1.1 ❦

7.5K 916 395
                                        


[Y.A]

Hayatım boyunca mutluluğun ne olduğunu bulmak için çabaladım.

Mutluluk vatan mıydı? Yada bir kedi, bir çiçek, para, arkadaş, sevgili? Bir şarkının içinde saklanabilir miydi koca bir mutluluk kelimesi?

Çocukların ayakkabı bağcıkları gibi, tavşanların narin bilekleri ve iskele çiçeğinin görünmez yaprakları gibi tuhaf, bir o kadar da masum bir şey olmalıydı.

Mutluluk denilen şey her neyse insanı gerçekten gülümsetebilmeliydi.

Tabii bu gülümseme öfkeden oluşmamalıydı. Tıpkı şu an Romeo'nun yüzündeki gülümseme gibi.

Bana hem öldürecekmiş gibi bakıp, hem de beni öldürecek kadar güzel nasıl gülümseyebilirdi ki?

"Bak Maira son kez söylüyorum bir daha asla tekrar etmeyeceğim,"

Romeo elini beyaz saçlarından sinirle geçirip nefesini sertçe soludu. Onu birazcık kızdırmış olabilirdim.

"Sen benimle evime falan gelemezsin! Hasta falan mısın cidden? Aklından zorun mu var?"

"Ama neden ki? Odanın avizelerini çok merak ediyorum."

Omuz silkip birkaç adım öne doğru atmıştım ki, Romeo kolumdan tutup yürümeme izin vermedi. Gerçekten sinirliydi ve sabrının son kırıntılarını zorluyordum. Ama ben sadece onun odasındaki avizeleri merak ediyordum. Çok mu şey istiyordum ki?

"Manyak mısın sen?!" diye bağırdı Romeo. Okulun çıkış kapısının hemen önünde durduğumuz için yanımızdan geçen birkaç kişi dönüp şaşkınca bize bakmıştı.

"Beyninin yerine lahana mı var senin? Tımarhaneden falan mı kaçtın? Tanımadığın bir adamın evine sırf odasındaki avizeleri merak ettin diye nasıl gitmek istersin. Ya psikopat bir seri katilsem?" Derin bir nefes almadan konuşması yanaklarının kızarmasına neden olmuştu ve böyle çok tatlı görünüyordu.

"İnan bana katil olmasam bile seni doğrayabilecek bir potansiyele sahibim şu an Maira!"

Romeo yüzüme doğru bütün öfkesini kustuktan sonra ciğerlerine derin nefesleri doldurarak soluklanmaya başladı.

"Psikopat bir seri katil değilsin." dedim ellerimi önümde birleştirerek, büyük bir ciddiyeti yüzüme maske diye geçirip.

"Nereden biliyorsun?" diye konuşup kolumu tutan elini çekti. "Ya daha kötüsüysem?"

Burukça gülümseyip sol elimle onun omzunu patpatladım. Onun aksine ben gayet sakindim.

"Unuttun mu evlat," dedim bilirkişi edasıyla. "Ben Tanrı'yım. Her şeyi bilirim."

Romeo'nun gözleri inanamıyormuş gibi sonuna kadar açıldığında iki eliyle beyaz saçlarının iki yanından tutup çekiştirmeye, bir taraftanda söylenmeye başladı. "Ben ne günah işledim?Ben kesin birisini falan öldürdüm bir önceki hayatımda."

Çıldırmış gibi davranıyordu. Yada gerçekten çıldırmıştı.

"Senin kırmızı çorapların var mı? Varsa çift giyelim, bendekilerin altında maymunlar var." dedim aniden sakin sesimle.

Romeo duraksadı. İfadesizleşen gözlerini yüzüme dikti ve aniden okulun bahçesinde yankılanacak kadar yüksek bir çığlık attı. Ben anın şokuyla birkaç adım arkaya attığımda yanımdan geçen kız elleriyle ağzını kapatıp şaşkınca Romeo'ya bakıyordu.

Romeo'nun ayrı bir havası vardı. Hiç kimseyi umursamadan istediği yerde istediği gibi konuşup, davranabiliyordu. Hiç utanmadan.

"Çıldırıyorum!" diye bağırdı Romeo. Ve kulaklarını elleriyle kapatarak koşmaya başladı. "Benden uzak dur manyak!"

Yanımdaki kıza dönerek gözlerimi kocaman açtım. O da kocaman olmuş gözleriyle bana bakıyordu. "Romeo'm gidiyor." dedim dramatik bir sesle.

"Onu durdurmalısın," diye histerik bir sesle beni yanıtladı yanımdaki kız. "Yoksa kendine başka Juliet'ler bulur, harem yaratır kendine."

Gözlerim daha da kocaman açıldığında elimin tersini alnıma yaslayıp ufladım.

"Bekle! Ah, gitme Romeo."

Romeo'nun arkasından bağırarak koşmaya başladım. Ama Romeo sadece aynı cümleyi tekrarlayarak kulaklarını elleriyle sıkıca kapatmış, deli danalar gibi koşuyordu.

"O mektubu kesinlikle yakmalıydım, o mektubu yakmalıydım, o mektubu yakmalıydım, o mektubu yakmalıydım."

Belki benden böyle kurtulabileceğini sanıyordu ama kesinlikle yanılıyordu. Birkaç dakika onun peşinden koştuktan sonra nefes nefese kalmış bir şekilde duraksadım. Avuç içlerimi dizlerime yaslayıp soluklanırken kendi kendime gülmeye başladım.

"Kaç bakalım Romeo," diye mırıldandım kendi kendime. "Ben bu hikayenin Juliet'i olmayabilirim ama.."

Kaldırımın oraya oturup daha derin nefesler almaya başladım. Ne koşmuştum ama peşinden. Bacakları benden uzun olduğu için çok hızlıydı, ona yetişememiştim.

"Ben bu hikayenin Juliet'i falan olmak istemiyorum. Ben Maira'yım. Bu hikayedeki en etkili karakter. Tanrı Maira! Yüce Maira!"

Elimi kalbimin üzerine koyup kocaman gülümsedim. "Ve büyük aşkın Juliet gibi senin ölmene neden olmaktansa, sıradan insan Maira olarak hayatını kurtarırım daha iyi."

.,

lacrimosaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin