ablamı ve beni karşısına aldı. Bizi ne kadar sevdiğini söyledi. Başımıza birer öpücük kondurdu. Annemin çok ağladığını hatırlıyorum. Sonra çıkıp gitti. Bir daha gelmedi."
Başımı ellerimin arasında kaldırırken ona döndüm. Gözleri uzağa dalmıştı. Dudakları hafifçe aralanmıştı.
"Üzgünüm." diyebildim. Başka ne diyeceğimi bilememiştim. Gözlerini benimkilerle buluşturdu.
"Ben biraz daha büyüyünce ne olduğunu öğrenebildim. Birini öldürmüştü."
Benimkiyle neredeyse aynı olan hikayesi beni manipüle edip etmediğini düşünmeme sebep oldu. Bu kadar alçak biri olmamasını umdum.
"Ama öldürmedi Abigail." Gözleri öyle keskin bakıyordu ki başka yöne bakmaktan kendimi alamadım.
"Kabullenmek zor olabi-"
"Hayır. Ciddiyim. Babamdan sonra durumumuz oldukça iyiydi. Oldukça. Annem öyle harika bir işte çalışmıyordu. Bizi gönderdiği kolejleri ödeyemezdi. Onca para nereden geldi sanıyorsun?" Kaşlarımı çatarak ona baktım. "Evet, düşündüğün gibi Arthur'dan. Yıllarca araştırdım Abigail. Nasıl adamlara, ne tür bedeller ödediğimi bir bilsen." Kendi kendine gülüp saçlarını karıştırdı.
"Babanın üzerine bir cinayet mi yıktığını söylemeye çalışıyorsun?" dedim onun dikkatini çekerken. Şimdiye kadar duyduğum en ciddi tonda cevapladı.
"Buna eminim." Tüylerim diken diken olurken kollarımı birbirine doladım. Aynı şeyin babam için de geçerli olduğunu düşünmek bile...
Yıllarca ondan nefret ederek büyümüştüm.
Yıllarca nefret ettiğim bir adamı özleyerek parçalanmıştım.
"Bunu kanıtlayamazsın."
Bana yaklaşırken üzerindeki ceketi omuzlarıma bıraktı.
"Kanıtlayamadım. Çünkü bu işe karışan her polis, her avukat, her gardiyan rüşvetle susturulmuş. Ve babam," Sesi kısıldı. "Ona ancak bir sonraki hayatta ulaşabilirim."
